Sanatın sansüre direniş serüveni

Sanatın sansüre direniş serüveni

Başak Şahindoğan, kendisine ve topluma dayatılan tüm yaptırımlara karşı muhalif bir tavır sergileyen sanatçıları yazdı.

Başak ŞAHİNDOĞAN

Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim, 
akarsuyun, 
meyve çağında ağacın, 
serpilip gelişen hayatın düşmanı. 
Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına : 
- çürüyen diş, dökülen et -, 
bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler. 
Ve elbette ki, sevgilim, elbet... 
“Sanat da, hayat gibi, özgür olmalıdır” George Santayana

Sanat en genel anlamda hayatta var olmuş ve var olabilecek her şeyin tanığı ve bu tanıklığın en estetik yansımasıdır. Yapılan araştırmalar en eski sanat eserinin 75 bin yıl önceye ait olduğunu ortaya çıkarsa da insanın sanatla buluşmasının yaklaşık 100 bin yıl öncesine dayandığı tahmin edilmektedir. İnsanlık tarihinin geçirdiği evrimsel süreç de sanata doğrudan yansımıştır. Sanat tarihinin insanlık tarihiyle birlikte yazılması da bu nedenledir.  

Dünyayı değiştirmek ve tarihe tanıklık etmek amacıyla yola çıkıldığında sanat hiç bir zaman tarafsız değildir. Sanatçı çağına tanıklık ederken, özgürlüğünü ve etkinliğini kontrol altına almaya çalışan sisteme, kendisine ve topluma dayatılan tüm yaptırımlara karşı muhalif bir tavır sergilemek zorundadır. 

“Sanat dünyayı yansıtan bir ayna değildir, dünyayı biçimlendireceğiniz bir çekiçtir.”  Vladimir Mayakovski
Tarih boyunca sanat insanın kendisini en özgür şekilde ifade edebildiği alanlardan biri olmuş ve sanatçılar eserleriyle karanlıkla mücadelede toplumlarda öncü rolü üstlenmiştir. İşte tam da bu nedenle toplumsal aydınlatmayı istemeyen egemen güçler sanata ve sanatçıya uyguladıkları baskı ve sansürle aydınlanmanın önüne geçmeye çalışmıştır.

Sanat özgürlüğün en güzel ifade şeklidir. Sanatçılar özgür ruhların yeryüzündeki yansımalarıdır. Ve sanatın en önemli özelliği hiçbir otoriteye hizmet etmemesidir. Ve sanatın evrensel gücü onu sınırlamaya çalışan her türlü politikadan çok daha güçlüdür. Tarih perdesinde bir sanat eserinin evrensel sonsuzluğu karşısında tüm baskıcı unsurlar silik birer gölgeden ibarettir. 

“Mücadele bir çember gibidir, her noktasında başlar ama asla bitmez…” 

Suncomandante Marcos

Tabiki dünya yüzünde sansür tarihi de hemen hemen sanat tarihi kadar eskilere dayanmaktadır. M.Ö. V. yüzyılda tarihin en özgürlükçü toplumlarından biri sayılan Atinalılar bile, Miletus’un tahrip edilişini hatırlatan bir piyesin temsilini yasaklamışlardır. Rönesans’a kadar olan süreçte birçok sanat dalında sanatçılar eserlerinde din dışı konulardan bahsedememişlerdir. 1674 yılında Floransa’daki Brancacci Şapeli’nde yer alan, Masaccio’nun “Cennetten kovulan Âdem ve Havva” eseri müstehcen bulunarak asma yaprağı giydirilerek sansürlenmiştir. İkinci Dünya Savaşından önce Faşizm ve Nazizm ile idare edilen birçok ülkede sansür sanatın birçok alanında sanatçıların çok ağır baskılar görmesine yol açmıştır.

İçinde bulunduğumuz coğrafyada gerek Osmanlı döneminde gerekse cumhuriyet döneminde sansürden fazlasıyla nasibini almıştır. Bu topraklarda da bugüne kadar yaklaşık 23 bin kitap yasaklanmış, birçok sanatçının eserleri nedeniyle tutuklanıp sürgün edilmiştir.

“Sanat, özgürlük tarafından emzirildikçe büyür” Schiller

Sansürcü ve yasakçı güçler dün olduğu gibi, bugün de var, yarın da var olacak. Ancak tarih sayfaları geçmişte olduğu gibi gelecekte de sansürcü ve yasakçı yönetimleri değil; sanatçıları ve eserlerini yazacak. Ve sanatçılar her zaman eserleriyle direniş destanı yazmaya devam edecekler…

PROTESTO İÇİN ÇARŞAFLI TASVİR ETTİ

Fransız ressam Eugène Delacroix’nin 1830 yılında yaptığı Halka Yol Gösteren Özgürlük adlı resim, Fransız Devrimi’ni anlatan en önemli yapıtlardan biridir. Kral X. Charles’ın devrilmesiyle son bulan halk ayaklanmasını anlatmaktadır. Resimdeki özgür Fransa’yı temsil eden ayakları ve göğsü çıplak kadın figürü yapıldığı dönemden beri sürekli sansüre maruz kalmıştır. Ünlü fotoğrafçı Gérard Rancinan ise bunu protesto etmek için resimdeki kadın figürünü çarşaflı olarak tasvir etmiştir.

İŞGALİ PROTESTO EDEN HANZALA 

Hanzala 10 yaşında hiç büyümeyen bir çocuktur. Çünkü çizeri Naci el Ali Filistin'i bu yaşta terk etmek zorunda kalmıştır. Yetimdir. Çünkü Naci el Ali 1987’de kimliği belirlenemeyen bir saldırgan tarafından yüzünden vurularak öldürülmüştür. Hanzala'nın sırtı okuyucuya dönük ve elleri arkada birleşmiştir. Çünkü ülkesinin işgalini protesto etmektedir. Ülkesi özgürleştiğinde Hanzala yüzünü bize dönerek en güzel gülümsemesini hediye edecektir.

‘BİZ KAZANACAĞIZ’

Eğer sanatçıya sansürün ve baskının hikayesi anlatılacaksa mutlaka son söz Şili diktatörlerine karşı “Venceremos” yani “Biz Kazanacağız” diye haykırarak dudaklarında bir direniş melodisiyle aramızdan ayrılan Victor Jara’nın olmalıdır. Sanat halkların en büyük gücü, otoritelerin ise en korkulu rüyasıdır. Bu nedenle Jara’nın, Pinochet güçleri tarafından tutuklandığında gitarının yanında olması nasıl tesadüf değilse -gardiyanların ölüm tehdidine rağmen- diğer tutukluların da coşkuyla eşlik ettiği melodileri çalmasına engel olabilmek için ellerinin kırılması bir o kadar tesadüf değildir. Artık gitarını çalamayan Victor Jara’nın bu durumda bile şarkı söylemeyi sürdürmesi üzerine öldürülerek ellerinin kesilmesi ve diğer tutuklulara ibret olsun diye tribünlere asılması sanatın gücünü gösteren acı bir hikâyedir. Ama Jara’nın büyülü melodisi bugün hala halklara güç vermeye devam etmektedir.

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.