Uçurum kenarındaki süreç: Muhataplık, kısıt ve zorunluluklar

Uçurum kenarındaki süreç: Muhataplık, kısıt ve zorunluluklar

Faruk Ayyıldız, şiddetlenerek devam eden savaş sürecini ve sürecin muhatap tartışmalarını yazdı.

Faruk AYYILDIZ

Son bir yıllık savaş sürecinin “kent savaşları” dışındaki en şiddetli ve sert zamanlarını yaşıyoruz. Özellikle son bir aylık süreçte günler; çatışma, patlama, saldırı, sokağa çıkma yasakları ve ölüm haberleriyle başlarken, “kaç kişi öldü?” hesaplamalarıyla, haberleriyle sona eriyor. Biten gün, sabahına benzer form ve içerikteki haberlerle kaldığı yerden devam ediyor ve şiddetin dozu önceki güne göre artmış oluyor; biz ise yeni doza hazır. 

PKK ile devlet arasında uzun yıllar kırsal alanda devam eden ve “gözlerden uzak” sayılan savaş, isteyenler için “görünmez” olabiliyordu. Bu görünmezliğin, tankların gündüz aydınlığında Kürt kentlerini bombalaması, devamında da PKK’nin Kürt kentlerinde bulunan asker/polis karakollarına yönelik bombalı saldırılarıyla ciddi oranda ortadan kalktığı söylenebilir. Savaş, artık düşündüğümüz kadar uzakta değil ve çok daha büyük kesimlerin hayatına etki ediyor.

UÇURUMUN KENARINA DOĞRU

Yıkılan Kürt kentleri, Cizre bodrumları, TAK eylemleri ve boyutu büyüyen savaş halklar arasında, sıkça dile getirilen “duygusal kopuş”u hızlandırsa da yine “Suriyelileşme” olarak tarif edilen noktada olmadığımız ve bunu engellemek için vaktimizin olduğu aşikar. Şiddet ortamından çıkabilmek için legal siyasete alan açılması hayati önem taşırken, bu ağır savaş günlerinden tek çıkış yolunun da “müzakere” olduğu gerçeği tekrar tescillenmiş oldu. Hatta daha açık yazmak gerekecek olursa; zorlukla yürütülen ve çoğu zaman burun kıvrılan “çözüm süreci”nin bile ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önderlik ettiği AKP iktidarının çok ölümlü ve yıkımlı kent savaşlarının da gazına gelerek dönüş yaptığı “Son teröristin kökünü kazıyana kadar” klişesinin çöktüğünü şehir savaşları bitmesine rağmen devam eden PKK eylemleri ve yaşamını yitiren asker / polis sayısından görebiliyoruz. Bu klişenin çöküşünü Hürriyet Yazarı Taha Akyol(1) son yazısında Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un "Terörün kökünü kazırım’ filan, bunlar hamaset. Sıfırlamak terörle mücadelenin kitabında yok” sözlerini hatırlatarak kabul ediyor ve iktidar cephesine de hatırlatıyor. 

Yine AKP cephesi, iktidarı boyunca yaşanan tüm katliam ve olumsuzlukları bir gecede ihale ettiği FETÖ ile PKK’yi birbirine bağlamadan da geçmiyordu. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından bir kısım AKP’li kalemşör, “FETÖ – PKK – PYD – DHKP-C ittifakı” gibi fantastik masallar uydurmuş ancak pek ciddiye alınmamışlardı. PKK’nin karakollara yönelik son bombalı saldırılarının ardından ise Cumhurbaşkanı’ndan diğer AKP’li yetkililere kadar “FETÖ – PKK işbirliği” söylemi daha sık dile getirilmeye başlandı. Tabii gerçeklik ile bağını koparmış, algılarla kitlesini yöneten siyasal iktidar ve medyası için 10 bin Kürt’ü KCK davalarından cezaevine atan ve Kürt politikası tamamen “düşmanlık” üzerine kurulu cemaat ile PKK’nin nasıl işbirliği yaptığı / yapacağı sorusu pek önem taşımıyor. İktidar, Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakan olduğu ilk dönemlerde sarf ettiği “Düşünmezseniz Kürt sorunu yoktur” politikasına dönmek istese de bunun pek mümkünatı kalmamıştır.

SAVAŞTA MUHATAP SAVAŞANLARDIR

“Kürt sorunu Meclis’te çözülsün” gibi içeriği tam olarak anlatıl(a)mayan / belli olmayan tezin sahibi CHP ise, “HDP, AKP ile anlaşıyor”, “Çözüm süreci karşılığı Erdoğan’a başkanlık verilecek” politikasından hiçbir zaman vazgeçmemiş, son bir yıllık savaş sürecinde de, “Çözüm sürecinde kentlere silah, bomba yığıldı” politikasına sıkı sıkıya sarılmıştı. Binlerce militanı, milyonlarca taraftarı olan bir örgütün politik destek bulduğu kentlerde silah bulundurması için çözüm sürecine ihtiyaç duymayacağı gerçeğiyle beraber, kentlerde bitmiş olmasına rağmen savaşın hala devam edebiliyor olması, kendi içinde zaten çelişen bu tezi çürütüyor.

Diğer yandan, “Örgütle pazarlık olmaz, Meclis’te çözülür” söylemi temenni olmanın ötesine geçmemiş ve geçmesi de pek mümkün görünmemektedir. Yani, bütün dünya örneklerinin de işaret ettiği şekilde, savaşın iki tarafından birisi olan PKK’nin muhatap alınmadığı bir “müzakere süreci” mümkün değil ve savaşı durdurmaya yetmeyecektir. Kaldı ki sorunun çözümünde Meclislerin misyonu/görevi, muhatapların varacakları anlaşmalarla paralel olarak siyasi sürece katılım, sosyal-ekonomik ve hakikatle yüzleşme/hesaplaşma konularında yapacağı düzenlemeler olabilir. 

“Çözüm süreci”nin şeffaf ve kamuoyuna/topluma açık şekilde yürütülmesi talebi ne kadar haklıysa, “Teröristle pazarlık olmaz, Meclis’te çözün” söyleminin de süreci sadece kendi lehine kullanmak isteyen ve toplumsallaşmasını engelleyen iktidara dolaylı destek anlamına geldiği açıktır. Çünkü sürecin kamuoyuna açık ve şeffaf yürütülmesi talebinin birincil muhatabı olan iktidarı buna zorlamak yerine süreci dışarıdan izlemeyi tercih etmek ya da “Teröristlerle pazarlık yapıyorlar” gibi milliyetçi kesimleri kışkırtacak kurnaz söylemler aslında sadece iktidarı sürecin tek söz sahibi yapmaktadır. İktidarın savaş politikalarında bu kadar rahat ısrar edebiliyor olmasında “terörle mücadele” adıyla muhalifleri sinik ve sessiz bir pozisyona çekmesinin büyük etkisi olduğunu da eklemiş olalım.

ÇÖZÜM: DİYALOG VE MÜZAKERE

Sonuç olarak geldiğimiz vahim nokta, sorunun silahla da, muhatapsız da çözülmeyeceğini göstermektedir. Hükümetin HDP’yi Meclis dışına itme, DBP’li belediyelere kayyım atama, gazete kapatma ve seçilmiş siyasetçilere yönelik gözaltı/tutuklama gibi savaş politikalarından ayrı ele alamayacağımız yükselen şiddete karşı toplumun hazırlandığı ve bilgilendirildiği çözüm ve diyalog dışında seçenek kalmamıştır. Nitekim savaşta ısrarın, her geçen gün biraz daha yaklaşılan uçurumdan gelen rüzgarın şiddetini hissetmemizden daha vahim sonuçları olabilir.

1) http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/taha-akyol_329/pkk-teroru_40200366

Son Düzenlenme Tarihi: 21 Ağustos 2016 12:15
www.evrensel.net