Ev bizim, hayal bizim

Ev bizim, hayal bizim

Kendisi de bitmedi, geyiği de. Hafta sonu yağmur geliyor dense de, bu sıcaklar geçmiyor.

Ayşen AKSAKAL

Havalar çok sıcak. Geyiği bitmeyecek kadar sıcak. Eş dostla bir araya gelince başka konu konuşulamayacak kadar sıcak. Havalar aşırı sıcak. Telefonlar ısınıyor, asfaltlar eriyor, akıllar duruyor, ağızlar kuruyor. Üstüne üstlük bazılarımızın işi gücü çok. İzinler de malum pek yok. Bir de açıp bakıyorsunuz sosyal medyaya, ters takla suya atlayanlar mı istersiniz, masayı denize çekmiş ayağı suda demlenenler mi? İnsanız, haliyle moraller bozuluyor. O zaman ne yapalım? Sıcakla ve tatilsizlikle evde mücadele yollarını sizin için araştırdım.
Evinizde kova ya da leğen vardır diye tahmin ediyorum. Bunu yarıya kadar suyla doldurup içine de dolaptaki bütün buzu boca ediyoruz. Önce buzlu suya bir yemeni ya da eşarp batırıp bunu başımıza koyup sonra suya ayaklarımızı daldırıyoruz. Fonda en sevdiğimiz şarkılardan en az dramatik olanı çalsın mümkünse. Başımızı arkaya yaslayıp, gözlerimizi kapayıp, serin bir bahar akşamı Alp Dağları’nın eteklerinde bir çadır önünde kahve içtiğimizi ya da Munzur Gözeleri’nde karpuz serinlettiğimizi hayal edelim. -Burada yazıya ara veriyorum izninizle, hayale dalıp geleceğim- 

MANAVGAT, NİYAGARA

Balkon varsa hele bir de balkon musluğu varsa, diğer planımız da öyle üstümüz ve başımızla balkonda oturup kafamıza hortumla su dökmek olabilir. Düşünün ki Manavgat’tasınız, Düden’desiniz ya da Niyagara’da. Fonda bir çağlayan sesi açsanız, hortumu yavaş yavaş başınıza yaklaştırıp, beyin hücrelerinizin yenilendiğini hissedene kadar o şelale altında kalsanız? Harika olmaz mı? Evde kaç kişisiniz mesela? İki olsanız bile yeter. Kocaman minderler ya da A3 boyutu dergiler ile birbirinizi yellemeniz de dostluğunuzu perçinler, ilişkinizi güçlendirir, gününüze neşe katar. 

FIS FIS

Camları silmek için kullandığınız deterjan bittiyse içini iyice yıkayıp su doldurabilir, on dakikada bir yüzünüze sıkabilirsiniz. O kadar ferahlatıyor ki; insan kendini süper marketin manav reyonunda taze görünsün diye sürekli ıslatılan marul gibi dipdiri hissediyor. Gerçi buna alışınca pis bir bağımlılık yapıyor, fısfıssız durulmaz hale geliniyor. Baştan uyarmak isterim. 
Yazı anlatan filmler de izleyebiliriz; içinde romantizm ve şakalar olur. O zaman yaz biraz daha umutlu gelir belki.Ya da buzul çağını anlatan filmler var mesela, halimize, nemimize bile şükrettirir. 
Neticede direnmek istersek direnir, sıcağa bile karşı durabiliriz. Çünkü her şey beynimizin içinde. Hayaller bizim, hisler de. Şimdi ben aklımdan bir kayık geçiriyorum mesela. Kenarları turkuaz, adı kırmızıyla yazılı. Elimde buzlu, limonlu bir soda olsun. Hayal bu ya; hem de cam ve uzun bir bardakta. Bardak terlemiş adeta. Kürekleri çekmiyoruz. Bırakmışız akışına. Güneş batmaya yaklaşmış, hafif esinti var, gök kırmızıya yakın.Kıyıdan müzik sesleri geliyor galiba Rembetika. Avuçla su alıp denizden, saçlarımı ıslatayım. Misina titredi sanki yoksa balık mı var? İster misin akşama güzel bir ızgara yapalım? Hayal bu ya, ne trafik, ne kabarık adisyon, ne valiz toplama derdi ne de erkenden sandalyeleri ters çeviren mekanı dünyama sokarım. Ayaklarım leğende, internete yüklenen tüm yaz fotoğraflarından daha konforlu keyfime bakarım. Aç müziğin sesini kardeşim, dalgalardan duyulmuyor, ömrümüzün kıymetli bir yazı, bitecek kaygısıyla uyunmuyor. Ev bizim, hayal bizim, içimizdeki çocuk, moraline dokundurtmuyor. 

www.evrensel.net
ETİKETLER tatil