Emeklilik bir hayal mi?

Emeklilik bir hayal mi?

Emeklilik sözünün herkeste ilk çağrıştırdığı şey  “geleceğe yatırım yapmak” olsa gerek. Geleceğe dair plan yapmak, kimseye muhtaç olmamak, çoluk çocuğun eline bakmamak... Peki ya hiç çalışmamış ev kadınları için ya da yıllarca iki kuruşa çalışmış, genç yaştayken çok da

Gamze Gökoğlu / Hilal Arslan

Emeklilik sözünün herkeste ilk çağrıştırdığı şey  “geleceğe yatırım yapmak” olsa gerek. Geleceğe dair plan yapmak, kimseye muhtaç olmamak, çoluk çocuğun eline bakmamak... Peki ya hiç çalışmamış ev kadınları için ya da yıllarca iki kuruşa çalışmış, genç yaştayken çok da üstünde durmamış kadınlar için emeklilik bugün ne ifade ediyor? Emekçi kadınlar için emekliliğin bir hayalin ötesine geçmesinin koşulları var mı gerçekten? Çalışan kazandığıyla ancak günü kurtarırken, çalışmayan da eve giren parayla kıt kanaat geçinmeye çalışırken, müjde verir gibi kadınlara seslenen “bireysel emeklilik var, artık hayat daha kolay” reklamları yaygınlaştıkça yaygınlaşıyor. Emekli maaşlarına yapılan komik zamlar, temel geçim maddelerine yapılan zamlar karşısında eriyip giderken hükümet sosyal güvenliğin ve hizmetlerin olabildiğince özelleşmesine sıcak bakıyor. Geçinebilmek için zaten tasarrufun tasarrufunu yapan kadınlar bütün bunlara ne diyor? Güngören’de bir atölyede ve Bayrampaşa’da girdiğimiz evlerde bunları konuştuk kadınlarla.

Kadının güvencesi olmalı

“İşi olmayan bir kadın için emeklilik hayal bile değil”, diyor Saime Arslan. Bireysel emekliliği kız kardeşinden biliyor. Kız kardeşi evden dışarıya iş yapar, primleri öderim diye düşünüp girişmiş bu işe. Kardeşi her ay 230 TL prim ödeyememiş tabii; Saime abla anlatıyor: “Kazandığı parayla değil primlerini ödemek, geçimini bile sağlayamıyordu. Bir kadın ne kazanabiliyor ki, bireysel emeklilik primlerini ödesin. Askerden geldi oğlum, çalışmıyor. Devlet şimdi diyor ki çocuk için prim ödemen lazım. Benim maddi imkanım yok nasıl ödeyeyim? Devlet primleri ödeyemiyorsa, ben hiç ödeyemem.” Kadınların geleceğe yatırım yapmasının mümkün olmadığını düşünüyor Saime abla. “Yıllarca kirada oturduk. Bir kişinin çalışmasıyla ev almak mümkün değil. Her şeyden kısmak zorunda kaldık. Ama ne diye? Geleceğe yatırım yapmak için mi? Asla. Bugünü geçirmek için.”


Devletin bir şey verdiğini görmedik
Ev çok kalabalık. Kadınlar köy derneğindeki mevlütten sonra bir araya gelmiş, evde sohbetlerine devam ediyorlar. Gençlikleri köyde geçmiş, o zamanlar emekliliği bu kadar önemsemiyorlarmış. “Peki hiç çalıştınız mı?” diye soruyoruz. “Çalışmayan kadın var mı?” diye soruyla karşılık veriyorlar. Köydeyken tarlada çalışırdık. Sonra İstanbul’a taşındık yine çalıştık diyorlar. Kırk yaşında başlamış fabrikada işçiliğe Yüksel Taşova. Şerife teyze araya giriyor: “Zaten ben nerde işe başlasam tüm sülaleyi peşimden götürdüm. Bunların patronu bendim” diyor, kendi gibi yemekhanede çalışan diğerlerine bakarak.
Yüksel teyzenin emekliliğine iki yıl kalmış. Oğlunun kızına bakıyor şu aralar, karşılığında da oğlu primlerini yatırıyor emekli olunca rahat etsin diye. Peki ödemeler yetiyor mu? Yetmiyor. Arada sırada temizliğe gidiyor yaşı altmışa dayanmasına rağmen.  “Primleri devlet ödese?” diye sorduğumuzda Şerife abla tekrar söze giriyor: “Kızım sen devletin bir şey verdiğini gördün mü hiç? Benim emekliliğe bir ay zam geliyor, öteki ay yarısını tekrar alıyorlar bir yerden.”

Çalışmaksa biz de çalıştık
Bir tekstil atölyesinde çalışıyor elli iki yaşındaki Hatice Uğurlu; evli ve dört çocuğu var.  Geçen yıl ekmek peşine düşüp gelmiş Konya’dan İstanbul’a kocası ve bir kızıyla. Daha önce çalışmamış hiç. Parça başı otuz kuruşa yaptığı işlerle günde 4-5 TL  kazanan Hatice teyze akşama kadar çalışmasına rağmen emeğinin karşılığını almadığını anlatıyor. Kocası emekli olan Hatice teyzenin hiç sigortası olmamış. Hatice teyze memleketinde tanıdığı bazı kadınların babalarından kalan emeklilik maaşını alabilmek için kocalarından bilerek boşandıklarını ama birlikte yaşamaya devam ettiklerini söylüyor .Ve ardından ekliyor benim böyle bir durumum bile yok keşke olsa.
Bir hafta önce İstanbul’a gelen altmış iki yaşındaki Sıdıka Sucu, atölyede çalışmıyor kadınları ziyarete gelmiş. Şimdi İstanbul’da tek yaşıyor. “Ev çocuklarımın, kira vermiyorum. Ancak  babamın ölümünden sonra aldığım  200 TL’lik maaşla  geçinemiyorum” diyor. Memleketi Kayseri’de yıllarca tarlada, bağda, bahçede çalışmış. Hiç emekli olmayı düşünmemiş “oysa” diyor “çalışmaksa biz de çalıştık. Kadınlar emekli olmak için illa fabrikada ya da devlet dairesinde mi çalışmalı?” diye soruyor.

www.evrensel.net