Fırtınanın içinde: Gençliğin hareketi

Fırtınanın içinde: Gençliğin hareketi

Yüzlerce geminin yüzdüğü bu denizde, hepimizin aynı gemide olduğu söylenemez!

Kayhan GEYİK

 

“… Sular gürül gürül köpürüyor, gök gürlüyor.

Öfkeli Şimşekler alev alev patlamakta; fokur fokur kaynayan okyanusun

yukarısındaki fırtına bulutlarına götürecekti alevlerini.

Alevli okları esir almış sular, söndürmüş onları.

Suların derinliklerinde son nefesini veren okların

can çekişen kıvrıntıları yansımakta.

Fırtına bu! Fırtına kopuyor! ...”

Maksim Gorki

 

Böyle güçlü bir fırtına Gorki’ye başvurmadan anlatılamaz. Sert rüzgarların içinde doğduğumuz, fırtınaya doğru ilerlediğimiz söylenebilir. Yüzlerce geminin yüzdüğü bu denizde, hepimizin aynı gemide olduğu söylenemez!

Milyonlarca dolarlık servetleri, son teknolojik silahlarıyla hükmedenler, patronlar ayrı bir gemide; işçiler ve emekçilerin gençliği ayrı bir gemide. Gerçek o ki bu dalgalı denizin de mülkiyeti onlarda!

FIRTINASIZ YAPAMAYAN GEMİ

Kendi gemiciği olan bir avuç sermayedarın çocuğunu dışarıda bırakırsak, tüm gençlik saldırı altında. Fırtınanın yarattığı belirsizlik içinde, tüm siyasal hakların, demokratik hak ve özgürlüklerin geriye doğru gittiği bir iklim içerisine hapsediliyoruz.

Sermaye AKP öncülüğünde bu gerici, saldırgan iklimi, fırtınayı kalıcı hale getirmek istiyor. Düşünce ve ifade özgürlüğünün, taleplerin demokratik yollardan ifadesinin mümkün kılındığı bir atmosferde, tek bir güneşli günde yenileceğini, ayakta kalamayacağını düşünüyor. Milyonlarca gencin bilincinin bulanıklaşacağına, yönünü kaybedeceğine, gözün gözü görmediği bir ortamda gerçek düşmanı tanıyamayacağına olan güvenle çağırıyor fırtınayı!

Bu yüzden saldırı dalgasının yarattığı şok etkisinin tepesinde “Kimse mağduru oynamasın.”, “Seferberlik ilan ediyorum.” diye haykırarak fırtınayı çağırıyor. Fırtınasız yaşayamayacak bir iktidar kendi amiral gemisini, sınırsız yetkilerle donatmak, yenilmez, parçalanmaz kılmak istiyor.

TARİHTE ZORUN ROLÜ

Bu türden bir politik zor “ekonomik gelişmeye karşı işler, bu durumda pek az istisna ile, bir kural olarak, zor, ekonomik gelişme karşısında yenik düşer.”* Engels, üretici güçlerin, dolayısıyla ekonomik gelişmenin -fırtınanın tüm halkları kırımdan geçirmesi seçeneğini dışarıda bırakırsak, bütünüyle yok edilmesi- kendi yolunu açtığını söylediği paragrafına atıfla diyebiliriz ki tüm bu fırtınanın ne zaman son bulacağının ve fırtınadan kimin zaferle ayrılacağının belirleyeni sadece egemen sınıflar değil!

Çünkü Gorki’nin dikta ve baskı günlerini anlattığı bu fırtına da, sadece işçilerin gemileri değil, patronların gemileri de işçilerin ellerinin, emeğinin ürünü. Her şeyi üreten, hayatı her gün yeniden yaratan bir sınıfın, ürettiklerinin çok azına sahip olmasından doğan çelişki, toplumu iki temel sınıfa, başında iki farklı amiral gemisinin olduğu iki ana kampa bölüyor.

FIRTINA GÜÇLENİYOR

Bizim filomuzun başında işçi sınıfının, emek ve demokrasi güçlerinin yer aldığı bir amiral gemisi olduğu düşünüldüğünde; hareketini, rotasını tartışmak, bu fırtınada gençliğin yolunu bulması için yardım edecektir.

Fırtına şiddetlendikçe kafasını geminin ücra köşelerine gömenlerle, fırtınasız sular arayanlar çoğalmış, fırtınanın kendiliğinden geçebileceğini umanlar türemiş durumda.

Gençlik hareketi kendi amiral gemisini tamir etmek, güçlerini birleştirmek, fırtınaya dayanıklı bir yapı kurmak için fırtınanın dinmesini bekleme şansına sahip değil. Tam aksine fırtına günlerinde gençliğin en geniş kesimi, bu siyasi gericiliğin yarattığı fırtınayı bastırmak için birleşme yeteneği gösteremediğinde, daha uzun sürümlü bir kıyımla karşı karşıya kalacağız.

Her milliyetten gençliğin ideolojik bir temelde bir araya getirilmesi sorunu değildir bu. “Elde etmiş olduğumuz deneylere dayanarak ve aynı zamanda üçüncü Enternasyonal’in VII.Kongresi’nin sonuçlarını göz önünde bulundurarak hareketinizin en önemli görevlerini, faşist olmayan bütün gençliğin, öncelikle emekçi gençliğin güçlerini birleştirme görevlerini, sosyal demokrat gençlik ile birliğini sağlama görevlerini çözümlemek için doğru yollar bulacağınızı umuyoruz.” dediğinde Dimitrov, fırtına en sert döneminde olmasına karşın, Bulgaristan’da henüz böyle birlik kurulmamıştı.

Dimitrov, bütün antifaşist gençliğin tüm güçlerinin birleştirilmesi sorununun çözümünü; “kapitalist ülkelerde emekçi gençliğin/tüm gençlik kesimlerinin hayati çıkarlarına (ekonomik, kültürel, sosyal taleplerine) yabancı olmayan …” örgütler etrafında birleştirilmesi olarak koymuştur.**

Fırtına doğası gereği işçi sınıfının ve dahası burjuvazi ile çıkarı örtüşmeyen tüm gençliğin hayati çıkarlarının en fazla açığa çıktığı dönemlerden birinde kopmuştur. İktidarın bilinci köreltmeye, en azından tarafsızlaştırmaya çalıştığı gençlik, sermaye hükümeti AKP’nin her adımında ya tepki duyuyor ya yeniden yedekleniyor ya da dünkünden farklı yeni bir kampın içinde buluyor kendini. Ama fırtına sadece gençliğin değil, AKP’nin içinde yüzdüğü zemini dalgalarla sarsıyor. Gençliğin devlet kurumlarıyla, din ve milliyetçilikle ilişkisini pragmatik bir temelde sürekli bozup yeniden kurduğu bu sarsıntılı süreç, gemide kırılmayı andıran güçlü çatırdamalar duymamıza neden oluyor.

ÇÜRÜYEN GEMİLER DE VAR

Biriken tepki, geleceğe güvensizlik, barış içinde güneşli bir güne uyanma isteği ile gençliğin tehdit altındaki hayati çıkarları, fırtınayı zayıflatma iddiasındaki güçlü bir alternatif ile birleşebilir.

Bu güç gençliğin kendi örgütleriyle, ülkedeki mücadele dinamikleriyle, gençliğin talepleriyle birleşmesine bağlı olarak tanımlanabilir. Güçlü bir alternatiften; 3 sol fraksiyonun ortak hareketi ya da siyasi menşei belli iki örgütün “biz bağımsız gençlik hareketi kuruyoruz, bu bağımsız gençlik hareketi olacak” bağnazlığını kastetmiyoruz. Elbette ikincisi gençlik dinamiğine ve toplumsal diyalektiğe uygun olmadığı için kendini de yutacak popülizmin sonucu olarak çürüyecektir. Kendisinin çürümesiyle sınırlı olmayan bu tutum, gemide bir odada birleşen iki kişi bulduğunda, odaya kendi ismini vermeyi, bağımsız gençlik hareketinin büyümesi olarak algılıyor. Gemiyi de çürütüyor.

FIRTINA KUŞLARININ ÖYKÜSÜ

Türkiye’de sosyalist hareketin en güçlü atılımı, 80 darbesine giden günlerde fırtınanın en yüksek olduğu zamanda yapılır. Parti fırtınanın ortasında Erdal Erenlerin temsil ettiği bir kuşağa, fırtına kuşlarına; gençliğin en önündekilere, fırtına ile mücadele etmeyi öğretir. Bu işçi sınıfının kendi partisini doğuracak bir çalışmanın gençlik içinde mayalanmasını sağlayacak, yenilgi tanımaz bir mücadele deneyimidir. Sadece işçi sınıfının kendi partisi değil, gençliğin kendi örgütleri de mücadele içinde şekillenir, yığınlarla iç içe girer, güven tazeler ve gençliğe mal olur. Bir tırtılın koza içinden çıkmak için yaptığı onca hareket olmasa, kelebeğin kanatları fırtınaya dayanacak bir kas kuvvetine nasıl asla ulaşamayacaksa, gençlikte kendi gündelik, akademik, siyasal talepleri için, mücadele içinde şekillenmeden, bağımsız bir gençlik hareketine sahip olamaz.

Bu nedenle gençliğin kendi örgütlerini kurmak, spor okullarından, tiyatro ve müzik topluluklarına, akademik örgütlenmelerden, bölüm kulüplerine, mesleki birliklere kadar tüm gençliğin hayatının içinde, onun eğilimini gören ve onun kendi deneyimini ilerletmek için çabalayan bir tutum, diğer yanıyla gençliğin hareket halindeki, birleşmiş tüm kesimlerini OHAL, savaş ve başkanlık gibi fırtınanın en şiddetli koptuğu alanlarda birleştirmek, bu amaçla kurulmuş her platformu güçlendirmek eş bir öneme sahiptir.

GÜÇLÜ BİR CEPHE

İlan edilen asgari ücret, bugünümüz ve yarınımıza dair sermayenin açgözlülüğünün yeni bir ifadesiyken, taciz ve şiddet iktidarın söylemiyle meşrulaşırken, işsizlik ve geleceksizlik içinde tüccarların savaş sarmalına itiliyorken milyonlarca genç, gemide bir huzursuzluk yok demek yanlış olur. Tersine tüm gemide fısıltılar, yer yer bu ne kadar böyle gidecek, nasıl değişecek sorularına varıyor.

Yurt yangınında ülke çapına genişleyen tepki, Boğaziçi Üniversitesi’nde rektörlüğe kayyım atanmasının ardından, kulüplerin ilan ettiği şenlik, İTÜ Taşkışla kulüp ve topluluklarının attığı adım, böyle bir bileşimin, kozasından çıkmaya çalışan tırtılın sabırla kozayı parçalamasının nüvelerini taşır.

Fırtına içinde yaşamaya alışmak değil, fırtına içinde mücadele etmeye alışmak, buna uygun biçimler geliştirmek, örgütler kurmak, daha çok gençle tartışmanın bir araya gelmenin yollarını bulmak… Kulüp ve toplulukların, semtlerde gençlik meclislerinin, ezilen ve sömürülen inanç grupların, semt gençliğinin asgari talepler etrafında bir araya getirilmesinden başlayarak fırtınanın yıkamayacağı güçlü bir cephe örmeliyiz!

Ve elbette unutmadan; dergimiz Genç Hayat, bu cephenin örgütlenmesinde, fırtına kuşlarının bir araya gelmesinde, çağrısının yayılmasında öncü bir role, bir rota değerine sahip.

*Engels, Friedrich; Tarihte Zorun Rolü, s.56

*Dimitrov, Georgi; Gençlik İçin Notlar, s.90

www.evrensel.net