27 Mart 2016 11:36

‘Vasat’a karşı beyaz yakalı!

Erdem Aksakal’ın bir beyaz yakalı olarak itirafçılığa soyunması yeni değil. Yıllardır devam eden keyifli yazıları, ‘Mezeleri Güzel’le kitaplaştı. Aksakal, beyaz yakalıyı ve onun sınıfsal gerçekliğini masaya yatırıyor. 'Gerçeği görmeden, ‘vasat’a başka bir anlam biçip dudak bükerek nereye kadar beyaz yakalı' diye sormak düşüyor bize de.

Paylaş

Mithat Fabian SÖZMEN

Bir süredir fazlasıyla hoyrat davranıldığını düşündüğüm bir kesim var: Vasatlar. Nedir “vasat”? Ortalama, olağanüstü olmayan, herkes gibi... Sıkıcı belki? Olabilir. Her 100 kişiden 90’ı. Bence o kadar da kötü değil. Ben mesela kesinlikle vasatım. Anasının karnından extraordinaire doğmak kolay iş değil. O yüzden Acun’un programındaki “yetenekli”ler bile benim ilgimi çeker. Onlar da “vasat”tır ya aslında, bu iş böyledir zaten. “Vasat”ların da farklı yetenekleri, gariplikleri vardır. Sıradan insanlarda eğlenecek bir taraf olmasaydı, televizyon dünyasının işi zordu.

Dedim ya son dönemde bu “vasat”lara karşı epey acımasızız. Özellikle Twitter’daki çevremde rastladığım bir şey bu. Hakaret olarak “vasat” kullanılıyor. Kötü bir şey yapan birini “çoğunluk”la, kıt kanaat imkanlarla bir şekilde yaşayıp gidenle daha doğrusu onun bu koşullarından beslenen gerilikleriyle tanımlamak... Doğru gelmiyor bana hatta fazlasıyla yanlış buluyorum.
“Vasat”lığa saplantı derecesinde takık bir sosyal kesim, -benim Twitter çevremin ötesinde de- aslında mevcut: Beyaz yakalılar. Beyaz yakalı dünyasına az çok aşinayım. Öğrenciyken çalıştığım şirkette ben de bir süre aralarında bulundum. Ancak onlarla gerçek anlamda tanışmam Erdem Aksakal’ın Ot Dergi’deki yazılarıyla oldu. Aksakal’ın beyaz yakalı külliyatı ‘Mezeleri Güzel’le kitaplaştı. Yazının geri kalanındaki referanslarım da beyaz yakalılar arasındaki 1 yıllık iş deneyimimden çok bu kitaba ait olacak.

Tespitlerden biri, beyaz yakalının sandığı ya da görünmeye çalıştığı kadar özel olmadığı. Bu yönde ne kadar çaba harcasa da elbisenin üzerinde eğreti durduğu:
“Gel gündüzsek gündüz olalım, gökyüzünde yıldız da olmayıverelim bu seferlik. En güzel yerdeki tatili sen yapmayıver, sahilde rakı içtiğin Vasfi Usta’nın mezeleri, ahtapot salatası varsın olağanüstü olmasın be yahu. Vasatın, herkesin yaptığının, kitlenin bir parçası haline gel. Ne kaybedersin? Farkını ortaya koymayıver.”

‘SINIFINDAN BİHABERLER’

Elbette beyaz yakalının vasata ve vasatlığa duyduğu antipatinin sağlam temelleri var ve bunlar kitapta anlatılıyor. Beyaz yakalı dünyasını var eden koşullardan, o meşhur “değişen dünya”dan bahsediliyor.

Erdem Aksakal aslında okul yıllarından başlayarak bir öğrencinin beyaz yakalıya dönüşme serüvenini, sonrasında beyaz cangılda hayatta kalma mücadelesini yazıyor. Bu cangılın farklı beyaz yakalı türleri ve onların hepsi de birbirine benzeyebilen binbir çeşit halleri...  “Hijyenikler”, “Paradan bağımsızlar”, “Amerikan mandacıları”, “Tekno tayfa”, “Markacılar”, “Tavsiyeciler”, “Ben buraya yanlışlıkla düştümcüler”, “Gurmeler”, “Sınıfından bihaberler” gibi...

Aslında “sınıfından bihaberler” tüm bunların içerisinde ortak payda. Aksakal’ın da beyaz yakalı dünyasındaki arızaların temeline aldığı şey “sınıfından bihaber”lik.

Beyaz yakalı özünde çalışandır, emekçidir. Evet, eğitimlidir, daha fazla para kazanıyordur, yabancı dili vardır ama tüm bunlar “her sabah alarmını 6.45’te kurmasını”, “haftanın en az 5 günü, günde 10-12 saatini” işine vermesini engelleyemez. İşçi kadar çalışır ama kendisini “Çalışanlar”ın o büyük dünyasının çok daha ötesine layık görür. Patron gibi yaşamak ister ama yaşayamaz. En azından riske girip kendi işini kurana kadar(bu da çok nadir olur) bu arafta halleri devam eder.

O iyi bir eğitim almıştır, rafine zevkleri vardır, patronlar dünyasından iki fırt çekebilir. Ama nihayetinde emeğini patronuna satarak geçinir. Tüm bu “özellik”lerin karşılığı çoğu zaman mütevazı bir “paket”tir(Maaş). Tıpkı mavi yakalı gibi. Ama o bunu kabullenmek istemez.

YOLUNU ŞAŞIRMA BEYAZ YAKALI!

“Bakıcı kadın”, “Çaycı”, “Güvenlikteki adam” dedikleriyle aynı yolun yolcusu olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zordur. Bu yüzden “sıradan” olmaya katlanamaz. Dünyanın en tırt yemeğini de yese “Mezeleri güzel”dir onun meyhanesinin. Farklıdır ve o farkı hissetmek, -ortada hissedecek özel bir şey yoksa da- beyaz yakalının hakkıdır!

Bu, onun aynı dünyaya ait olmadığını ispatlamaya çalıştığı “vasat”lardan farkıdır. Hayatın gerçekleri ise bambaşkadır.
Beyaz yakalının “Ayrıksı olamayacak kadar şablon bir hayat yaşadığı” gerçeğini bir kenara bırakalım. Beyaz yakalı, üreterek değil tüketerek var olmaya çalışan, farkını ancak bu şekilde ortaya koyabilen, üstelik ait olduğu emekçiler dünyasının geri kalanı gibi “üretimden gelen gücü” de öyle fazla olmayan ancak tüketim alışkanlarını değiştirerek kendisini sömüren sınıfa meydan okuyabilen bir kesimdir.

Beyaz yakalıların damga vurduğu Gezi Parkı deneyimi bunun sağlamasıdır. Beyaz yakalının da kendi gerçeğiyle yüzleşmesinin aracıdır.

Kaderini ancak “vasat” gördükleriyle birleşirse değiştirebilir. Maviyi beyazı boşver önemli olan yakası olması. Öyle çok çılgın özellikleri olmasına da gerek yok ama “aldıklarını değil bildiklerini ortaya koymadan”, “üretmeden”, “kendi gibi olmadan” nereye kadar beyaz yakalı?

MEZELERİ GÜZEL
Erdem Aksakal, OT Kitap, 2016, 157 sayfa, 16 TL

ÖNCEKİ HABER

Barbaros ve Bey mahallelerinde kentsel dönüşüm tedirginliği: Halk uyuşturucu bahanesine inanmıyor

SONRAKİ HABER

Çerkes Soykırımının 155. yılında yaşamını yitirenler anıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa