18 Mayıs 2012 13:10

Sadece anaç değil insandır da kadın

Cemal Ayşe’yi çeşme başında görür, sevdalanır, Ayşe de Cemal’e tutulur. “Gençler birbirlerini sevmiş, bize de yuvalarını kurmak düşer” gibi bir “medeni” aile ortamı yoktur. Bu iki köylü genç çareyi kaçmak da bulur, köylerini terk edip büyük şehre kapağı atarlar. Adam heme

Sadece anaç değil insandır da kadın
Paylaş
Devrim Büyükacaroğlu

Yukarıdaki özeti ben uydurdum ama muhtemelen bunun gibi bir şey olmuş olmalı geçtiğimiz hafta vizyona giren Can filminin anlatılmayan kısmında. Anlatılan bölümde ise Cemal’in kısır olduğunu öğreniriz. Çocuklarının olmayacak olmasını “Ben erkek değil miyim?” şeklinde algılayan Cemal, kendi kafasına göre erkek olamasa da milletin erkek sanması için yasa dışı yollardan evlatlık edinmeye karar verir. Ayşe, kocasının planı aklına yatmasa da aylarca karnında yastıkla dolaşır. Yastığı çıkartıp bir başkalarının çocuğu eve getirildiğinde ise yukarıda benzerlerini çokça izlediğiniz hikaye Yönetmen, Senarist Raşit Çelikezer’in maharetiyle “enteresan” bir mecraya girer. Ayşe, Can’ın suratına bakmaz, onu kabullenmez. Cemal de bu durumu kabullenmeyip basar gider, kaçar… Can filmi, “Ne biçim kadınmış bu Ayşe, analık etmedi zavallı çocuğa” diye de okunabilir pekala, “Helal olsun kıza,boyun eğmedi bu saçmalıklara” diye de… Can, dünyanın en büyük Bağımsız Film Festivallerinden biri olan Sundance Film Festivali’ne katılan ilk Türkiye filmi olmuş, ‘Dünya Sineması Jüri Özel Ödülü’ne layık görülmüştü. Ayşe’yi canlandıran Selen Uçer’le; kadın, erkek, çoluk çocuk meselelerini konuştuk.

Gerçek kadın karakterler oynamak istediğini söylüyordun. Can bu hedefin neresinde yer aldı?

Ayşe çok şanslı bir rol bir kadın oyuncu için. Sadece Türkiye değil dünya için de böyle. Julia Ormond diye bir oyuncu vardır, Sundance’de jüriydi, Raşit Çelikezer’e teşekkür etmiş, “kadın ekseninde” anlattığı için. Ortadoğu ve Avrupa arasından böyle bir hikaye ilgi çekti bence. Klişe bir anne çocuk ilişkisi de değil ya… Soruna dönersem Yeşilçam’da binlercesi anlatılmış bir kadın karakterin hiç ilgilenilmemiş bir tarafı var Can’da. “Köyden kente gelirler, yuva kurmak isterler ama olmaz, adam kaçar… kadın yalnız başına kalır” konulu melodramik hikayenin gerçek bir tarafını anlattık. “Türk kadını anaçtır” evet ama insandır da, sadece anaç değildir.

İnandırıcı olmayı başarıyor mu sence Ayşe’nin Can’a annelik yapmayı reddetmesi?

Eğitim seviyesi düşük, evlatlık olayını anlamamış bir kadın, bu kadar hayal kırıklığı üzerine yanındaki çocuğa ancak bu kadar iyi davranabilmiş olabilir. Ben bunu inandırıcı buluyorum. Sevgi bağının, gerçek bağın oluşmasının zaman aldığını düşünüyorum. Çocuk doğuran anneler için bile bir süreç alıyor bu.  

TÜRK ERKEĞİ OLMAK ZOR ZANAAT

Ayşe evlatlığı anlamıyor da kocası Cemal anlıyor mu sanki. O da milleti baba olabileceğine inandırmak yani kandırmak istiyor.  Evlat edinmek öyle bir şey değil tabii….

Adam “Erkek değil miyim neden çocuğum olmuyor” diye düşünüyor. Türk erkeği olmak epey zor zanaat. O kadar büyük baskı var ki; “Erkek adamın erkek çocuğu olur” kafası var ya… Aslında bütün bozukluklar buradan çıkıyor; o adam olmaktan evvel insan. “O” gerekleri sağlayamayınca sistem bozuluyor. Kadına şiddet de buradan çıkıyor. Bir şeyleri beceremeyip yanındakine çakıyor. Erkeklerin işi kadınlardan daha zor diye düşünmeye başladım ilk defa.

Cemal’in çaresizliği ne sence?

Olması gereklerle yaşayan bir sürü insan gibi kendini kabullenememesi.

Cemal Cemal, Ayşe de Ayşe olabilseydi ne yöne giderdi sence hikaye? Rolleri değil kendileri olsalardı yani…

Issız adada olsalar birlikte mutlu mesut yaşarlardı. Birbirleriyle bir dertleri yoktu zaten. Kısa devre yaptı adam “olması gerekler” yüzünden. Ki bu çok olan bir şey...

Ayşe’nin altı yıl içinde bu ölçüde büyük bir değişim yaşamasını neye bağlıyorsun?

Hayal kırıklığı… Elindeki her şey gidiyor, yaşam için kurduğu her şey yıkılıyor. Kapanıyor kadın, ağır depresyonda, yanındaki çocuğu görecek durumda değil. Kötü bir kadın değil ama çok zor günler yaşıyor. O sırada sertleşiyor hayata karşı. Tek başına Fikirtepe’de yaşıyor, “sahipsiz” bir kadın… O öfkeyi kalkan yapıyor kendine. Altı yıl sonra kocasıyla da tanıştığı diğer adamla da yüzleşiyor ve onların daha zavallı olduğunu fark ediyor. Nihayet kendi kararlarını verebilecek bir kadın olduğunu anlıyor, gözündeki perde kalkıyor aynı anda Can’ın onun için ne kadar büyük bir şans olduğunu fark ediyor.

ERKEKLER HEP ÇOCUK KALIYOR

Ayşe çocuğa hiç bakmıyor da, bakan da çok acayip üstüne düşerek bakmıyor mu? O da normal değil sanki…

Daha önce ne vardı? Adam gider, çalışır, kadın evde oturur çocuk bakardı. Çocuk odaklı olunca bir insan, tabii ki ona olması gerekenden fazla yüklenmiş oluyor. Üzerine bu kadar gelinmiş bir insan da sağlıklı yetişemiyor. Ana bağımlısı erkekler oluyor, erişkin olamıyorlar hiçbir zaman hep çocuk kalıyorlar.

Can’ın bu kadar olgun, Ayşe’yi annesi yapacak kadar ne istediğini bilir bir çocuk olmasını bu bağlamda mı okumalıyız?

Çocuk öyle “ortada kalınca” hayattan öğreniyor bir şeyler ve kadına da o öğrendikleriyle davranıyor. Annesini doğru yola çeken, onu kazanan Can oluyor haklısın. Üstünde baskı olmayınca kişinin, hayatta kalma mücadelesini kendi öğrenebiliyor. Üzerine çok düşülen birinden daha olgun olabiliyor. Ayşe farkında olmadan belki de olması gerekeni yapıyor çocuğa.

KENDİN BÜYÜMEDEN NASIL ÇOCUK BÜYÜTECEKSİN?

Herkes çocuk sahibi olmak zorunda mı? Bu kadar kutsanması normal mi?

Ben şimdi ‘yeni Kiracı’ diye bir oyun çalışıyorum, İonescu’nun. Deli bir kapıcıyı oynuyorum, yeni bir kiracı geliyor, önce işini sonra ailesini soruyor. Toplumda bir “yerin” olması için önce ailen sonra çocuğun olmalı. Kale kurmak gibi, tek başınaysan daha güçsüzsün. İşin, ailen varsa güçlüsün. Hiyerarşi yaratıyor bu baskıyı. İnsanlar ne istediğini gerçekten düşünmüyor ki… Bir statü elde etmek istiyor ve sadece yapması gerekeni  yapıyor. O yüzden herkes çocuk sahibi olmak istiyor. Oysa yapabilecek var yapamayacak var. Kendin büyümeden nasıl çocuk büyüteceksin meselesi var ki o da başka. (İstanbul/EVRENSEL)


ANTALYA SEYİRCİSİ KORKTU AMERİKALI SEYİRCİ ALKIŞLADI

Cemal ‘kısa devre’ yaptı diyorsun da… Adamlar garip şeyler isteyebilirler… Karısının karnına yastık koyup, gebe taklidi yapmasını isteyebilir mesela… Ama asıl Ayşe ondan istenen her şeyi kabullenmesi gerekirken ‘kısa devre’ yapmış olmuyor mu? Cemal’in isteklerine paşa paşa boyun eğse gül gibi geçinebilirlerdi pekala?

Yönetmen bir arkadaşım da “Kadın dediğin kabullenir, ben inanmadım Ayşe’ye” dedi. Bence bütün kadınlarda kabullenen kadınlarda bile böyle bir taraf var ama gösterilmiyor, biz onun anaç hallerini görüyoruz. Tabii bir sıra dışılığı var Ayşe’nin, hissetmediği bir şeyi yapmıyor, dürüst bir tarafı var. Bir de kaybedecek bir şeyi yok Ayşe’nin, herkes gittikten sonra o çocuğa iyi davransa ne olacak, sadece kendi kazanacak, altı yıl sonra da onu seçiyor zaten. Bir bakıyor bir tek dostu o. Her şeyi kaybetmiş ve dolayısıyla öfkeli bir kadın olan Ayşe’nin hayatına diğer adam arasında çok sert bir sahne var hatırlarsan. Antalya’da Altın Portakal seyircisi buz oldu o sahnede; “aaa kadın ne yaptı!”. Amerika’da Sundance’de kadınlar alkışladı. Çünkü kendi seçimini yapan, sesini yükselten kadına daha alışkınlar. Türkiye seyircisi filmin sonuna kadar Ayşe’yi “cık cık cık, ne kadar zalim bir kadın, neden çocukla ilgilenmiyor?” diye iç geçirerek izliyor, Ayşe’nin seçimleriyle ilgilenmiyor. Çünkü tek boyutlu kadın karakterlere alıştırıldı seyirci de, bunun değişmesi lazım.


KADIN ZOR ŞARTLARDA YAŞAMAYA DAHA ALIŞIK

Köyden yeni gelmiş ve mesleksiz Ayşe’nin, hayat karşısında, iyi kötü ayakta durabilecek bir işe sahip  Cemal’den daha güçlü durabilmesi garip mi yoksa normal mi sence?

Erkek çocuk masada “Bana tuzu versenize” diye bağırır. Kız çocuk ise usul usul uzanıp alır tuzu. Kadın kendi yolunu bulma zorunluluğu ile yaşıyor hayatta. O yüzden zor şartlarda hayatta kalmaya alışkın, erkeklerse öyle büyümüyorlar, çok daha zayıflar aslında, çok kolay pes edebiliyorlar. Geçen gün mendil satan bir kadın yanımıza geldi. Biz de bu meseleleri konuşuyoruz, biraz duymuş da olmalı söylediklerimizi… “Kocam da beni dövdü, nefret ediyorum erkeklerden, ama bir mendil alırsanız sevinirim” dedi ve gitti. Dayak yemesi çok fena ama hayatını sürdürmeyi de başarıyor bir yandan.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

‘Vur’ emrini kim verdi?

SONRAKİ HABER

Adana'da ifade özgürlüğünü kullamanın bilançosu: 11 ayda bin 12 soruşturma

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa