Hoyrat!..

Hoyrat!..

Özer Akdemir Yatağan’da kömür ocakları tarafından hoyratça yok edilen zeytinleri, yaşamı ve tarihi yazdı.

Özer AKDEMİR

“Dostun bahçesine bir hoyrat girmiş”

Yan yana dizili üç termik santral bacasının yanındaki yolda ilerliyoruz. Santralin sağı solu baharın rengine bürünmüş. Bacalardan kirli beyaz bir duman göğe yükseliyor. 

“Dün fırtına sırasında görmeniz lazımdı burasını” dedi, Turgut Köyünden Kazım Erol. Çevre derneğinin yeni başkanı, bizi Çine’de karşılayıp köyüne götürüyordu aracıyla. Dünkü fırtınayı anlattı; “Rüzgar öyle sert, öyle hoyrat esiyordu ki santralin kül tepelerinden kaldırdığı tozları Yatağan’ın üstüne götürüp götürüp kustu. Göz gözü görmez oldu külden”. 

Yatağan’ı henüz çıkmadan karşımıza gelen köyü gösterip “Burası Yeşilbağcılar Köyü. Daha doğrusu bir kısmı. Yarısı yukarıda kaldı. Yarısını buraya indirdiler. İsterseniz o kömür sahasını bir görelim bizim köye gitmeden” dedi. Yeşilbağcılar tabelasını geçip sola döndük. Döner dönmez de “Tehlikeli bölge, girmek yasaktır” tabelası karşımıza çıktı. Tabeladan 20-30 metre sonrasında arabamızı yolun kenarına park edip, indik. Yolun sonuna gelmiştik zaten. Biraz yürüdükten sonra gördüğümüz manzara inanılmazdı! Asfalt yol bıçakla kesilmiş gibi bitiyordu. Aşağısı bildiğin uçurum! Yer yer göçmeler meydana gelen zemine güvenmeden, çekinerek yaklaştık kenarına. Bulunduğumuz yerden yaklaşık 50-60 metre yükseklikte olan uçurumun dibinde hummalı bir çalışma sürüyordu. Kamyonlar, kepçeler, iş makineleri tozu dumana katarak, harıl harıl çalışıyordu. Bir zamanlar Yeşilbağcılara giden asfalt yol bakanın başını döndüren bir yar haline gelmiş, karşı tepelere kadar kocaman bir vadi oluşmuştu. 

Yeşilbağcılar köyünden kalan evler yaklaşık 300-400 metre genişliğe ulaşan vadinin öbür kesiminde kalmıştı. Önünde zeytinlikleri, arka kısmında çamları ile bir zamanlar alabildiğince güzel olduğu anlaşılan tepenin eteğinde boynu bükük duruyordu köyden geri kalanlar.

Çukurun dibine yakın yerlerde tabakalar halinde kömürler görünüyor, boğaz boyunca uzanan geniş ocak Turgut Köyüne doğru genişliyordu. Turgut Köyü ile kömür ocağı arasındaki alanda bulunan on binlerce zeytin ağacı çaresiz kötü kaderlerinin gelip çatacağı günü bekliyorlardı.

*** 

“Şurası çardağımız, burası evimizi olduğu yer, diye bağıra çağıra ağlıyorlar şimdi Yeşilbağcılılar” dedi Turgut’ta bir evin bahçesinde görüştüğümüz 60 yaşlarındaki Tayyibe Demirel. Köy tereyağında nar ekşili yumurta yedirmeden de sohbet etmedi bizimle. Bin bir emekle büyüttüğü zeytinleri ellerinden alınacak eğer kömür ocağına dur denmezse. Sargılı olan sol kolunu, boynuna doladığı bir bez tutuyor. Kısmi felç geçirmesini de zeytinliklerine ve köyüne olan üzüntüsüne bağlıyor; “Şirketin müdürü Ünal bey çağırdı, gittik köylülerle. ‘Siz ne yaparsanız yapın bu kömürü oradan çıkaracağız’ dedi. Eve gittim, üzüntüden sabah kalktığımda dudaklarımda yaralar çıkmış, sol tarafıma da inme inmişti.” 

Uzun uzun köyünü anlattı. Tütüncülük yaptıklarını, iki dönüm yerden bir ton zeytin sıktığını. Osman Hamdi beyin evinden bahsetti. “Kaplumbağa terbiyecisi, 7-8 yıl bizim köyde kalmış Lagina’yı kazarken. Şimdi evi müze”. Laginayı da anlattı sonra, tapınağı, oya gibi işlenmiş mermerleri, sunak alanını, aslan kafalı çeşmeleri. Köyün etrafındaki birçok eserin hala gün yüzüne çıkarılmadığını söyledi. “Benim zeytinliklerin altında bir sürü tarihi eser var. Şimdi kömürcüler zeytinlerimizi sökerek geliyorlar ya, işte o eserleri de yok ediyorlar. Göstermelik bir iki kazı yaptılar. Kepçeyle kazı mı olur?”

Devletin yapıp ettiklerine aklının ermediğini söylerken öfkesini gizlemedi. “Köylüye diyorlar ki ülke zenginleyecek bu madenleri çıkarınca. Hiç aslı yok, aksine fakirleşiyoruz. Kömürü alıp gittikten sonra bize bu çukurları, üstünde ot bitmeyecek toprakları bırakacaklar.”

*** 

Turgut Köyü’nün dibine kadar sokulmuş maden sahası. Yürüyerek on dakikada gidiliyor artık. Ardından atlı kovalar gibi aceleyle genişleyen kömür ocağı hışımla dalmış köyün zeytinliklerine. Şimdiden on binlerce zeytin köklendi diyor köylüler. Zeytin ağaçlarının her biri bir yerde. Kimi artık kurumuş yakacak odun haline gelmiş, kimisi taze tomurcukları üzerinde boylu boyunca serilmiş toprağa. 

Çukura 40 metre yakınlıkta bir kuyuyu gösterdiler bize. Taşlarla örülmüş, yapılış zamanını bilen eden yok. “Yıllarca bütün ovadaki tütün tarlalarını sular yine de suyu eksilmezdi bu kuyunun” dediler. Kömür ocağı bu kuyuyu da yok edecek! 

Yarı gövdesinden kesilmiş, ama hala ayakta olan onlarca zeytinin ortasında yayılan bir dana hüzünlü hüzünlü baktı bizlere, “ya ben ne olacağım” der gibi. Çok değil belki 10 gün belki bir ay sonra ne o zeytinler, ne taze bahar otları kalacak buralarda! 

*** 

Osman Hamdi Bey’in konağının ikinci katından ovaya baktığınızda kömür ocağı tarafından yükselen toz bulutunu, motor seslerini duyuyorsunuz. Tam karşıdaki Gökbel dağının üzeri ise maden yaraları ile dolu. Dağın eteğine kondurulacak termik santral 15 köyü yutacak bir lokmada! 

*** 

Lagina’nın kutsal pınarına giden, upuzun ağaçların koyu gölgesi altına gizlenmiş patika sizi yemyeşil bir açıklığa çıkarıyor. Menengiç, çitlenbik, badem, kavak ağaçlarının çevrelediği açıklıkta soluklanırken, Laginanın kapısına kadar dayanan kömür ocağı kabusunu bir an unutmak için gözlerinizi kapayıp, kuşların, rüzgarın ve baharın sesini dinleyin. Hoyratça elimizden alınıp örselenen yok edilen güzelliklerin son seslerini…

Son Düzenlenme Tarihi: 14 Mayıs 2017 10:19
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.