Tibet Masalları üzerine: Temel Keşoğlu’nu anarak

Tibet Masalları üzerine: Temel Keşoğlu’nu anarak

Temel Keşoğlu’nu bir masalcı olarak da hem çocuklarımıza hem büyüklerimize sevdirebiliriz.

Doç. Dr.Ulaş Başar GEZGİN
[email protected]

Geçtiğimiz günlerde yitirdiğimiz değerli çevirmen Temel Keşoğlu’nu birçok toplumbilim ve siyasetbilim kitabının çevirmeni olmasının yanında bir masalcı olarak da hem çocuklarımıza hem büyüklerimize sevdirebiliriz. Değerli çevirmen ve öğretmenimiz, Tibet masallarını Türkiyeli okurlara tanıtması dolayısıyla Asya’ya ilgi duyanlar için de önemli bir isim. Keşoğlu, Tibet Masalları dışında, Vietnam, Japonya, Sibirya, Romanya vb. masallarının da çevirmeni.
Tibet Masalları’nda yaygın izlekler, ejderhalar, periler, göller, yağmur ve kaynana-gelin çatışması, aile ferdi katli, hükümdar-halk ilişkisi, zengin-yoksul karşıtlığı vb. çevresinde dönüyor. İlk başta çok duygusal, keyifli görünseler de, çeşitli masallarda peri kızının bir insanoğluyla evlenebilmek için annesini ve/ya da babasını katlettiğini görüyoruz. İşin aslı, çıkarılan dersler her zaman insancıl, her zaman iyicil değil. Öte yandan, bunun Tibet masallarına özgü olmadığı da bir gerçek. Avrupa masallarında da ‘kötü’ olarak temsil edilenlere en büyük kötülüklerin reva görülmesi söz konusu.
Tibet Masalları’nda bir diğer izlek, yeniden dirilme. Zaten Budacı olduğu bilinen Tibet’in masallarında yeniden dirilmenin işlenmesi şaşırtıcı değil elbette. Ancak masallarda verilen ölüm törenleri ve ölülerle ilgili gelenekler bugünkü Tibet gelenekleriyle örtüşmüyor. Bu da, kimi masalların Tibet’in Budacılık öncesi dönemine ait olduğu izlenimi uyandırıyor. Bir diğer dikkat çekici nokta, sık sık insanların diğer varlıklara ve diğer varlıkların insanlara dönüşmesi. Bu diğer varlıklar içine hayvanlar yanında cinler, periler ve ejderhalar da giriyor. Cinlerle periler başka ülkelerin masallarında da varlar; ancak ejderha anlatıları Doğu Asya’ya özgü. Balıklar ve kuşlar aslında ejderhaymış ya da insanmış. Aslında bu dönüşümlerde genellikle adaleti sağlama çabası öne çıkıyor. Haksızlığa uğrayana doğa yardım ediyor. Bunların dışında açıkça Budacı olan masallar da var. Bir de, Buda öncesi dönemle sonrası arasındaki ara dönem anlatıları. Bu anlatılarda Tanrı inancının yer almadığı Budacılık’a çoktanrıcılık eklemleniyor. Kimi masallarda karma inancını görüyoruz: “Ne ekersen onu biçersin” ya da “iyilik yap denize at.” Masallarda özellikle de ezilenlere, yoksullara yapılan yardımları ödüllendiriyor doğa.

YOKSUL-ZENGİN VE EZEN-EZILEN İLİŞKİSİ

Tibet masalları, hemen hemen her zaman sınıf gerçeğine dayanıyor. Keloğlan anlatılarındaki gibi, Tibet masallarında da, yöneten-yönetilen ayrımının yoksul-zengin ve ezen-ezilen ilişkisiyle içiçe geçtiğini görüyoruz. Zenginler bu anlatılarda adil olmaktan uzaktır; halka zulüm ederler; ancak bu sınıfsal olarak naif masallarda, başkişi, adaletsizlikleri düzeltmek yerine zengin bir eş bulup ya da zekasını/hünerini gösterip prensi/prensesi ‘tavlayarak’ sınıf atlama peşindedir. Kahramanımız krala ya da beye savaş ilan eder; ancak bu, adaletsizliklerden çok kızını almak içindir. Genelde ‘oğlunu almak’ gibi bir durumun söz konusu olmaması ise, bu anlatıların anaerkil dönem sonrasına tarihlenebileceğini gösterir.
Tibet masallarında aşk, çoğunlukla sınıflar arasıdır; aynı zamanda, peri kızı, ejderha kralının kızı vb. örneklerden anlaşılacağı gibi türler arası da olabilmektedir. Masallarda kızın aynı türden de aynı sınıftan da olsa, evlilik dolayısıyla erkeğin evine taşındığını görürüz. Bir diğer ataerkillik izi... Bu taşınmalar nadir olarak gürültüsüz patırtısız olur. Kayınlar, yabancı olduğu için geline kuşkuyla yaklaşır; gelinin de erkek evinde kuşkuyla yaklaşması için nedenleri vardır. Burada kendi içinde evlilikten (endogami) dışarıyla evliliğe (ekzogami) geçişin izlerini görürüz. Krallık şehirleri büyük bir köy kadar küçük olsalar da, yüzyüze ilişkilerden anonim ilişkilere doğru geçildiğini anlarız. Kral bütün uyruklarını tanımamaktadır. Bu, dışarıdan gelenlerin krallığa sızmalarını kolaylaştırmaktadır.
Tibet masallarında taş anlatıları özellikle öne çıkıyor. Bu masallardan biri, çağdaş içeriği ve biçemiyle burada anılmaya değer. ‘Taşçı’ masalında, bir taşçı, toplumsal konumundan hoşnut değildir. Hayat ona bir şans verir. Her gün bir başka toplumsal konumla uyanır. Bir gün devlet büyüğü olur, öbür gün tüccar. Ama bu da yetmez, sonunda güneş olur, bulut olur, rüzgar olur, taş olur. Hiçbirinde aradığını bulamaz. Yeniden taşçılığa döner. Bu anlatı omurgası, bize, ‘Bugün Aslında Dündü’ (‘Groundhog Day’, 1993) filmini anımsatır.
Değerli çevirmen Temel Keşoğlu’nu yitireli birkaç hafta oldu. Ona Türkiye’nin kültür yaşamına katkıları için teşekkür etmeyi unutan çoğunluğun bir üyesi olarak, geç de olsa: Teşekkürler Temel Keşoğlu! İyi ki vardın! İyi ki varsın! Çevirilerinle kültürümüze isimsiz katkıların oldu. Ve bir uyarı hepimize: Değerlerimizi yaşarken sevmeyi öğrenelim, sonraya bırakmayalım.

(*) Anonim (2000). Tibet Masalları (çev. Temel Keşoğlu). İstanbul: Doruk.

www.evrensel.net
ETİKETLER Ulaş Başar Gezgin