Her şeye rağmen hep yeniden

Her şeye rağmen hep yeniden

Eşitlik istiyor, özgürlük düşlüyor, emek veriyor ve “biz de varız” diyor bir arada durmanın güzelliğine varan kadınlar. Ve öte taraftan hâlâ kendilerine bir zorunlulukmuş gibi sunulan küçük dünyalarında kocaman sorunlarıyla cebelleşen binlerce kadın. Bizler de Bolu’da farklı hayatları olan iki ka

Zülal Koçer / Meryem Karakaya


Geleneksel kalıplar
İlk görüştüğümüz kadın, bir lisede biyoloji öğretmeni olan Arzu Tokgöz kadınların sıkıntı çekmesinin nedenini “erkek egemen sistemin tüm topluma nüfuz etmiş” olmasına bağlıyor. “Çoğu kadın bu durumu yadırgamıyor ve bu duruma alışıyor. Öte yandan Bolu’da da kadınların bin türlü sıkıntısı oluyor; bu duruma itirazımız olsa bile bu kalıplardan kurtulamıyoruz” diyor Arzu öğretmen. “Görev yaptığım okulda da toplumsal cinsiyetin ataerkil bakışıyla karşı karşıya kalıyorum maalesef; özellikle okul idarelerinde bu bakış açısıyla karşılaşmak daha olası. Bir başka sıkıntı ise okuldaki hiyerarşik yapı ve statü. Örneğin kocasının bulunduğu statü, kadının da kendi çevresinde bir yerde olmalıymış gibi bir durum yaratıyor.”
Arzu öğretmen Bolu’da ki yaşamını değerlendirdiği sözleri kah karamsarlık, kah umut taşıyor: “Bolu enerjisi çok düşük bir yer. İnsanlar çok rahat, Türkiye’de yaşanan sorunlardan bihaber ve kendi dünyalarına hapsolmuş durumda. Bu şehirde görece bir zenginlik var ve bu, sorunların üstünün örtülmesine yetiyor. Bu genel durum benim de enerjimi düşürebiliyor. Üretkenliğimi ve hevesimi öldüren bir durum… Ama güzel olan şu ki, bu küçük şehirde umudum sık sık kırılsa da her defasında tekrar başlayabiliyorum... Bu biraz Türkiye’de yaşanan sorunlara tepkisiz kalamama hali, biraz da çevremde hevesli birilerini buluyor olmaktan gelen bir ‘yeniden’ başlama isteği aslında.”
Son zamanlarda eğitimcilerle en çok yeni eğitim sistemi ile ilgili konuşuyoruz ya, Arzu öğretmen de 4+4+4 sisteminden duyduğu kaygıdan ve bu sistemin özellikle kadınları nasıl etkileyebileceğinden bahsediyor: “4+4+4 kesintili eğitim sistemi, özellikle kız çocuklarının eğitim öğretim hakkından yoksun kalmasına neden olacaktır. Bu da kadının toplumsal yaşamdan iyice dışlanması sonucunu doğuracaktır. Zaten eğitim sistemi, gerici-muhafazakâr, toplumsal cinsiyet rolleriyle donanmış durumda. Elde etmiş olduğumuz tüm kazanımlarımız elimizden alınıyor, eğitim haklarından dahi yoksun kalmış nesiller ise cabası…”

Ancak biz anneler bitiririz
Ve elimizde gazeteyle Çimen ablanın kapısındayız. Yine gülerek karşılıyor bizi. Çayı demlemiş bile, kocası dükkânda. Pazar günleri dışında kocasına yardıma gidiyor Çimen abla; tabii evdeki işleri toparladıktan sonra. Üç çocuğu da okula giden Çimen ablanın sırtındaki yük ağır. “Çocuklar biraz yaramazlık yapıyor” ve “işler yoruyor” da olsa çok da canını sıkan şeyler olarak görmüyor bunları. Ama Kürt bir aile olarak 6 yıl önce yerleştiği bu şehirde epey sıkıntı yaşamış.
Başından geçen bir olayı şöyle anlatıyor: “Bir gün dükkândayım, bir müşteri geldi, çiçeklerin fiyatını sordu. 5 liradan başlıyor dedim. Konuşmamadan olsa gerek dönüp ‘nerelisin?’ diye sordu. Ben aslında Vanlıyım, ama kocam Diyarbakırlı olduğu için ‘Diyarbakırlıyım’ dedim. Adam ‘doğulu olduğunuz çiçeklerin renginden belli’ deyip çiçekleri yere atarak çıkıp gitti. O an neler hissettiğimi anlatamam… Kocam orada olsaydı aynı şeyi yapamayacaktı, kadın olduğum için de yaşıyorum bunları. Sadece bunu yaşamadım, benzer birçok olay oldu. Bir kadın, bir anne, gelip bana ‘sizin orada yine askerlerimizi şehit etmişler’ diyor ve ben ona ‘bu savaşı ancak biz anneler bitiririz. Her birimiz barış annesi olursa, Kürt-Türk demeden, işte o zaman biter bu savaş’, desem de hiç anlamıyor. Öylesine susuyor işte.”   Çimen abla her gün kimlik kavgasını vermenin zorluklarıyla cebelleşiyor. Henüz 13 yaşındaki oğlu çıkıp karşısına ‘Ben Kürt değilim, Kürtler terörist’  dediğinde veriyor bu kavgayı. Çocuklarıyla Kürt oldukları için oynamayan mahalle arkadaşları, onları Kürt oldukları için “suçlayan” okul arkadaşları tedirgin edince çocuklarını... Bitmiyor kavgası Çimen ablanın.

www.evrensel.net