Bir gece ansızın mı?

Bir gece ansızın mı?

Her konuda AKP’nin elini rahatlatan olağanüstü hal, bu konuda da ön açıcı oldu. AKP önce önündeki “engelleri” sırasıyla kaldırdı, sonra da gaza bastı!

Gülşah KAYA

Artık günlere “günaydın”la başlamıyoruz. “Bugün ne oldu?” diye soruyoruz ve maalesef bu soru hiçbir gün yanıtsız kalmıyor. Her gün gerçek manada “bir şey” olmuş oluyor. Birilerinin ağzı açıldıkça bir yerler kapanıyor, bir şeyler yok oluyor… Yine böyle bir günün gecesinde, AKP’li milletvekillerinin istismarcıları aklamaya yönelik önergesi düştü ekranlarımıza. Zaten bu memlekette önemli olan ne varsa, malumunuz gece geçiyor meclisten. Bu teklifin de gece görüşülmeyi hak edecek kadar önemi var elbet. Peki, bir gece ansızın… mı oldu bu hamle? Esasen böyle olmadı. Görmek için biraz geriye bakmakta fayda var.

DUVARIN TUĞLALARI TEKER TEKER DİZİLDİ

Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 103. maddesi, iptal edilene kadar, çocuklara yönelik cinsel istismar suçunu ve cezasını düzenliyordu. Maddenin 2. fıkrası suçun nitelikli halini düzenleyerek suçun vücuda organ veya sair cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda faile en az 16 yıl hapis cezası verilmesine hükmediyordu. Bahsi geçen fıkra, Anayasaya aykırılık iddiası ile iptal istenerek Anayasa Mahkemesi (AYM) önüne gitti ve AYM 12 Kasım 2015 tarihinde 2. fıkrayı iptal etti (2015/26 E., 2015/100 K.). Mahkemenin iptal gerekçeleri arasından bir tanesi ise “failin de küçük olduğu ya da fiilden sonra mağdurun yaşının ikmali ile fiili birlikteliğin resmi evliliğe dönüşmesi ihtimali” idi. Yani failin de yaşının küçük olması durumunda ya da ileride evlilik ihtimali değerlendirilerek aslında bir cezasızlık öngörülmüştü. Bir yerden tanıdık geldi mi?

Bundan 6 ay sonra, Mayıs 2016’da, Meclis bünyesinde, “Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi İçin” kurulan Araştırma Komisyonu, 479 sayfalık bir rapor yayımladı. Bilinen adıyla “Boşanma Komisyonu”nun, kadınların ve çocukların bütün haklarını sıfırlamaya yönelik bu raporu uzunca bir dönem kadınların gündemi oldu. Raporun öne çıkanlarından biri de çocuk istismarcısının istismar ettiği çocukla 5 yıl boyunca “sorunsuz” ve “başarılı” bir evlilik sürdürmesi halinde denetimli serbestlikten yararlanması önerisiydi.

Bu raporun hemen öncesinde ise Ensar Vakfı’nda yaşanan istismar olayı patlamıştı. AKP hiç zaman kaybetmeden, Aile Bakanı aracılığıyla vakfı aklamış; ardından da olayın araştırılması yönündeki önergeyi reddetmişti.

Rapor tartışması henüz sıcakken, Temmuz 2016’da AYM, yukarıda bahsettiğimiz 103. maddenin bu sefer de 1. fıkrasını iptal etti! “15 yaşını tamamlamamış her çocuğa karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranışın cinsel istismar sayılacağına” ilişkin birinci madde için de yine aynı gerekçeyi gösterdi. Mahkemenin ilk iptal kararı gündemimize pek girmese de bu ikinci karar raporun yarattığı infialin de etkisiyle epeyce tartışıldı.

Tekrar başa dönelim, yaklaşık 1 yıl önce verilen ilk iptal kararıyla birlikte mahkeme aynı zamanda, kararın resmi gazetede yayımlanmasından 1 yıl sonra yürürlüğe gireceğine karar verdi. Yani bir nevi,  yeni yasal düzenleme için meclise 1 yıl süre verdi. Bu iptalin ardından Adalet Bakanı Bekir Bozdağ bir açıklama yaparak şunları söyledi: “Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararı biz de biliyoruz. Onun tayin ettiği süre 1 yıl, ancak bu konu 1 yıl gündemde kalacak bir konu değil. Talimat verdik, arkadaşlarımız çalışıyorlar. Mümkün olan en kısa sürede bu konudaki düzenlemeyi Meclis’e sevk edeceğiz, herhangi bir gecikmeye, sıkıntıya meydan vermeyeceğiz.”

Meclise sunulan önergeyle birlikte anladık ki; bakanın 1 yıl önce verdiği talimat ve bahsettiği çalışma AKP’li vekillerin imzaladığı o suç metniymiş! Meclis genel kurulunda Bozdağ’ın bizzat itiraf ettiği gibi! Aslında bu yasa “bir gece ansızın” çıkmamış; en az 1 yıldır buna uğraşıyorlarmış. En az diyorum, çünkü bu pratiğin yolunu açan daha uzun yıllar olduğunu biliyoruz.

İPTALİN BİLANÇOSU

Anayasa Mahkemesi’nin TCK’nin 103. maddesini iptal etmesi üzerine oluşan hukuk boşluğu, adalet sistemini tıkamış durumda. Çocukların cinsel istismarı suçlarına bakan ağır ceza mahkemeleri, yasa boşluğu dolayısıyla neredeyse 1 yıldır dosyalarında karar veremiyor. Bu davaların neredeyse tamamı yeni yasal düzenlemenin beklendiği gerekçesiyle erteleniyor.

Yine aynı şekilde, görevi bu suçla ilgili dosyaları incelemek olan Yargıtay 14. Ceza Dairesi de karar veremez durumda. Daire’nin yaklaşık 1 senedir verdiği bütün kararları, AYM’nin norm iptali gerekçe gösterilerek yerel mahkemelerin verdiği cezaları bozma yönünde. Yani ilk iptal kararından bu yana mahkemelerde bu suçtan ceza çıkmıyor.

…VE O GÜN GELDİ

Görüldüğü üzere, felaket “geliyorum” dedi aslında. Bu sebeple de bu konunun bir şekilde gündemimize girmesini bekliyorduk, ancak bu “rahatlıkla” olacağını öngörememiştik sanırım. Peki, AKP’lilere bu konforu sağlayan neydi? Elbette göklerden gelen o lütuf: 15 Temmuz!

Her konuda AKP’nin elini rahatlatan olağanüstü hal, bu konuda da ön açıcı oldu. AKP önce önündeki “engelleri” sırasıyla kaldırdı, sonra da gaza bastı! Belediyelere atanan kayyımların evvela kadın merkezlerini hedef alması tesadüf değildi. Şırnak Belediyesi’nin kayyımı kadın merkezinde çalışan işçileri temizlik görevine çekti. Sur Belediyesi’nin kayyımı Kadın Politikaları Müdürlüğü’nü feshetti ve Amida Kadın Merkezi’ni kapattı. Silvan Belediyesi’nin kayyımı da kadın merkezi çalışanlarını hiçbir gerekçe göstermeksizin işten çıkardı.
Adım adım yok etmenin gücü kanun hükmünde kararnameye de dayandı şüphesiz. Bütün bu olanlara ve olacaklara örgütlü bir ses çıkaracak kadın ve çocuk derneklerinin faaliyetleri durduruldu. Bu sesleri haber yapacak yayın ve medya organları ise çoktan mühürlenmişti zaten. Hal böyle olunca, konuyu tartışmaya gerek dahi görmeyen AKP’nin birkaç erkek milletvekili, yasa boşluğunu doldurmaya soyundu.

ÇOCUK İSTİSMARINA SIFIR TOLERANS!

2004 yılında yeni TCK hazırlanırken, kaldırılması için kadınların mücadele ettiği maddelerden biri de “tecavüz mağduru ile evlenmesi durumunda failin cezasız kalması”ydı. Zira her şeyden önce tecavüz bir şiddet biçimi ve suçtur. Her suçta olduğu gibi bu suçun da faili cezalandırılır, mağduru değil. Kaldı ki adı üstünde: Ceza, ödül değil. Kadınların haklı mücadelesi o dönem sonuç vermiş ve bu madde yeni düzenlemede yer almamıştı. Ancak, tarihi tekerrüre zorlayan, akıllarla zarar bir yapı var karşımızda. AKP o dönem kaldırmakla övündüğü şeyi, şimdi çocuklar üzerinden yeniden getirmeye gayret ediyor ve suç işliyor!

Öncelikle; 18 yaşın altındaki herkes çocuktur; çocukların uluslararası sözleşmelere dayanan evrensel hakları vardır ve her koşulda çocuğun üstün yararı gözetilir. Çocukların evliliğe teşvik edilmesi ya da “rıza” kisvesiyle evliliğe zorlanması açıkça çocuk istismarıdır. Devletin sorumluluğu ise çocukları istismarcılardan korumaktır, istismar etmek değil!

Çocuk yaşta evlilikler, Türkiye’nin imzacısı olduğu sözleşmelere göre de insan hakkı ihlalidir. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi’nin (CEDAW) 16. maddesinde “Çocuğun erken yaşta nişanlanması veya evlenmesi hiçbir şekilde yasal sayılmayacak ve yasama dahil gerekli tüm önlemler alınacaktır” denilerek devlete sorumluluk yüklemektedir. Yine Türkiye’nin ilk imzacılarından olması hasebiyle övündüğü İstanbul Sözleşmesi’nin 37. maddesinde de “Sözleşmeyi imzalayan taraflar, yetişkin bir bireyi veya çocuğu evlenmeye zorlayan kasıtlı davranışların cezalandırılmasını sağlamakla yükümlüdür.” denilerek bunun bir suç olduğu vurgulanmaktadır. Bu yükümlülüklerin hangisini yerine getiriyor bizim devletimiz? Cevap belli.

AKP, her seferinde “şiddete sıfır tolerans” demekten geri durmasa da yıllarla birlikte ülkenin şiddet çıtasını hep daha yukarıya taşıdı. Sadece şu son bir yılda dahi devlet eliyle ve farklı gerekçelerle onlarca insan katledildi ya da işkenceye maruz kaldı. İktidara geldiği günden bu yana vatandaşın hakları ve kendi yükümlülüklerini hiçe sayan AKP, bugün de suç işlemeye devam ve gayret ediyor. Yıllardır haykırdığımız şeyi bugün daha net görüyoruz: Şiddet politiktir.

Hiçbirimizin hiçbir anlamda güvende olmadığı bu koşullarda; hem kendi geleceğimiz hem de çocuklarımızın geleceği için bu suça sessiz kalmayacağız. Çocukların özgürce yaşadığı bir dünyayı kurmanın yolu, AKP’nin “gece”lerini yıkmaktan geçiyor. Ne diyordu İşçi B? “Güzel günler bize gelmez, biz güzel günlere yürümedikçe.”

TÜİK’TE CİNSEL SUÇ VERİLERİ

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) “Güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuklara” ait verilerine göre, Türkiye’de 2014 yılında bin 377’si erkek, 9 bin 718’i kız çocuğu olmak üzere 11 bin 95 çocuk cinsel suçlara maruz kaldı. Cinsel suçlara maruz kalan çocukların yüzde 57,6’sını 15-17 yaş grubu, yüzde 23,9’unu 12-14 yaş grubu, yüzde 18,5’ini ise 11 yaş ve altındakiler oluşturdu.

www.evrensel.net