Bir şey yarımsa o da devletin yarımlığıdır

Bir şey yarımsa o da devletin yarımlığıdır

Daha önce de birçok fabrikada çalışmışlar. Sohbeti doğru aktarabilmek için kendilerine birer isim takıyoruz; Meryem ve Güler. 

Adile DOĞAN
Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği Başkanı

Cumhurbaşkanının geçtiğimiz günlerde, çalışıp doğurmayan ve ‘yeterince’ doğurmayan kadınları “yarım kadın” olarak nitelediği açıklamasını konuşmak için metal işçisi iki kadını mesai sonrası derneğe davet ediyoruz. Önce “tamam” deseler de daha sonra arayıp parkta buluşmayı öneriyorlar. 
Kadın işçilerden daha erken parkta oluyorum. Bir süne sonra onlar da telaşlı şekilde yürüyerek geliyorlar. Yanıma gelip oturduklarında “Niye bu kadar telaşlısınız, biraz sohbet edeceğiz, umarım işiniz yoktur?” diyorum. Kadınlardan biri “Alışkanlıktan, hep bir yerlere koşturmaktan, yetişmeye çalışmaktan dolayı” diyor. Ama bu akşam için işlerini ayarladıklarını söylüyorlar. 
Neden dernekte buluşamadığımızı sorduğumda serviste konuşurlarken bir kadın işçinin duyduğunu ve “Sakın o derneğe gitmeyin, o dernek kadınların aklını çeliyor” dediğini anlatıyorlar. O kadın arkadaşları derneğe yakın bir yerde oturduğu için işyerinde söylemesinden çekinmişler. 
Maalesef kadın işçilerin isimlerini sizlerle paylaşamıyorum, çünkü hayatlarının gerçeklerini anlattıkları için işten atılabilirler. Metal işçisi bu iki kadın arkadaş hem komşu hem de çok samimi arkadaş. Tam üç yıl önce aynı gün metal fabrikasında çalışmaya başlamışlar. Daha önce de birçok fabrikada çalışmışlar. Sohbeti doğru aktarabilmek için kendilerine birer isim takıyoruz; Meryem ve Güler. 
BEN YARIM DEĞİLİM, HAYATIM EKSİK!
Güler, 15 yaşından beri çalışıyor, iki çocuğu var. Sadece iki yıl okumuş, ilkokulu bile bitirememiş. “Adımı yazmayı biliyorum, bir de çocuklardan öğrendiğim bir iki cümleyi yazabiliyorum. Ama ben bu halimle çocuklarla ödev yapıyorum, başlarında duruyorum, dikkatimi verince onlara yardımcı oluyorum” diyor. 
İşyerinde 50 kiloluk kasalar kaldırdıklarını, ellerinin sürekli suyun içinde olduğunu, işlerinin çok ağır olduğunu anlatıyor Güler. “O yorgunlukla eve gelince de durmak yok. Yemekti, çocuklardı, evi toparla, temizle derken bir bakıyorum herkes uyumuş ben halen ayaktayım. Sen sorunca düşündüm aslında Cumhurbaşkanı yanılıyor. Ben her şeyi yapıyorum benim hayatım eksik” diyor. “Ev, iş, çocuklar… Ne yazın ne kışın tadı var. Akşam yatağa uzandığımda ağrılarımın farkına varıyorum. Birkaç gün önce işlerim bitince biraz televizyon izlemek istedim. Televizyonun nasıl açıldığını unutmuşum. Aslında ben bir kadın olarak herkesin işine koşturuyorum. Patronun işi, çocukların bakımı, evin işi, kocanın istekleri, hizmeti... Yani benim yaşamım eksik, yarım. Uzun saatler işte çalışıyorum, evde çalışıyorum. Eşim bir gün ütüsüz gömlek giymedi. Çocuklar bir gün banyosuz kalmadı. Ben ölürsem asıl herkes yarım kalacak. Bir şey yarımsa, o da devletin yarımlığıdır. Halen bu memlekette kadına değer verilmeyişidir” diyor. 
 

HAMİLELİĞİMİ GİZLİYORUM… BORCUM ÇOK
Meryem evli ve bir çocuğu var, ikinciye hamile. “Ama daha kimse bilmiyor” diye tembihliyor. İşe girmek için epey uğraştıklarını anlatıyor. “Her yer birbirinin aynısı ama burası maaşları zamanında veriyor. Bir de yıllık izinlerimizi kullandırıyorlar” diyor. O işteyken 7 yaşındaki çocuğu evde yalnız kalıyormuş. İşyerinden hamileliğini şimdilik gizlediğini söylediğinde “Neden? Hamileleri işten mi çıkartıyorlar?” diye soruyorum. Meryem, kişiye göre muamele yapıldığını kendisinin ustanın her dediğini yapmadığını söylüyor. “Ustabaşı kadınlarla çok laubali ama ben müsaade etmiyorum, o da bana takmış durumda. Zaten beni işten çıkartmak için fırsat kolluyor. Bunu öğrenirse hemen atar.” 
Nereye kadar saklayabileceğini soruyorum. “Borcum çok. Kocam bir iş bulur bulmaz söyleyeceğim” diye açıklıyor. Kocasının aylardır işsiz ve bunalımda olduğunu, bulursa günlük işleri çok düşük ücretle yaptığını anlatıyor. Meryem, “Cumhurbaşkanının aslında kadınların çok çalışmaktan dolayı yarım kaldığını, o nedenle yarı zamanlı çalışmayı çıkarttıklarını” düşünüyor. Kaşlarını çatarak “Cumhurbaşkanımız sizin anladığınız gibi anlatmışsa yanlış yapmış… Ama eğer benim anladığım gibiyse sorun yok, bence bizi düşünerek söylediği bir şey” diyor. 
Meryem’e “Yarı zamanlı çalışır mısın ya da patronlar seni çalıştırırlar mı?” diye sorduğumda, “Ben hamileliğimi bile saklıyorum kaldı ki yarım zamanlı çalışma… Bir de ben yarı zamanlı çalışmak istemem, yarım maaş alacağım hangi işime yarar!” diye karşı çıkıyor. 
 

ÇALIŞMA VE YAŞAM ŞARTLARI DAHA İYİ OLSAYDI
Sohbetten anlaşıldığı gibi evi Meryem geçindiriyor. AKP’ye oy verdiğini durumu çok kötü görmediğini ama arada bazı şeylerin kafasına takıldığını söylüyor. “Örneğin çalışan kadın yarımdır demesine sizin gibi bakmamıştım. Ben her şeyi yarım yapıyorum, belki ondan hak verdim diyor. Ama şimdi sohbetten çıkardığım sonuç farklı. Belki de çalışma şartları daha iyi bir yerde geçinebileceğim bir para alsaydım, eşim de iş bulsaydı 7 yaşındaki çocuğum yalnız kalmayacak, bir bakıcı bulabileceğim” diyor. 
Meryem genelde her şeyi patronların yaptığının düşünüldüğünü ama çalıştığı fabrikada asıl ustabaşlarının yaptığını söylüyor. “Örneğin; ben hamileliğimi ustadan saklıyorum, belki patron bilse bir şey demeyecek” deyince Güler araya giriyor, “Sana yıllardır anlatıyorum. Ne alakası var. Ama sen hala aynı yerdesin. Patron bizi düşünseydi bu kadar hakaret etmezdi. Tabi sen bunları hakaret bile görmüyorsun.” 
Gülüşüyoruz. Meryem “Amaan biz mi kurtaracağız dünyayı! Ne yapayım, bu konuşmalar karın doyurmuyor” dediğinde Güler itiraz ediyor: “Biz yapacağız! Sen böyle gidip oy vermeye devam edersen biz daha çoook çekeriz.” 
Güler ve Meryem aynı koşullarda çalışan iki samimi işçi kadın. Bütün zamanları birlikte geçiyor, yedikleri içtikleri ayrı gitmiyor. İş siyasete gelince ayrışsalar da bu onların arasını bozmuyor. “Çünkü biz kadınız, daha anlatamadığımız bir sürü sorunumuz var. İş siyaset olunca farklı olabiliriz ama fabrikada haksızlıklara karşı birlik oluyoruz” diyorlar. Güler bu gidişle Meryem’i ikna edecek gibi görünüyor.

www.evrensel.net