06 Ekim 2016 19:59

10 Ekim'den 10 Ekim'e mektup

Sabahı güneşli bir gün, toplandık bir araya.

Paylaş

Suna KARAYEL
İstanbul

Sabahı güneşli bir gün, toplandık bir araya. Güvercinlerin ürkmeden uçabildikleri bir ülke ancak biz istersek olabilirdi çünkü. Sevdiğimiz bir şair şöyle yazmıştı bir zamanlar;
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar büyüyecek 
O çocuklar...
Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
Umudu dürt
Umutsuzluğu yatıştır. 

Umudu dürtmek bir değil iki değil binlerce kişinin işi olabilirdi. Umutsuzluğu da ancak birlikte yatıştırabilirdik. İnsanlık tarihinin, bizim müfredatlarda yer almayan en önemli dersiydi bu. Roma İmparatorluğu anlatılırken atlanan Spartaküs ve arkadaşlarının hikayesi, 1. Dünya Savaşı anlatılırken atlanan 1917 Ekim devrimi ve işçi sınıfının kendisi için tarih sahnesine çıkması gibi... Bize anlatılmayan ama bizim ellerimizle şekillenen bir tarih dersi bize böyle söylüyordu. 
Biz o gün Ankara’ydık;
Barışa ne denli ihtiyacımız olduğunu anlatabilmek için oradaydık.
Bir bebeğin daha Aylan Kurdi gibi Ege kıyılarına cansız bedeni vurmasın diye,
Demokrasinin ‘tek ses’ olmadığını anlatmak için oradaydık.
Tüm gürültü içinde okullarımıza dair, hayatımızı zorlaştıranlara dair söyleyecek sözümüz olduğu için oradaydık
Edebiyat derslerinde Yaşar Kemal’in İnce Memed’i hak ettiği yeri bulabilsin, demirin tuncuna
kalmak son bulsun diye oradaydık.
Karanlığın ve suskunun tüm tehditkarlığıyla karşımıza dikildiği günlerden geçiyoruz şimdi.
Kapatılan televizyonların, gözaltına alınan yazarların, ihraç edilen akademisyenlerin isimlerinin geçtiği ‘demokrasi’ haberleri okuyoruz.
İçinde fiziğin, kimyanın, biyolojinin değil ama hurafeleri öğrenmenin zorunlu tutulduğu ders müfredatları görüyoruz. 
Şort giymenin tekme ile karşılandığı haberler okuyoruz.
Kulaklarımızı sağır eden sesin, gözlerimizi kapatan toz dumanın içinden çıkıp geldik.
Umudu birlikte dürtmek, umutsuzluğu birlikte yatıştırabileceğimizi anlatmak için o mahşer yerinden ayağa kalktık.
Edip Cansever’in Ahmet Abi’si biliyor o çocukların bir gün büyüyeceğini. Biz büyüyoruz işte. Her bir mücadelede güçlenerek. 
İyiye, güzele dair ne varsa biz ses verdikçe, birlikte durdukça olduğunu görerek büyüyoruz. 
Daha nice yol gideceğiz. 
Şort giymenin tekmelere sebep olmadığı bir ülke için yürüyeceğiz birlikte. Liselerde sırtımızı dönecek bir karanlık olmasın, tarih derslerinde içi boş kahramanlık masallarını değil kendi tarihimizi öğrenelim diye, üniversite sıralarında hocalarımızla birlikte özgürce tartışabilelim diye yürüyeceğiz. 
Vakıflara mahkum olmadan, geleceğimizi kimseye kiralamak zorunda olmadan okuyabilelim diye yürümeye devam edeceğiz. 
Gezi Parkı’nın önünden geçerken hatırlayacağız o ağaçların nasıl orada durabildiklerini, tekmeci saldırganın yakalanmasını bizim tepkimizin sağladığını bilerek okuyacağız haberleri. “Formasyon hakkımızı alamazsınız” dediğimizde alamadıklarını bilerek oturacağız sıralarımızda.
Görünce bir nefes alabildiğimiz ne kadar şey varsa dişimizle tırnağımızla kazandığımızı bilerek yürüyeceğiz. 
Bu satırları okuyan sevgili arkadaşım, seninle birlikte yürüyeceğiz bu yolu. 
Unutma; umudu dürtmek birlikte olursak yapabileceğimiz bir iş.
Gel birlikte büyüyelim, kendimizle birlikte mücadelemizi de büyütelim.

ÖNCEKİ HABER

Herkese olan sabrıyla öne çıkan bir genç: Hasan Asker Özmen

SONRAKİ HABER

Cannes Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa