02 Nisan 2016 14:40

İmkanım olsa

Suriye’deki savaştan kaçıp gelen ve Türkiye’de yeni bir hayat kurmaya çalışan kadınların direnç öyküsü bu. Herkesin üzerine konuştuğu, ancak dil sorunları, korkular, ayrımcılıklar ve kurmaya çalıştıkları hayatın yeniden tehdit altına girmesi tehlikesiyle kendi sözlerini, duygularını, isteklerini rahatlıkla ortaya koyamayan kadınların öyküsü.

İmkanım olsa

Paylaş

Fatoş KOÇ
Suriye’deki savaştan kaçıp gelen ve Türkiye’de yeni bir hayat kurmaya çalışan kadınların direnç öyküsü bu. Herkesin üzerine konuştuğu, ancak dil sorunları, korkular, ayrımcılıklar ve kurmaya çalıştıkları hayatın yeniden tehdit altına girmesi tehlikesiyle kendi sözlerini, duygularını, isteklerini rahatlıkla ortaya koyamayan kadınların öyküsü. Adana’nın yoksul mahallelerinde, bazısıyla 3-5 aile bir arada kaldıkları yoksul evlerinde, bazısıyla akşama yetişmesi gereken işlerin arasında, atölyelerde konuştuk. 
İşyerlerinin yoğun olduğu İbo Osman Caddesi’nde Vasvi’nin kaldığı evi arıyoruz. Dışardan bakınca bir iş hanı gibi görünen, kapıdan içeri girdiğimizde her katta 3-4 daire olan bir apartmandan içeri giriyoruz. Bürodan eve dönüştürülmüş küçücük dairelerde kalanların hepsi Suriyeli. 
Vasvi’nin 3 çocuğu var. Kocası Suriye’de muhasebe müdürüymüş. Savaş başlayınca Türkiye’ye gelmiş. Kocası uzun süre aradıktan sonra PVC pencere atölyesinde iş bulmuş. “Herkesten daha çok çalışıyordu ama aldığı para herkesten düşüktü” diyor. Türkiye’de yaşamak da çalışma koşulları da çok zor olduğu için kocası Almanya’ya gitmiş. Şu an bir mülteci kampında. “Sürekli kalma hakkı kazandığında bizi de yanına alacak” diyor. Koşulları kocası gittikten sonra daha da kötüleşmiş, “Suriye’de hiç çalışmadım ama burada bir kadın kuaföründe işe girdim. Günde 12 saat çalışıyorum, her işi yapıyorum. Haftalık 150 lira alıyorum. Yetmiyor tabi... Kızım evde ev işlerini yapıyor. Oğlumun biri fırında, diğeri de bakkalın yanında çalışıyor” diye anlatıyor. Çocuklarının okula gitmeyip çalışmasına çok üzülüyor. Sadece üst kat komşusu ile görüştüğünü, o olmasa hiç bir şey yapamayacağını söylüyor. Savaş bitse bile ülkesine dönmek istemiyor, çocuklarıyla kocasının yanına gitmek istiyor.
 

TÜRKİYE’DE GELECEK YOK 
Adana’nın en yoksul semtlerinden Şakirpaşa’nın daracık sokaklarında ilerliyoruz; çıkmaz bir sokağa girince sokağın sonundaki evde Suriyeli bir ailenin kaldığını anlıyoruz. Artık kimsenin oturmadığı yıkıntılar Suriyelilere kiralanıyor. Penceresinden sarkan yeni yıkanmış çamaşırlar içeride bir hayat sürdüğünün tek göstergesi. Karanlık rutubetli bir evde bizi kocası ve Mediha karşılıyor. Mediha az çok Türkçe anlıyor, daha kolay sohbet ediyoruz. Derken oğlu ve gelini geliyor. Neşeli bir aile. Ev sahiplerinden çok memnunlar, evin tüm eşyasını ev sahipleri vermiş, kendilerini şanslı sayıyorlar bu nedenle. 
Üç çocuk annesi Mediha büyük oğlunu birkaç ay önce evlendirmiş, gelini Fatma ile aynı evde kalıyorlar. Kocası ve oğlu güneş enerjisi imalatı yapan bir atölyede haftalık 200 lira karşılığında çalışıyor. Ama patron bir hafta oğluna, bir hafta kocasına haftalık veriyormuş. Sürekli birinin haftalığını içerde bırakıp “Bende kalsın, toplu vereceğim” deyip duruyormuş. “Vermeyeceğini biliyoruz ama ne yapalım başka çaremiz yok” diyor. Geçen yıl birlikte 8 Mart eylemine gitmişler ev sahipleriyle. “Suriyeli kadınlar orada birlikte yürüseler ne güzel olurdu” diyor. “Ama” geliyor sözünün peşinden, “Yapamayız, yaparsak bizi sınır dışı ederler.” İmkanı olsa Avrupa’ya gitmek istiyor, çünkü Türkiye’de bir gelecek göremiyor. 
 

RAŞİT VE ŞİRİN
Pazar günleri bitpazarının kurulduğu Kocavezir Mahallesi’nde, küçük bir atölyede sırtında koca kamburuyla Raşit karşılıyor bizi. Türkçe’yi hemen öğrenmiş. Eşiyle görüşmek istiyoruz. Kaldıkları yer eskiden işyeri imiş; kapısı, penceresi yokmuş. Çevredekiler önayak olmuş bir yerlerden kırık dökük ayarlamışlar. Perde bulup takamadıkları için camları boyamışlar. 
Raşit ve Şirin için hayat diğer Suriyeli göçmenlerden daha zor, bütün yüklerinin üstüne bir de bedensel engellerinin yarattığı zorluklar var. Şirin’in karşılarına çıkan iyi insanlar sayesinde mutlu olduklarını söylüyor. Raşit ayakkabı imalatçısı, bir atölyede haftalık 200 lira karşılığı çalışıyor. Şirin bütün gün evde Suriye kanallarını izliyor, hiç dışarı çıkmıyor, komşularla ilişkisi yok. Annesi, babası ve kız kardeşleri, uzak bir semtte oturuyor. Evde yalnız olmaktan sıkıldığını, geleceğe dair bir umudu olmasını, bir bebek istediğini söylüyor. “İmkanın olsa ne yaparsın” dediğimizde “Çarşıya çıkar kendime elbise alırdım” diyor. Bu küçük dilek karşısında soracak başka soru bulamıyoruz. 
İmkan... Kadınların uzağında bir kelime bu. Daha insanca yaşamak, çocuklarını okutmak ve gelecek kaygısı taşımamak. Tüm konuştuğumuz kadınlarda o can alıcı “İmkanım olsa...” diye başlayan cümledeki umutsuzluk tonunu umuda çevirmek için bize de bir şey düşmüyor mu sizce? Çocuklarımıza daha iyi bir gelecek bırakma şansımız varken, bu savaşı durdurma imkanımız varken siz imkanınız olsa ne yaparsınız? 

GELECEĞİ DEĞİL, SADECE YARINI DÜŞÜNEBİLİYORUM
Yine yoksul bir semt olan Gülbahçesi’nde, dolmuştan inip epey bir yürüdükten sonra vardığımız, içinde iki dikiş makinesi ve iki sandalyeden başka bir şey sığmayacağını düşündüğümüz minik terzi atölyesi aslında içinde kocaman umutlar barındıran bir “ekmek teknesi.” Nusret, yorgunluğu gözlerinden aksa da bizi gülerek karşılıyor. Sohbetimizi kesmek istemese de iki eli dikiş makinesinde olmak zorunda. Çünkü işleri zamanında yetiştirmesi gerekiyor. “Savaştan kaçarken tek olumlu şey, pasaportumuzun olmasıydı. Sınırdan kolay geçtik. Onun dışında her şey çok ama çok zordu” diyor. Suriye’de hiç çalışmamış, maddi durumlarının iyi olduğunu anlatıyor. “Kocam üniversiteyi Polonya’da okudu, fizyoterapistti. 7 dil biliyor; İngilizcesi, Fransızcası, Almancası... Ama bir tek Türkçe bilmiyor. Türkçe yok, iş de yok.” Şimdi aileyi geçindiren kişi Nusret, kendisi için büyük borçlar altına girerek aldığı küçük dikiş makinesi ile tamir tadilat işleri yapıyor. Kocası da yanında ütü yapıyor. “Günde 17-18 saat çalışıyoruz, eğer bir gün çalışmazsak çocuklarım aç yatar” diyor. İmkanın olsa ne yapmak istersin diye soruyoruz. Geleceğe ilişkin düşünmek istemiyor Nusret, çünkü Suriye’de savaşın bitmeyeceğini düşünüyor ve bunu düşünmek ona acıdan başka bir şey vermediği için sadece yarını düşünmekle yetindiğini söylüyor.

 

ÖNCEKİ HABER

Sınırların Ötesinde

SONRAKİ HABER

AYM: Toplantı ve gösteri hakkı ihlal edilmiştir

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa