Özgür Mumcu: İnsan tanımında savaş da var mı?

Özgür Mumcu: İnsan tanımında savaş da var mı?

Yazılarıyla, ilgi çeken bir isim Özgür Mumcu. İlk romanı Barış Makİnesi geçtiğimiz günlerde raflarda yerini aldı.

İhsan GÜNGÖR
İstanbul

Yazılarıyla, ilgi çeken bir isim Özgür Mumcu. İlk romanı Barış Makİnesi geçtiğimiz günlerde raflarda yerini aldı. Çoğu takipçisi ondan gündeme dair bir metin beklerken, Mumcu savaşa adım adım yaklaşılan, insanlık tarihini değiştiren icatlara sahne olan bir dönemde geçen tempolu, felsefi soruşturmalarla biçimlenen bir hikaye yazmaya karar verdi. Özgür Mumcu ile ilk romanını, ilham kaynaklarını, Barış Makinesi’nin hikayesini konuştuk.

Barış Makinesi ile okurlarla buluştunuz. Fikir nasıl doğdu?
Güneşli bir bahar sabahı Birinci Dünya Savaşı’na giden yolu anlatan bir tarih kitabı okurken. O dönemin insanlık tarihi açısından çok önemli olduğuna inanıyorum. Koca bir düzen yıkılmak üzere. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları bence aynı savaşın birbirini takip eden bölümleri. Yine o dönem icatlar çağı. İnsanlığın kendini aşmaya başladığı ve bunu somut olarak hissedip gördüğü müthiş bir zaman. Devrimler, savaşlar, bilim ve metafiziğin iç içe geçmesi, herkesin büyük bir iştahla dünyayı ısırmaya çabaladığı bir dönem. Bir değil binlerce romana yetecek fikrin duygunun ve olayın iç içe geçtiği çok uzun bir doğum sancısı aynı zamanda. Bana da bir roman yazmak için en uygun zaman dilimlerinden biri gibi geldi. Kırılma anlarının kendiliğinden romana yakışır bir yanı oluyor. Mesela, Sezar’ın Roma’yı ele geçirdiği dönem de öyledir ve bu sebeple sayısız romana ve oyuna konu olmuştur.
 
Barış ancak bir makineyle sağlanacak kadar ütopik bir kavram mı?
Bilmiyorum. Ama bir makineyle sağlanabilseydi bu hoşumuza gider miydi? Asıl bu soruya cevap bulmaya çalıştım. Şayet beynimizi yeniden şekillendiren böyle bir cihaz olsaydı ve bu bizi savaşamaz hale getirseydi ne kadar insan sayılırdık? Acaba insan olmanın tanımında, olmazsa olmazları arasında gaddarlık, şiddet ve savaş da var mı? Kendi irademizle değil ancak bir makineyle barışa kavuşsaydık hayata nasıl devam ederdik? Kendi başımıza beceremedik diye utanır mıydık mesela? Peki bu barışçıllığın içinde iktidar ilişkileri yeniden nasıl kurulurdu?

Tekerlemeler, mektuplar, bir oyun metni... Romanınız farklı edebi türlerden faydalanarak yazılmış. Dahası hikaye 1900’lerde geçiyor. Büyük buluşların zamanı, bir yandan da büyük savaşa doğru dünya adım adım yaklaşıyor. Bu tarihi nasıl seçtiniz, okumalarınız mı sizi buraya götürdü yoksa kurgunun başında verilen bir karar mıydı?
Baştan da hep ilgimi çeken bir dönemdi. Okudukça da daha çok ilgilenmeye başladım. Gerçekten olmuş hadiselerle kafamdaki hikayeyi kaynaştırmaktan çok zevk alıyorum. Ayrıca belli tarihi olay ve kişilerden faydalanmak kurgunun da aksamamasına yardımcı oluyor bence. Farklı edebi türleri kendi aralarında bir ahenk oluşturacak şekilde bir araya getirmeye çalıştım. Çoğulculuğa, “herkesin farklı ve eşit” olduğu fikrine göz kırpmak istedim. Aynı zamanda etkilendiğim edebi türlere ufak bir teşekkür olarak da değerlendirilebilir.

‘GEÇMİŞİ YAZDIM, SIRADA GELECEK VAR’

Kadavranın Ölümü, Vahşi Kiraz, Ahmağın Yardımı, Bitmeyen Saray, Tekerlemenin Tekerinde... Bölüm isimleri ilgi çekici, kitabın genelinde de tempo hiç düşmüyor. Köşe yazarlığınız romancılığınıza ne ölçüde etki etti?
 Akademik çalışmaların ya da köşe yazarlığının romancılığı olumlu ve olumsuz etkileyebileceği tarafları var. Olumlu olanlarını tutup diğer kısımlarının romana sirayet etmesini engellemeye çalıştım. Araştırma ve olaylar arasında bağlantı kurmak, köşe yazarlığının ve akademisyenliğin romana katkıda bulunabilecek kısımları. Üslup kuruluğu ya da kestirmecilik ise romanı zedeler. Neticede roman, romandır. Bu sebeple elimden geldiğince farklı alanlardaki yazma tecrübesini bir avantaja çevirmeye çalıştım.
 
 Henüz çok erken ama yine de soralım, bir sonraki kitabın hazırlıkları başladı mı?
 Çoktan başladı. Bu defa geçmişte değil gelecekteki bir hikayeyi anlatmak istiyorum.

Son Düzenlenme Tarihi: 10 Haziran 2016 10:59
www.evrensel.net