06 Ekim 2016 19:31

Ne oynadılar, neden oynadılar?

Baskı dönemlerinde seslerini sanatlarıyla ortaya koyan sanatçılara yer verdiğimiz sayfamızda bu sayıda tiyatro sanatçılarını konuk ediyoruz.

Paylaş

Baskı dönemlerinde seslerini sanatlarıyla ortaya koyan, düşünceleri yüzünden sansüre maruz kalan sanatçılara yer verdiğimiz sayfamızda bu sayıda tiyatro sanatçılarını konuk ediyoruz. Yerli ve milli” toplum yaratma çabalarının sanata yansımasını yakın zamanda “devlet tiyatrolarında sadece yerli oyunların oynanması” tartışmasıyla tanıklık ettik. Devlet tiyatroları bu sezon da “yerli olmayan” oyunları oynayabilecek. Biz de bu sırada sanatın evrensel niteliğini, amacını ve toplum üzerindeki etkisini aklımızın bir köşesinde, sınıflarda, kafelerde tartışırken  tiyatro salonlarını doldurmaya devam edeceğiz.


ANTİK YUNAN TİYATROSU
Tiyatro tarihinde özellikle toplumun kendisine yönelik, güncel olaylarla ilgili oyunlar oynama geleneği vardır. Bu, toplumu bilinçlenmeye, değişime teşvik eden bir gelenek. Atina demokrasisinde, güldürü şairlerinin tiyatrolarda sergiledikleri siyasi hicivler, toplumun görüşleri üzerinde büyük etki yaratıyordu. “Polis”lerden ya da Yunan toplumunun demokratik şehir devletlerinden yükselen erken Batı dramları, tiyatral performanslar, dini ayinler, politik buluşmalar için kullanılan amfi tiyatrolarda sergileniyordu. Bu dramların, üzerinde durduğu siyasal meselelerin toplumla bağını gösteren törensel, toplumsal bir önemi vardı. Atina toplumunun siyasal merkezindeki tartışmalı, önemli konuların bu kadar açık görüşlü şekilde incelenmesi şaşırtıcıdır. Bu sayede, ilk demokrasinin gelişip kendini düzeltmesi için yapılacak cürretkar bir öz incelemenin yolu açılıyordu. Politik tiyatro, izleyicinin kendi inançlarına meydan okur, ahlak değerlerini eleştirel bir biçimde tartmaya teşvik eder.


BERTOL BRECHT
1898’de Almanya’da doğan Bertol Brecht, 20.yüzyılın en etkili Alman şairi, oyun yazarı ve tiyatro yönetmeni olarak tanınır. “Epik tiyatro”nun, diğer bir deyişle “diyalektik tiyatro”nun kurucusudur.
I.Dünya Savaşı’nın arifesinde, daha okulda iken  Horatius’un “Dulce et decorum est pro patria mori” (Anavatan için ölmek hoş ve onurludur.) sözü üzerine yazdığı bir kompozisyonda “Anavatan için ölmek hoş ve onurludur” sözünün “yalnızca boş kafalıların rağbet ettiği” bir propanga sloganı olduğunu savunarak savaşa karşı tavrını net olarak koydu. Bu nedenle okuldan atılmakla cezalandırılması gündeme gelmişti.
1920’li yıllarda Brecht artık kendini komünist olarak tanımlıyordu. Politik düşüncelerine paralel olarak “epik tiyatro”su da gelişti. Brecht, eserleri ile toplumsal yapıyı şeffaf hale getirmeyi, özellikle yapının değiştirilebileceğini göstermek istiyordu. Ona göre edebi metinler bir işe yaramak zorundaydı.
1933 yılının başında “Tedbir” adlı oyunu polis tarafından yasaklandı. 28 Şubat günü, Reichstag Yangını’ndan bir gün sonra Brecht, Berlin’i terk etti. Aynı yılın mayıs ayında eserleri Naziler tarafından yakıldı. 
1956 yılının mayıs ayında hayatını kaybetti.
EPİK TİYATRO
“Bertol Brecht’in kuramını saptadığı ve uygulamasını yaptığı epik tiyatronun amacı, toplumun karmaşık yapısını, toplumsal ilişkilerin diyalektik örgüsünü açıklamak, seyircinin bu konularda düşünmesini ve bilinçlenmesini sağlamaktır. 
Brecht’e göre dramatik tiyatro seyirciyi büyülemekte, onu uyuşturucu madde gibi etkilemektedir. Sahne, seyircinin kendini tümü ile kaptırdığı bir masal evreni olmuştur. (...) Bertol Brecht, gerçekçi tiyatronun güçlü bir illüzyon duygusu yaratmasına karşı, seyircinin seyrettiği gerçeklerle kendi gerçeği arasında sağlam, akılcı bir ilinti kuramadığını ileri sürmüştür. 
Epik tiyatro illüzyonu bozma ilkesini benimsemiştir. Seyirci tiyatro oyunu karşısında olduğunu bilerek seyredecektir. Böylece sahnede gördüğü tarihsel olayları, tarihsel çerçeveler içine oturtabilecek, sahnede gördüğü gerçeklerle kendi tanıdığı gerçekler arasında karşılaştırma yapabilecek, benzerlikler varsa onları saptama olanağı elde etmiş olacaktır.”
(Şener Sevda. Dünden Bugüne Tiyatro Düşüncesi.)


KONSTANTİN STANİSLAVSKİ
Stanislavski, 1836’da Moskova’da doğdu. 1898’de kurulan dünyaca ünlü Moskova Sanat Tiyatrosu’nun kurucularından biridir. Stanislavski, Moskova Sanat Tiyatrosu’nda, daha sonra “metot oyunculuğu” olarak tanınacak olan yeni bir oyunculuk anlayışı geliştirdi.
1917 Devrimi’nden sonra kitlelerin estetik eğitimi üzerine çalışmalar yaptı. Çehov, Gorki ve Bulgakov’un eserlerini sahneye taşıdı. Stanislavski, SSCB’de “Halkın Sanatçısı” ünvanı verilen ilk sanatçılardan biridir.
1938’de hayatını kaybetti.


ORHAN ASENA
Diyarbakır’da 1922’de dünyaya gelen Asena, ilk ve orta öğrenimini Diyarbakır’da tamamladı. İstanbul Tıp Fakültesi’ni 1945 yılında bitiren sanatçı, 1945-52 yılları arasında Anadolu’nun çeşitli yerlerinde hükümet tabipliği yaptı. 
Asena, 1954 yılında Devlet Tiyatrolarında oynanan “Tanrılar ve İnsanlar-Gılgameş” adlı yapıtıyla dikkatleri üzerine topladı. 
“Tohum ve Toprak”, “Simavnalı Şeyh Bedrettin” gibi eserlerinde Anadolu insanını işleyen Asena, “Şili’de Av”, “Ölü Kentin Nabzı” ve “Bir Başkana Ağıt” eserlerini Şili ve Şili’deki karşı devrim üzerine yazdı.
Yapıtlarında tarihsel olayların yanı sıra, güncel olayların atmosferinden de yararlanan, başkaldırı temasını egemen olduğu eserlerinde kişilerin iç çelişkilerini sergileyen sanatçının 50’yi bulan yapıtlarından ancak yarısı sahnelenme ve basılma olanağını buldu.
Orhan Asena, 15 Şubat 2001’de hayatını kaybetti.


AUGUSTO BOAL

1931 doğumlu Augusto Boal, çalışmalarıyla tiyatroyu demokratikleştirmek, ezilenlerin sesi haline getirmek için yarım yüzyıl mücadele verdi. Kariyerine 1960’lı yıllarda Brezilya’da Arena Tiyatrosu’nda başlayan Boal, askeri darbenin ardından ülkesini terk etmek zorunda kaldı. 1970’lerin başlarında Peru’da, ilk Ezilenlerin Tiyatrosu çalışmalarını başlattı. 
Boal’a göre, “Tiyatro eylemi zorunlu olarak politiktir, çünkü insanların bütün eylemleri politiktir ve tiyatro da bu eylemlerin yalnızca biridir... Tiyatroyu politikadan soyutlamaya çalışanlar bizi temel bir yanlışa sürüklemek istiyorlar ki, bu da politik bir tutumdur...”
EZİLENLERİN TİYATROSU
Ezilenlerin Tiyatrosu, Augusto Boal tarafından 70’li yıllarda bir “politik tiyatro” formu olarak geliştirilmiştir. Seyircinin düşünme ve eylemde bulunma etkinliğini sahne üstündeki oyuncuya devreden edilgen bir rol üstlenmesi Boal’in karşı durduğu ana unsurdur. Boal, eylemde bulunma iradesinin seyirciye devredilebileceği bir alternatif model önerir. Seyirci ve oyuncu ayrımının ortadan kalktığı bu yeni tiyatro anlayışında yeni bir terim ortaya çıkar: seyirci-oyuncu.
Ezilenlerin Tiyatrosu’nun bütün uygulamalarında, dramatik eylemin katılımcılar açısından yakıcı bir öneme sahip somut bir sorunu içermesi esastır. Bu sorun, katılımcıların yaptığı tartışmalar sonucu ortaya çıkmış ve katılımcıları düşünme ve eyleme kışkırtacak ölçüde güçlü olmalıdır.


ANTONİO BUERO VALLEJO
1916’da İspanya’da doğan Vallejo, İspanya İç Savaşı zamanıyla ilgili çalışmalarıyla tanınan şair ve oyun yazarlarının oluşturduğu ‘36 Kuşağı temsilcilerindendir. Ayrıca Vallejo, İspanya İç Savaşı döneminin en önemli İspanyol oyun yazarı olarak kabul edilir.
1934-1936 arasında sanat çalışmalarına başlayan Vallejo, iç savaş sırasında Franco’ya karşı savaşan cumhuriyetçi orduda tıbbi yardım görevinde bulunmuştur. Savaştan sonra altı yıl hapishanede kaldı. 
Çalışmalarında Franco dönemi ve sonrasında İspanya’nın sorunlarını konu edindi. Yazdığı trajedilerde geleceğe dair olan umudu göze çarpar. 
YAKICI KARANLIKTA
Görme engelli öğrencilerin gittiği bir okulu merkezine alan oyunda okul öyle bir şekilde dizayn edilmiştir ki öğrenciler, göremediklerinin farkına bile varmazlar. Fakat, okula gelen Ignacio, görme engelli olduğunu hiçbir zaman kabullenemez ve hep bir çıkış yolu arar.
Oyun, bazı eleştirmenler tarafından Franco rejiminin baskılarını pasif bir şekilde kabullen İspanya halkının “körlüğü”nü sembolize ettiği yönünde yorumlanmıştır.


GENCO ERKAL
1938’de İstanbul’da doğan Genco Erkal, İstanbul Üniversitesi psikoloji bölümünü bitirdikten sonra Türkiye’nin önemli özel tiyatrolarında çalıştı. 1969’da bugün de sanat yönetmeni olduğu Dostlar Tiyatrosu’nu kurdu.
GÜNEŞİN SOFRASINDA-NAZIM İLE BRECHT
Genco Erkal’ın uyarlayıp yönettiği oyun, 20.yüzyıl edebiyatının iki önemli ismi bir araya getirdi. Bir müzikal söyleşi tadındaki eserde, aralarında Zülfü Livaneli, Fazıl Say, Timur Selçuk, Cem Karaca, Edip Akbayram gibi isimlerin de bulunduğu usta müzisyenlerin besteleri de yer alıyor. 
Oyun, ağustos ayında OHAL gerekçesiyle yasaklanmış, Erkal, “Sanattan, sanat yaratıcılarından elinizi çekin. Sanatı, sanatçıyı yasaklayanlar geleceğin kaybedenleridir. Bunun böyle bilinmesini isteriz. Sanat düşmanlığınızı buna benzer bahanelerle sürdürmeye devam ederseniz, kaybedeceksiniz.” sözleriyle tepkisini dile getirmişti.


ARTHUR MİLLER
1915’te ABD’de doğan Arthur Miller, 20.yüzyılın en önemli Amerikalı oyun yazarlarından biri olarak kabul edilir.
Babasının 1929 krizinde iflas etmesi Miller’ı derinden etkiledi. 1938’de bir tiyatro projesine katıldı, proje “komünist eğilimleri” nedeniyle iptal edildi. Sosyalizme yakınlık duyan Miller’ın toplumsal eleştirileri, “Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi”nin dikkatini çekti. 1957’de bu nedenle para cezasına mahkum edildi.
Miller’in kahramanları, haşin bir toplum içerisinde, kendi vicdanlarıyla yaşayabilmek için bireysel suç ve sorumluluklarıyla uzlaşmaya çalışırlar. İlk bakışta oyunları, genellikle aile hikâyelerini anlatan bireysel dramlar gibi gözükse de, çağının önemli toplumsal, siyasi ve ahlaki sorunlarına eğilirler.
Şubat 2005’te hayatını kaybetti.
“CADI KAZANI”
Miller’ın 1952’de yazdığı oyun, 17. yüzyılda ABD’nin Massachusetts eyaletindeki Salem kasabasında cadılıkla suçlanan bir grup insanın cadı mahkemelerinde yargılanıp idam edilmesi olayını ele alır. Eserde tüm baskı yönetimlerine ve baskı dönemlerine gönderme yapılmakta; özellikle de yazıldığı dönemde ABD’de hüküm süren, pek çok kişinin komünist ya da “komünist duygudaşı” olmakla suçlanıp saldırgan soruşturmalara uğramasına neden olan McCarthycilik hicvedilmektedir.
Miller’in kendisi de bu eserden ötürü komünizmi desteklemekle suçlanarak 1957’de Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi tarafından yargılandı.


LION FEUCHTWANGER
Feuchtwanger, 1836’da Almanya’da doğdu. Weimar döneminde edebiyatın öncü isimlerindendi. Eserleri, Brecht’i çokça etkiledi.1933’ten önce Nazileri sıkça eleştirdi, 1933’te Hitler’in başa geçmesiyle birlikte hükümetin hedefi olacağı tahmin ediliyordu. Bu tarihten sonra hayatını sığınmacı olarak geçirdi. 
1958’de ABD’de hayatını kaybetti.

ÖNCEKİ HABER

Bilim itaat etmez

SONRAKİ HABER

AYM, yolsuzluk soruşturma komisyonuna yayın yasağına hak ihlali kararı verdi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa