İsviçre halkı neye hayır dedi?

İsviçre halkı neye hayır dedi?

İsviçre DİDF Başkanı Haydar Sancar, ‘Herkese koşulsuz temel gelir’ referandumunu ve süren tartışmaları yazdı.

Haydar SANCAR*

İsviçre’de 5 Haziran’da yapılan “Herkese koşulsuz temel gelir” referandumu dünya basının ilgisini çekti. Kimine göre İsviçre’ye komünizm geliyor, kimine göre ise tembellik ödüllendiriliyordu. Peki gerçek ne?
“Herkese koşulsuz temel gelir” talebi üzerine yapılan referandum  bir çoğuna tuhaf gelmişti. Nitekim habere atılan başlıklar, kullanılan vurgular bu tuhaflığı yansıtır nitelikteydi.  Zira halk, devlet tarafından karşılıksız, daha da kısadan ifade edilirse bedavadan para verilmesini yüzde 78’lik bir oranla ret etmişti.
Ekonomik kriz döneminde “sosyalleşmiş kapitalizm” arayışları sırasında gelir dağılımındaki uçurumun derinleşmesinin yarattığı sosyal hareketleri önlemeye çalışanlar bu projeyi gündeme getirmişti.  2008 krizinden sonra 2010 yılında ise “temel gelir” yeniden tartışılmaya başlanan bir konu oldu. Bu çerçevede 2012 yılının Nisan ayına kadar toplanan imzalarla bu talep halkoyuna sunuldu. Halkoyuna sunulan inisiyatif; İsviçre’de yaşayan yetişkin herkese çalışıp çalışmamasından bağımsız olmak bir gelirin konfederasyon tarafından ödenmesini yasal zorunluluk haline getirip, bu gelirin tüm halkın, insan onuruna yaraşır varlığını olanaklı kılıp, kamusal yaşama dahil olmasını sağlamasını, bunun finansmanının ve sınırının da yine bu yasa tarafından belirlenmesini talep ediyordu. Dillendirilen gelir ise yetişkinler için 2200-2500 Frank, çocuklar için 625 Franktı. Yani bu para çalışsın çalışmasın ikametgâhı İsviçre olan herkese verilecekti.
Bu ‘projenin’ arkasında halkın talep ve çıkarlarının merkezinde bulunduğu, halkın kendisinin bizzat içerisinde yer aldığı örgütlülükten çok, ekonomiyi bir matematiksel model denklemine indirgeyen, toplumdaki her bireyi, tüketim eğrileri düzleminde, marjinal çıkarlarını mutlak düzeyde maksimum tutmaya çalışan ekonomi objeleri olarak gören burjuva iktisatçıların yanı sıra, anthroposophy (Rudolf Steiner) akımından etkilenen çevreler bulunuyordu. İnisiyatif metninin kulağa hoş gelen bir albenisi de vardı. Herkese, devlet tarafından karşılıksız gelir sağlanması, halkın sosyal yaşama daha çok katılmasına yarayacak zamanının olması gibi… Hatta inisiyatif sözcüleri merkezi tren garlarında bulunan yolculara sembolik olarak dağıttıkları paralarla inisiyatife oy toplayamaya çağırıyordu. Ancak olmadı. Beklenildiği gibi inisiyatif kabul edilmedi.

LİBERALLERİN ZAFER ÇIĞLIĞI

Burjuva iktisadın azgın liberal sözcülerine göre, bu bir zaferdi. Zaten bu çevreler, inisiyatifte ifade edilen cümleleri fazlaca “sosyalist” buluyorlardı. Oylamanın sonucundan hareketle vardıkları durak ise halkın sosyalizmle arasına koyduğu mesafenin tespiti oluyordu. Sosyal Demokrat Parti’nin (SP) bazı kesimlerinin inisiyatifi desteklemesini de fırsat bildiler. Oysa karşı karşıya gelenler azgın liberallerle, “sosyal kapitalizm” akımının son kuşak temsilcileriydi. Sorun böyle olunca da halkın neye “Hayır” dediği sorusu da nispeten cevap kazanmış oluyor. Yani propagandasının yapıldığı üzere, halk daha iyi yaşam koşullarına ve daha iyi gelir düzeyine “Hayır” demiş değil. Çünkü önerilen sistem var olan sosyal sistemin açıklarını kapatacak, daha iyi bir sistem sunacağı yerde, kendisi birçok boşluk ve belirsizlikle doluydu.
Temel gelir sistemine göre, çalışanların aldıkları ücretlerden, temel gelir olarak tespit edilen miktar, örneğin 2500 frank kesilecek, kesilen miktar yine temel gelir olarak çalışanın kendisine ödenecek. Yani değişen bir şey olmayacak. Bu denklem, aylık geliri 2500 frankın üzerinde olan herkesi kapsayacak bir formül içeriyor. Aylık geliri 2500 frankın altında olanlar için ise transfer ödemeleri ile seviye 2500 franka çıkarılacak, çalışmayan ve hiçbir geliri olmayan için ise 2500 frank ödenecekti. Bu uygulama ise diğer taraftan işsizlik sigortası, emeklilik fonu, tamamlayıcı hizmetler ödeneği gibi sosyal fonların da tasfiyesini gerektiriyordu.
Ancak temel gelir sisteminin finansmanının nasıl sağlanacağı ise, ayrı bir problem olarak ortada duruyordu. Örneğin kapitalist işletmelerden ya da geliri yüksek olanlardan ek vergi alınarak ihtiyaç duyulan fonun sağlanması yerine tüketim vergilerinin arttırılması yoluyla bizzat yükü yine emekçilere bindirilecek ek katma değer vergilerine dayanıyordu. Bir diğeri ise; hiçbir güvenceye sahip olmayan yıllarca İsviçre’de çalışmış göçmen emekçilerin ülkeden ayrılırken birlikte taşıyacağı hiçbir sosyal hakkının olmayacağı gerçeğiydi. Bu İsviçre’yi terk ederek başka ülkelere göç eden yerli halk için de geçerlidir. Tek kıstas İsviçre’de yaşanıyor olmasıdır. Benzer belirsizlikler ve boşluklar çoğaltılabilinir.
Ancak işin özü kısaca şuydu: Bir ekonomik obje olarak bireylerin, gelirlerini maksimum tutacakları, dolayısıyla da garantilenmiş bir gelir eğrisinden (çalışmayan dolayısıyla da çalışmaya bağlı geliri olmayan bireylerin sosyal ödemelerle elde ettikleri geliri temsil eden matematiksel eğri), edinecekleri faydanın (çalışarak kazanacakları ek gelir ile) ve dolayısıyla da satın alacakları metaların sayısının arttığı tüketim eğrilerine geçeceklerini bu vesileyle de iç pazarın daha da canlandırılacağını savunan “sosyalleşmiş kapitalizm”i savunan teorinin oylanmasıydı referandum. Üst perdeden yürütülen tartışmalar ise geniş halk kesimlerinin çok uzağındaydı.
Ne inisiyatifin sözcüleri seslerini çıkarabildiler ne de liberal karşı propaganda bilinen saldırgan tonundaydı bu oylamada. Sesiz sedasız geçen oylamanın sadece sonuçlarının yankısı büyük oldu. Neticede yoksullaşan halkın, daha iyi bir sosyal sisteme sahip olma talebi ise güncelliğini yitirmiş değil. Kazanılması ise örgütlü ve bilinçli bir mücadeleyi gerekli kılıyor.

*İsviçre DİDF Başkanı

www.evrensel.net