Garip’te Ermeni çıkmazı

Garip’te Ermeni çıkmazı

Şair C. Hakkı Zariç, Garip akımının adı anılmayan Ermeni şairleri Garbis Cancikyan ile Haygazun Kalustyan’ın hikâyesini yazdı.

C. Hakkı ZARİÇ

Mutluluğun kapısını aralayıp 1920’de Samatya’da dünyaya geldiğinde yoksulluğun avlusunda soluklanacağını ve alacağı nefesin ciğerlerine yetmeyeceğini nereden bilebilirdi Garbis Cancikyan. Erken büyüdü. Semt ilkokulundan sonra Galata’da Getronagan Okulu’na kayıt oldu. Hayat iyi davranmadı Garbis’e. Okulu bırakıp işe girdi. Bu arada gizli saklı şiirler yazmaya başladı.  Tutturamadı iş hayatında. Okula geri döndü.

Ocağın altısında doğdum ben
Ateş yüreğimde tüter
Kılıç alnımda, doğdum ben

1915 Ermeni Soykırımı bir ulusun üstünden geçmiş, yeni Cumhuriyetin kadroları İttihat ve Terakki’den devşirilerek devletin devamlılığı esas kılınmıştı. Yeni doğan çocuklar bile korkulu hikâyelerle büyüyor, soykırımın kılıcını alınlarında hissediyordu.
Tek çare okuyordu Garbis. Eline geçen her kitabı büyük bir ciddiyetle okuyordu. Küçüklüğünden beri yazdığı şiirleri okutmaya cesaret edemiyordu ama. Kimseye şiir yazdığını söylemiyordu. Yazdıklarını bir defterde biriktiriyor, biriyle paylaşmaya can atıyordu içten içe.

Şiir bazen saklıdır. Ortaya çıkacağı zamanı beklemekle yetinmez, okuyacak insanı da seçer. Böyle böyle Gedikpaşa doğumlu Haygazun Kalustyan ile tanıştılar okulda. İkisi de şiir yazıyor ama kimseye gösterecek cesaretleri olmamasına karşın, okunmasını da istiyorlardı. Samimi oldular zamanla ve birbirlerine gösterdiler şiirlerini. Birbirlerinin okuru oldular.

Garbis’in ilk şiiri “Ore Or” (Günden Güne) Araksi Soğoman mahlasıyla 1939’da Badger adlı dergide yayımlandı. Dergilere gönderdiği şiirler basılmayınca yayıncıları tavlamak için bir kadın adıyla imzaladı şiirlerini Garbis. “Araksi” mahlasını kullandı.
Cancikyan ile Kalustyan’ın arkadaşlığı zamanla pekişti. Ortak bir ırmağa aktı şiirleri. “Alacakaranlık” doğdu buradan. “Balkıs” adını verdikleri ve “Alacakaranlık” anlamına gelen ortak kitapları çıktığında 1942 yılının Birinciteşrin’i (Ekim) gülümsüyordu takvimde. Kader matbaası 250 adet basmıştı kitabı. Kitabın kapağındaki imza, Garip’in ikinci baskısının kapağını da çizen ressam Agop Arad’a aitti. Önsözleri Garip şiirinin manifestosuydu kuşkusuz.

“realist yalnız görüp hisseden değil gösterip hissettiren şairdir. beşeri ve içtimaî hadiseler ve bunların detayı ne zaman olursa olsun insanlara aynı tesiri bırakan bir realitede tabiat aldatmaz; (…)
belkıs telakkisini kabul eden realist şair, kelimeleri değil detayları harmonize eder. vezin, kafiye gibi yamalar kullanmaz. saklıyacak, çürük tarafı örtbas yapacak bir beceriksizliği yok; okuyucuyu dalgaya düşüreceğine onu uyanık tutar.”

Garbis Cancikyan 26 yaşında veremden hayata veda etmeden önce, Balıklı Ermeni Mezarlığı’nda, Ermeni lirik şair Misak Medzarents’in yanına gömülmek istedi. Bu dileği oldu neyseki.

Haygazun Kalustyan 1965 yılında Ermenistan’a göç etti. Orada birçok başarılı işe imza attı ama şairliğini İstanbul’da bıraktı, Yerevan’da şiir yazmadı hiç.
.  .  .
Bir arada yaşayan ulusların gündelik hayattan edebiyata birbirini etkilememesi olası değil elbette. 1915 Ermeni Soykırımı’na kadar gelen süreçte Osmanlı İmparatorluğu’nda da durum farklı değildi. Ermeni edebiyatçılarla Türk edebiyatçılar karşılıklı etkileşimle, yazıya yeni bir öz ve biçim getirebilmek için uğraştılar. 2. Meşrutiyet’ten sonra Ermenice metinler Türkçeye çevrilmeye başlandı hatta. Yervant Odyan’ın “Abdulhamid ve Sherlock Holmes”ü Türkçe ve Ermenice olarak tefrika edildi. Krikor Zohrab’ın hikâyeleri Türkçeye çevrilerek basıldı bu yıllarda. Sarkis Srents’in Ermeniceden Türkçeye çevirdiği hikâyeler 1912-1913 yıllarında Servet-i Fünun dergisinde yer buldu kendine.

Halit Ziya her zaman aklımızda bir yer edindi ama Krikor Zohrab adını duyduğumuzu söylemek güç. Biraz daha geri gidersek Ahmet Midhat’ın yazdıklarıyla iletişim kurmuşuzdur ama Hagop Baronyan hiçbir şey çağrıştırmaz bize. Namık Kemal deyince hemen “Vatan Yahut Silistre” çalınır kulaklarımıza ama Mıgırdiç Beşiktaşlıyan’ı anımsayan çıkmaz neredeyse. İttihat ve Terakki 1915’te soykırımı gerçekleştirip Ermenileri kıyımdan geçirmekle kalmadı, Cumhuriyet tarihi boyunca varlığını,siyasal ve kültürel olarak, TBMM çatısı altında sürdürdü daima.

İddialar bugün de geçerliğini devam ettiriyor. Tanzimat’a ya da Servet-i Fünun’a kadar gitmeye gerek kalmayabilir hatta. “Garip akımı”, “Garip şiiri”, “Garipçiler”, “1. Yeni” dediğimizde aklımıza gelen şairler bellidir: Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday.

Resimli Ay Matbaası, “Şiir hakkında düşünceler ve Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat, Orhan Veli’den seçilmiş şiirler”i bir araya getirip “Garip”i yayınladığında yıl 1941’di. Tartışmalar, dalga geçmeler, ciddiye almamalar sürdü bir zaman. Türkiye şiirine sivil ve şapkasız dalan Garip şiiri bu üç şairle adlandırdı kendini. Oysaki başka şairler de Garip’e katılarak şiirlerini gün yüzüne çıkarıyordu. Bunlardan ikisi, Garbis Cancikyan ve Haygazun Kalustyan,  akla zarar bir manifestoyla şiirin gündemine “Balkıs” adlı kitapla düştülerse de ne kitapları anılır oldu, ne de Garip’te adları geçti. “Kayıp Şairler” kuşağında Balkıs’ı gün yüzüne çıkaran Ahmet Oktay oldu; kitap kısa sürede tükenmesine rağmen, yayınevi yeni baskıları yapmamakta ısrarlı tavrını sürdürüyor ne yazık.
.  .  .
Garbis Cancikyan ile Misak Medzarents’in Balıklı Ermeni Mezarlığı’ndaki komşusu kim oldu dersiniz? 19 Ocak 2007’de sokak ortasında öldürülen ve cinayetine hepimizin tanıklık ettiği Ahparig Hrant Dink!

www.evrensel.net