OHAL ve medya

OHAL ve medya

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto OHAL'de basın özgürlüğü gazeteciler üzerindeki baskıları yazdı.

Turgay OLCAYTO*

Türkiye’de halkların OHAL’le tanışması yeni değil. Önce askeri darbelerle gelen sıkıyönetimler, 90’lı yıllarda da özellikle doğu ve güneydoğudaki kimi illerimizde uygulanan olağanüstü haller. 15 Temmuz darbe girişiminin savuşturulmasından sonra bütün yurtta  uygulamaya konulan OHAL’le ise bu ilk tanışmamız. İktidarın yurt sathında kanun hükmünde kararnamelerle yurttaşlarının temel hak ve özgürlüklerini kısmasına zaten alışmıştık. Bu kez iktidar darbe girişimini gerekçe göstererek MHP ve CHP’nin desteğini de arkasına alarak ‘kısıtlamalar’ konusunda işi daha da abartıyor. Yetkiyi anayasadan aldığını vurgularken yurttaşların hak ve özgürlüklerini askıya aldığını rahatça ifade edebiliyor. Yorumlama elbette 12 Eylül anayasasına dayanıyor kimi hukukçulara ve de bize göre. 

1. AYINDA OHAL’İN FOTOĞRAFI

OHAL, ülkede üç ay için ilan edildi. Gelin birinci ay dolduğunda OHAL altındaki Türkiye’nin fotoğrafına bakalım. 134 gazete, televizyon kanalı, radyo kapatılmış, haber portallarına erişim yasağı getirilmiş. 71 gazeteci gözaltı ve tutuklu olarak cezaevlerinde. Son olarak Özgür Gündem gazetesine yapılan polis baskınında güvenlik güçlerinin  bu gazete çalışanlarına davranışları ise insaf ölçülerinin dışında, hak ihllerine yol açan düzeyde. Şimdi Cemaat medyası derken Kürt medyasını, iktidarın  nicedir iyi bakmadığı sosyalist medyayı da mı aradan çıkarmak mı istiyor birileri?

ÖNEMLİ BİR FIRSAT KAÇIRILDI

Aslında yine darbe girişimi tarihine dönersek 15 Temmuz sonrası ülkenin  bütün kurum ve kuralları ile işleyen bir demokrasiye ulaşması yolunda önemli bir fırsattı. İktidarı, muhalefeti,medyası, halkı ile darbe karşısında yekvücut olmuş sağlam bir güç vardı. Ama bu fırsat kaçırıldı. Düşünce, ifade ve basın özgürlüğü üzerinde zaten var olan baskılar daha da arttı. Sansür, otosansür zaten olağanüstü hallerin getirdiği olmazsa olmazlardan biri. Bu uygulamayı fiiliyata geçirmeye de gerek yok,  sermaye yoğun gazetelerin patronları o işi üstlendiler bile. 

KORKU SUSKUNLUĞU GETİRİR

Ey korku sen nelere kadirsin. Çıkar korkusu, cemaatten nemalananların korkusu, çamur at izi kalsın diyen muhbir vatandaş korkusu… Korku bitmez. Korku suskunluğu getirir, suskunluk korkuyu. Bakalım OHAL ikinci ayında bizlere ne sürprizler sunacak... 

‘İNADINA GAZETECİLİK’ DİYENLER SUSMUYOR

Bir de şu yürekli  gazeteciler, sahada dayak yeme, yaralanma, hatta canları pahasına koşuşturan muhabirleri, kameramanları yola getirebilseler... İktidarın memurları haline getirebilseler, muhabir değil arkadaşlarını ispiyonlayan “Muhbir” haline getirebilseler  mesele kalmayacak. Halkın haber alma kanallarındaki birkaç delik de kapanıverecek. Ama olmuyor işte. Bu çocukların damarlarında gazeteci kanı dolaşıyor. “İnadına gazetecilik” diye ayak diriyorlar.Gazetecilik suç değildir diye isyan ediyorlar. Evrensel basın tarihi göstermiştir ki önünde sonunda bu tür gazeteciler hep haklı çıkmıştır. 

Gelin bu tatsız yazıyı Gülten Akın ustanın bir kısa şiiri ile renklendirmeye çalışalım:

“Gün bu yediveren umuda karşılık gelmiyor
 Bir yerlerde bir ağustos kalmış olmalı.”

* Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı

www.evrensel.net