Vardy'nin gerçek öyküsünü Hollywood berbat etmeden anlatalım

Vardy'nin gerçek öyküsünü Hollywood berbat etmeden anlatalım

İngiltere’de garip bir olay oldu. O kadar garipti ki, Elvis Presley’nin yaşıyor olmasından yüksek bir bahis oranına sahipti.

Adem ERKOÇAK

Geçen hafta İngiltere’de garip bir olay oldu. Bu olayın olması o kadar sürreal bir durumdu ki, dünyanın en yüksek oranlı bahisleri olan Elvis Presley’nin yaşıyor olması ya da Kim Kardashian’ın ABD Başkanı seçilmesinden bile yüksek bir bahis oranına sahipti. Fakat gerçekleşti. Bir alt sıra takımı olan Leicester City futbol kulübü, İngiltere’de şampiyon oldu. Bu lig, “futbolun NBA’i” diye anılan ve dünyada en çok takip edilen ulusal futbol organizasyonu. Bu durumun gerçekleşmesine katkı verenlerden biri de takımın forvet oyuncusu Jamie Vardy.

Jamie Vardy, çoğumuz gibi, hayata tutunmaya çalışan bir insandı. Gelin görün ki, bugün dünya çapında ismi bilinen birine dönüştü. Onun öyküsü aslında bir hayatta kalma hikâyesi ve bu konuda şansı yaver gitti. Hollywood bu adamın hayatını filme çekecek. Fakat ortada “Amerikan tarzı” bir yükselme öyküsü yok. Yani, Jamie yola “bir gün bütün dünya benden bahsedecek” diye çıkmadı. Onlar piç etmeden, gelin dünyanın en ünlü sıradan insanlarından birinin hayatına bakalım...

Vardy, vinç teknisyeni bir baba ve avukatlık bürosunda memur olan bir annenin çocuğu. Futbola başladığı ve doğduğu Sheffield, İngiltere’nin ortasındaki South Yorkshire bölgesinin en büyük şehri. Şehrin köklü kulüplerinden Sheffield Wednesday’de futbola başlayan Vardy’i buradan, 16 yaşındayken “çok kısa, çelimsiz ve güçsüz” olduğu gerekçesiyle serbest bırakıyorlar.  O da kent merkezine 15 km uzaklıktaki Stocksbridge Park Steels adlı amatör kulübün genç takımında futbol oynamaya devam ediyor. Bu takım bugün de 8. Lig’e denk gelen bir seviyede.

ELEKTRONİK KELEPÇE İLE OYNAMAK

Bu kulüpte yarı profesyonel olarak forma giydiği 2007 yılında Vardy’nin maaşı da haftalık 30 sterlin oluyor. Kulübün o yıllardaki başkanı “İlk idmana korkudan çıkamadı” diye hatırlıyor o günleri. Ama Vardy sokakta o kadar da korkak değildir. Sağır bir arkadaşı ile dalga geçilmesine sinirlenir ve bunun sonucunda karıştığı kavga sonrası gözaltına alınır.

Bileğinde nerede bulunduğunu gösteren bir kelepçe takmak ve saat altıda evde olmak zorundadır artık. Kelepçeyi çıkarması yasaktır ve maçlara da bu şekilde çıkar. Hatta bazı maçları, akşam 6’da evde olmak zorunda olması nedeniyle yarıda bırakır. İşin ilginci, o yıllarda Vardy’nin bir yandan 12 saatlik vardiyalarla çalıştığı medikal malzeme fabrikasında, bilek sakatlanmalarında bilekteki hareketi kısıtlayan tarzda ürünler üretilmesidir.

HEM İŞÇİ HEM FUTBOLCU  

“O dönem tek besin kaynağım fast-food’tu” diyen Vardy için 12 saat fabrika işçiliği ve 2 saat antrenmanın ardından bırakın yemeği, diğer şeyler için de pek vakit kalmıyordu. Ama üç yıl bu şekilde oynadığı kulübünde 107 maçta 66 gol atacak kadar süre bulmuştu. Bu performansla 23 yaşında ilk transferini Halifax Town’a yapar. Onun için ödenen 15 bin sterlin ise o lig için oldukça iyi bir ücrettir. Burada daha ilk maçında golünü atar ve sezonu 27 golle, gol kralı olarak tamamlar. Aynı zamanda ligde yılın oyuncusu da seçilir. Yıl sonunda külup 7. lige yükselir.

O sezon boyunca haftada 850 sterlin kazanan Vardy, fabrika işçiliğini de bu sayede bırakır. Bu ücret, İngiltere’de kanser araştırması yapan bir doktora öğrencisinin kazandığı parayla aynı seviyededir. Ertesi sezona da fırtına gibi başlayan Vardy ilk 4 maçta 3 gol atınca ilk bonservisinin tam 10 katına, yani 150 bin sterline Fleetwood Town’a transfer olur. Fleetwood, amatörler için en yüksek seviye olan 5. Lig takımıdır. Vardy burada da 31 golle gol kralı olur. Sezon sonunda takımı tarihinde bir ilki başarır ve profesyonel lige yükselir.

MİLYONLUK KONTRAT = 4 GOL

Bugünkü kulübü Leicester City, Jamie Vardy’i bir amatör futbolcuya verilen en yüksek bonservis bedeliyle, tam 1 milyon sterline transfer eder. Bu takımla çıktğı ilk maçta da gol atan Vardy için sezonun geri kalanı iyi gitmez. Kabus gibi geçen bu yılda sadece 4 gol atar ve yoğun eleştirilere maruz kalır. Özellikle taraftarların tepkisi nedeniyle ayrılmayı düşünen Vardy’i o dönemki teknik direktör Nigel Pearson kalması için ikna eder.

Bundan sadece üç yıl önce, ligi 6. sırada bitiren takım play-off maçları oynar ve bu maçların finalinde Jamie Vardy sahada bile olmaz. Ama ertesi yıl Vardy, toplamda 16 gol atarak takımın en üst seviye olan İngiltere Premier Ligine şampiyon olarak yükselmesine en büyük katkıyı verir. Leicester, en üst seviyedeki ilk yılında, son 9 maçın 7’sini kazanarak ligde zar-zor kalır. Hatta Vardy, sonunculuktan kurtuldukları bu dönemde “ayın oyuncusu” seçillir. Aslında Leicester City’nin sahibi Taylandlı bir zengin. Son yıllarda İngiltere’de çok sık görüldüğü üzere, ABD’li, Arap ve Uzakdoğulu zenginlerin gözü bu ligin takımlarında.

İÇ ÇAMAŞIRLI ÇIKILACAK TV PROGRAMI

Fakat, Leicester’ın farkı şu: Dünyanın en çok izlenen ve müşterisi olan bu ligde tutunacak bir takım kurmayı amaçlamışlardı, onlar gittiler şampiyon oldular! Üstelik bunu yaparken, olağanüstü bir kadro kurma ya da kariyeri başarılarla dolu bir teknik adamla anlaşma yoluna gitmediler. Geçen yıl nisan ayında ligde son sırada yer alan ve ligde son anda tutunan bir takım söz konusu. O nedenle, bu yıl da ligde tutunmaları başarı olarak görülüyordu.

Takım ilk yarıyı lider kapattığında, bu yıla kadar bu formayla en üst düzey ligde en çok gol atan (20 gol), 1986 Dünya Kupası gol kralı ve BBC’de Günün Maçı programının yorumcusu Gary Lineker şöyle dedi: “Eğer Leicester şampiyon olursa, önümüzdeki sezon ilk programa iç çamaşırımla çıkacağım!” Ve Lineker iç çamaşırıyla programa çıkmak zorunda kalacak. Üstelik Jamie Vardy de, daha bu sezon bitmeden Lineker’in gol sayısını geçti(22 gol). İlginç not: Lineker’in çamaşırının ne renk olacağına ilişkin bir bahis açılmış durumda (mavi en çok oyu almış!).

Vardy, bu performansıyla İngiltere Milli Takımı’na da seçildi. Ve bu oyuncu, haziran ayında Fransa’da başlayacak olan 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda, takımının en önemli kozlarından biri olacak. Vardy’nin öyküsünde bir mucize, ani bir yükseliş yok. Ama ilginç bir şey var: Futbolda pek rastlanmayacak şekilde, 23 yaşına kadar fabrika işçisi ve ilk kez 25 yaşında tam profesyonel olan bir oyuncunun tüm bunları yapmış olması. Onu, fabrika yıllarından kalma özelliği olan hiç bitmeyen enerjisiyle, her topun peşinden koşarken izleyebilirsiniz.

*Özgür Baştürk’ün değerli katkıları olmasaydı, bu yazı yazılamazdı.

Son Düzenlenme Tarihi: 08 Mayıs 2016 17:11
www.evrensel.net