27 Mart 2016 07:56

Edebiyatın mizah defterinde kayda geçsin…

Toplum, yaygınlık kazanan bu ‘iletişim’ kanallarında kendisine ‘hoşnut’ bir ortam bulmuş, onun rahatlığını yaşıyordur ve mizahı oradan oraya dolaştırıyordur da, ben kendi kendime dizimi dövmekteyim…

Edebiyatın mizah defterinde kayda geçsin…

Paylaş

Rahmi EMEÇ

“Mizah öyküleri neden eskisi gibi yazıl(a)mıyor?” diye sordum arkadaşıma. Şaşırarak baktı yüzüme, “Evet” dedi,“Niye yazıl(a)mıyor?”
İyi, soruya karşı soru.
İkimizde de konuya ilişkin kısa bir ‘düşünce arası’ oluştu. Mizah öyküleri deyince, Aziz Nesin’i hatırlamamak olur mu hiç? Hepsi ‘mıh gibi’ aklımızda: Gol Kralı, Zübük, Şimdiki Çocuklar Harika, Nah Kalkınırız…
Bunca malzeme bolluğu varken, bunun öyküye doğru yol al(a)mamasının bir nedeni olmalı. Yoksa biz mi yanılıyoruz; yazılıyor da biz mi görmüyoruz. Yazılıyor da, görmüyorsak, bizi ‘dürtün’ lütfen, ya da kibarca ‘güldürün’…
Şunu düşündüm sonradan: Bu konuları aktaracak o kadar çok kanal oluştu ki, bu kanallar günün her saatinde durmadan çalışıyor. Habercinin günümüzde yaptığı haberin anında eskimesi gibi, bu kanallar ‘mizah’ dediğimiz şeyi öğütüyor. Yanılıyor da olabilirim.
Bakın, daha ‘adıyla doğuştan zengin’ Rıza Sarraf beyefendinin Türkiye’de ‘yargıdan sıyrılıp’ ve elini kolunu sallayıp gezinmesinden epeyce bir zaman sonra ABD’de tutuklanması, önce belli belirsiz, -belki de inanmak için kesin bilgiye ihtiyaç duyduğumuz o kısa süreçten sonra- kocaman bir sevinç kahkahasına dönüştü durumu. Bu durum üzerine, başta facebook olmak üzere, pek çok ‘iletişim’ kanalında yapılan yorumlar, bunların anında ve ölçülemez bir biçimde dolaşımı… Artık, kısa yoldan, zaman harcamadan, üretileni tüketiverme çağındayız. Diyeceksiniz ki, edebiyatın yerini tutar mı? Bence tutmaz. Ama büyük çoğunluk için yaşanan ‘hız çağıdır’ ve anında gülünecek, sonra da kahkahaların göğe savrulan parçaları çöpe atılacak ki, sıradaki gelsin.
‘Hız çağında’, ayaküstü dolaşıma sokulmuş şeylerden biri de şuydu: Sarraf’ı tutuklatan savcı görevden alınmış, Babaeski’ye sürgün edilmiş. Türkiye’de yakın tarihimizde olup bitene bir gönderme olan bu ‘sürgüne’, cevap da anında yetişti tabii: Biz bu savcıyı da, Sarraf’ı da istemeyiz te be ya… Şu malum Aralık’ın bozuk yollarından arabasını devirmeden kurtulan eski Bakan’ların“Rıza Sarraf’ın yanındayız” sahiplenmesi de, dolaşıma giriverdi birden bire.Hatta, Sarraf, “Beni Türk yargısına teslim ediniz” diyesiymiş…
Olup bitenlere bakıp, Aziz Nesin’i nasıl hatırlamayacağız…
Her şeyi bilen ve her şey hakkında görüş açıklayan, bunu ‘asli görevi’ olarak gören bir yönetici şahsiyetle karşı karşıyayız. Televizyonda haberler onunla başlıyor, onunla bitiyor. Havuzun ‘çılgın medya şımarıkları’, kendilerini ‘var eden’ o ‘dünya liderinin’ sözlerini yere göğe sığdıramıyor. Ne derse güzel, ne derse olumlu, ne derse bir geçerli nedeni var!
Bu bize şunu gösteriyor bir bakıma: Ülkeyi yönetmek için var değiller sadece. Kendilerini ülkenin, ülkede olup biten her şeyin sahibi olarak görüyorlar.
Galatasaray- Fenerbahçe maçı mı ertelendi, o ekranlarda, hemen açıklama yapıyor.
Fenerbahçe, ‘talihsiz bir şekilde’ rakibi Braga’ya karşı kaybetti mi, hemen o yetişiyor, kötü pozisyonu pansumana; süper lig takımlarının başkanlarını ve yöneticilerini toplayıp, “Hırvat hakem çok taraflı bir yönetim gösterdi. Maçı resmen katletti” diyebiliyor. Çünkü, Futbol Federasyonu yok ya bu ülkede, Fenerbahçe’nin yöneticileri de yok, futbol eleştirmenleri de…
Fransa’da bir terör eylemi mi oldu, “Ey Fransa, sen bu insanların can güvenliğini niye sağlayamıyorsun? Senin emniyetin uyuyor mu?” gibilerinden ‘sınır tanımayan’ dokundurmalar da olmuyor değil; kara mizahın bir örneği olarak.
Eh, terör bu, dönüp dolaşıp senin de kapını çalıyor.
Bıraktık artık özel yaşamımıza karışılmasını; söyleye söyleye anormallikleri ‘normalleştirdikleri’ gibi, toplumu robotlaştırıp, bir düğmeye basmayla yönlendirmenin ‘ustası’ oldular.
Ama bunların geldiği yeri biliyoruz artık. Öyle ya, çıraklık ve kalfalık dönemi bitti, şimdi ustalık dönemi; her ne kadar içinde ahilik değerlerini taşımasa da… E, her çalışma döneminin bir de ‘emekliliği’ olmalı.
Unutmadan, bir de yaşamın her satırında, “…biz onu da iyi biliriz, bunu da iyi biliriz”demeler yok mu, bu ‘bilgiçliğe’ de şaşırıp kalıyor insan!
Daha yakın tarihte, Fuat Avni’nin ‘ön görülerini’ aşarak, “Brüksel’de de patlar” demişti de, patlamamış mıydı?
Maazallah, sesine, sözüne dikkat etmeli!
Duruma göre pozisyon almalı!
Artık, dünyada sınırlar kalktı, barış ve kardeşliğin geçişi anlamında değil, şiddetin sınır tanımayan dolaşımı anlamında!
Ötekileştirme, hem ülkelerin sınırları içinde, hem de uluslararası alanda bir yaygınlık kazandı. İnsanlar bir yerden bir başka yere göç ediyor. Göç ederken de ölüyor. İnsanlığın zihninde unutulmaz izler bırakan acıklı hikâyeler çıkıyor ortaya.
Hani ‘küreselleşme’ ile ülkeler arasındaki sınırlar kalkacaktı, hatta ‘sınıflar arası yumuşama’ bile olacaktı! Sınırlar kalktı, evet, ama düşünüldüğü ve pervasızca söylendiği gibi değil…
Sahi, siz televizyonlardan sıkılmadınız mı? Ben fazlasıyla sıkıldım. Seyredebildiğim 2-3 kanal dışında neredeyse, ‘anlık geçişlerde’ bile tahammül edemiyorum diğerlerine; içim kalkıyor, moralim bozuluyor ve sanki bir tarafıma inme inecekmiş gibi kötüleşiyorum.
Ne demiştik?
Mizah öyküleri neden yazıl(a)mıyor?
Bakın burada, mizah dergilerini bir kenarı koyuyorum. Orada sahiden güzel bir ‘muhalefet’ var, bir de edebiyatı harekete geçirebilsek; çok ucuza gitmese bunca malzeme… Tabii, bu benim isteğim, daha doğrusu dileğim. Kim bilir, yanılıyor da olabilirim bu konuda. Toplum, yaygınlık kazanan bu ‘iletişim’ kanallarında kendisine ‘hoşnut’ bir ortam bulmuş, onun rahatlığını yaşıyordur ve mizahı oradan oraya dolaştırıyordur da, ben kendi kendime dizimi dövmekteyim…
Ha, bi de şunu söyleyeyim: Laf aramızda, Türkiye uçak olsa, kendimi paraşütsüz aşağıya atacak durumdayım; üstelik bunun bencilce bir ‘kurtuluş’ ve ‘çözüm üreten’ bir yöntem olmadığını eşekler gibi bildiğim halde!
Şunu da nokta niyetine yazayım: Edebiyatın olmadığı yerde edepsizlik hız alıyor! Kalıcı olması gereken şeyler uçup gidiyor. Belki bundandır, edebiyatın mizah defterinde kayda geçsin istiyorum bazı şeyler…

ÖNCEKİ HABER

Mesleki dayanışmada 8 hafta: Haber Nöbeti, nereden nereye?

SONRAKİ HABER

İngiltere'de yasalardaki aile içi şiddet tanımı genişletiliyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa