Aslı Erdoğan edebiyatı: Sözcüklerle dans

Aslı Erdoğan edebiyatı: Sözcüklerle dans

Aslı Erdoğan eserlerinde güçlü bir edebiyatı, zeki bir fizikçinin özellikleri tamamlar.

Fatih POLAT

“Bazen insana hiçbir şey hatırlamak kadar acı veremez, özellikle de mutluluğu hatırlamak kadar. Unutamamak. Belleğin kaçınılmaz intikamı. Herhangi bir iz taşınıyorsa eğer, bu bir zamanlar bir yara açıldığındandır. 
Yaşadığımız anları dondurup cümlelere dökme çabası, çiçekleri kurutup kitap yaprakları arasında ölümsüzleştirmeye benzer.”

Eğer, çocukluğunda yazdıklarını saymazsak Aslı Erdoğan’ın bir kitap olarak okurla buluşan edebiyatı, 1994 yılında yayınlanan Kabuk Adam romanının girişindeki bu cümlelerle başlıyor. Aslı Erdoğan, Özgür Gündem’in Yayın Danışma Kurulu üyesi olduğu için tutuklanmasından önce, onun sadece gazete yazılarını okumuştum. O cezaevine gönderilince, ben de onun kitaplarını okumaya başladım. Rahatlıkla söyleyebilirim ki Aslı Erdoğan’ın edebiyatını tanımak benim için önemli bir edebi özgünlüğün gecikmiş keşfiydi.
Amerikan Robert Lisesi, ardından Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünü bitiren ve yüksek lisansını CERN (Conseeil Europeen pour la Recherche Nucleaire)’de hazırlayan Aslın Erdoğan, Rio de Janeiro’da başladığı fizik doktorasını yarıda bırakarak yazmaya yönelir. 

SÖZCÜKLERE RİTİM KAZANDIRMAK

Aslı Erdoğan, TRT Türk’te 2013 Eylülünde yayınlanan İnsan Manzaraları’nın 5. bölümünde çocukluğundan edebiyatına kadar uzanan süreci anlatırken, bale tutkusundan söz ediyor ve “İlk paramı klasik bale dansçılığı ile kazandım” diyor. Ben de, ‘Kabuk Adam’ ile başlayıp, ‘Kırmızı Pelerinli Kent’ ile devam edip, ‘Mucizevi Mandarin’ ve ardından da ‘Taş Kent ve Diğerleri’ni okuyunca şöyle düşündüm: Aslı Erdoğan edebiyatı, bir tür sözcüklerle dans. Sözcükleri birbirine bağlarkan onlara ritim ve müzik kazandıran bir dans. 
‘Kabuk Adam’ bu dansın henüz ritmini yeni bulmaya çalışan halidir. ‘Mucizevi Mandarin’ sözcüklerin esnek ve kıvrak hareketlerle birbirinin çevresinde döndüğü, yer yer birbirinin içine geçtiği izlemesi müthiş keyifli bir danstır. 

‘Kırmızı Pelerinli Kent’ ise yazarın hayat ile ölüm arasına yerleştirdiği Rio metaforu ile en dehşetli dansıdır diyebiliriz. Bu romanda yazarın edebi dili artık demlenmiştir ve belli bölümlerinde zirve yapar. 
Bu yazının girişinde aktardığım o ilk roman satırlarından yazarın zirve yaptığı yapıtlarına kadar uzanan düzlemde, henüz 16 yaşındayken okunmaya başlanan Dostoyevski, Kafka, Tolstoy ve Çehov’un bıraktığı bir etki de kuşkusuz olmalıdır. Çocukluğundan itibaren “deli gibi” okuyan bir yazardır Aslı Erdoğan ve onun yazma etkinliğinde tüm biriktirdikleri, sözcüklerle kurduğu ilişkiye de derin bir anlam kazandırır. 
Onun roman ve hikayelerinde bireyin kırılgan ruh halini, yalnızlıklarını, acılarını, aşklarını, çözümsüzlük ve arayışlarını adeta bir maddenin yapıtaşlarına ayrıştırılması gibi görür, hissederiz. Burada güçlü bir edebiyatı, zeki bir fizikçinin özellikleri tamamlar.

KABUK ADAM: BİR AŞKIN ETRAFINDA DANS

Kabuk Adam’da, kitabın kahramanın çevresinde tutku ile döndüğü ama kendisini bir türlü kollarına bırakmadığı bir aşkın hüzünlü hikayesini okuyoruz. Karayipler’de geçen aşk hikayesinde denize dalıp çıkardıkları kabukları satarak yaşamaya çalışan ‘Kabuk Adam’ ile kısa bir süreliğine oraya bir bilim ekibinin üyesi olarak gelen romanın kadın kahramanı arasındaki tutkulu yakınlaşmanın etrafında geçiyor roman. Çirkin ‘Kabuk Adam’ için, aşık olduğu beyaz kadın, çok yakınken bile uzak olduğu erişilemez bir yerde durur. Kadın için de ‘Kabuk Adam’ birkaç gün sonra terk edilecek olan bu adanın tanıdıkça bağlandığı, ancak kendisini kollarına bırakamadığı ve sızısını yüreğinde götürdüğü aşkıdır.
Romanın bir yerindeki tutkulu dans sahnesi ise yazarın hayatında dansın yerini akla getiriyor.

KIRMIZI PELERİNLİ KENT: ÖLÜMLE DANS

‘Kırmızı Pelerinli Kent’ ise Rio de Janeiro’da geçer ve ‘Kırmızı Pelerinli Kent’ romanın kahramanı Özgür’ün, hayat ile ölüm arasında keşfettiği, hissettiği, kurduğu kenttir. Bir metafordur Rio.
Kitabın sonunda Özgür’ün köşeye kıstırılmışken hayatta kalabilmek için gösterdiği çaba da, yine bir ölümle yaşam arasındaki danstır aslında. Yaşar Kemal nasıl bir yaprağın düşüşünü sayfalarca anlatırsa, Aslı Erdoğan da o son sahneyi öyle anlatıyor ve insanı tamamen romanın içine çekiyor. ‘Kırmızı Pelerinli Kent’ yazarın gözlem gücünün şiirsel bir dille insanı sarıp sarmalayarak zirve yaptığı romanıdır.

MUCİZEVİ MANDARİN: MASALSI ANLATIM

Bir öykü kitabı olan ‘Mucizevi Mandarin’ ise, yer yer masalsı bir anlatım dili ile insanda büyüleyici bir etki bırakır. Şu bölümde olduğu gibi: “Yaşlı ve çirkin mandarin, karşılığını parayla ödeyeceği zevk gecesi için olağanüstü güzel ama taş kalpli bir fahişeye gitmiş. Sabaha karşı, yaşlı adamın uykuya dalmasını fırsat bilen genç kadın, soyguncu dostlarını çağırmış. Ne var ki mandarin, tilki uykusundan fırladığı gibi olanca gücüyle karşı koymaya, dövüşmeye başlamış. Haydutlar hem kalabalık, hem de işinin ehliymiş. Onu kolayca köşeye sıkıştırmışlar. Ancak ne kadar vururlarsa vursunlar, bu zayıf, çirkin bedende yara açılmadığını, can alıcı darbelerin iz bırakmadığını görmüşler. Bıçaklarını, kılıçlarını çekmişler ama en keskin bıçak, en acımasız kılıç bile mandarine hiçbir şey yapamıyormuş. Sonunda korkup kaçmışlar. Dövüşü izleyen kadın, yaşlı adamın mucizevi gücünden etkilenmiş, bir kez daha, bu sefer aşk adına sevişmek istemiş. Onu hayranlıkla, arzuyla, şefkatle okşamaya başlamış. Gel gelelim güzel kadının her dokunuşunda mandarinin bedeninde yeni bir yara beliriyormuş; dövüşün, darbelerin, bıçakların, kılıçların açtığı yaralarmış bunlar. İçten bir ilgi ve şefkat görene dek gizli kalmışlar. Sonunda mandarin kanlar içinde kadının kollarına yığılmış, ölmüş.”
Yazara, “Türk edebiyatında en sevdiğim yazar” dediği Sait Faik’in adıyla verilen ödülü kazandıran ‘Taş Bina ve Diğerleri’ ise yazarın işkenceyi anlattığı ve şiddetle yüzleştiği kitabıdır. Burada da dilin şiirsel bir yetkinlikle kullanıldığını görürüz.
‘Taş Bina ve Diğerleri’ şöyle başlar:
“Sonunda sabah oldu . Yokuş yukarı tırmanan bir yük treni gibi ağır ağır, zahmetle yol alan geceden sonra, gün doğdu. Çatı katı penceremde bir leke sessizce belirdi, giderek derinleşti. Uykulu bir güneş, temkinli ve utangaç kuzey güneşi, yeni günün başladığını, bir yükümlülüğü yerine getirircesine ilan etti.”
Tam da böyle bir geceyi yaşadığımız bir dönemde, Aslı Erdoğan’ın anlattığı gibi bir sabaha çok ihtiyacımız var. 

Son Düzenlenme Tarihi: 11 Eylül 2016 12:41
www.evrensel.net
ETİKETLER Aslı Erdoğan