Gülüşleri isyanımızın fotoğrafıdır!

Gülüşleri isyanımızın fotoğrafıdır!

10 Ekim Ankara katliamında hayatını kaybeden Ali Deniz Uzatmaz ile 13 Mart Ankara katliamında yaşamını yitiren Ozancan Akkuş, Antep’ten, iki yakın arkadaştı. Ali Deniz, Ali İsmail Korkmaz’ın ölümünün öfkesini ve gülüşünü taşıyordu, Ozancan da Ali Deniz’in öldürülmesine lanet okuyordu. Şimdi kendisi de bir katliamın kurbanı oldu. Ozancan ve Ali Deniz’in arkadaşları ise soruyor; Sıra hangimizde?

Fatma KESKİNTİMUR

Temmuz 2013, Eskişehir’de daha 19’unda bir genç… Haziran Direnişi’nin sembol isimlerinden Ali İsmail Korkmaz! Sonradan görüntüleri de ortaya çıktığı üzere, sivil polisler ve esnaf tarafından darbedilerek öldürülüyor!

Bir Haziran Direnişi yıl dönümünde Antep’te, gençlerin ellerinde Ali İsmail’in fotoğrafı, fotoğrafta “Gülüşün bir isyanın ateşinde parlayacak” yazıyor, hemen önünde bir genç, sıktığı yumruğuyla adeta Ali İsmail’e söz veriyor: “Unutmayacağız, unutturmayacağız!”… O da 19’unda gülüşünü bırakıyor bize, bir isyanın ateşinde parlatmak için… 10 Ekim’de patlayan bombalar alıyor Ali Deniz’i aramızdan. İki bomba sesiyle sarsılıyor Ankara, sarsılıyoruz… Ali Deniz Uzatmaz da fotoğrafını taşıdığı Ali İsmail gibi daha 19’unda afişlere fotoğraf oluyor!

Ali Deniz, Emek Gençliği’nde mücadele eden bir genç… Hem yoldaşları hem de farklı çevrelerden arkadaşları, onu hep gülmeyi sevmesiyle anıyor.  Ananlardan biri de Ozancan Akkuş! Ozan ve Deniz’i aynı dershanede olmaları dışında birleştiren de gülüşleri aslında. Bir yıl aynı dershanede hazırlığın ardından birisi ODTÜ’yü kazanıp Ankara’ya gidiyor, diğeri Mersin Üniversitesi’ne…

SAVAŞ KARANLIĞI ÇÖKÜYOR ÜSTÜMÜZE

Saray ve AKP iktidarının içeride ve dışarıda ısrar ettiği savaşın etkileri her yanımızı sarmaya başladığında, Suruç’ta patlayan bomba ve kaybettiğimiz 33 genç, belki de boyutu itibariyle, nasıl bir karanlığa doğru gittiğimizin ilk sinyalleri oluyor. Suruç’ta hayatını kaybeden gençlerin cenazesi Antep’e geldiğinde,  “Ben cenazelere dayanamam” diyerek, adli tıbba gitmeyi reddeden Deniz, birkaç ay sonra “Bu ölümler olmasın, barış istiyoruz” demek için, hiç düşünmeden Ankara’ya gidiyor. Ali Deniz’in patlamada hayatını kaybettiğinin duyulmasıyla birlikte Ozan için de başka türden bir yüzleşmenin vakti geliyor. İktidarın savaş hırsı ve yol açtığı felaketler, belki de ilk kez yakın arkadaşı Deniz’in ölümüyle hissettiriyor kendini. “Gözlerimizden akan yaş bile ellerinizdeki kanı temizleyemeyecek, o temiz adam her zaman sizin yakanızda bizim kalbimizde kalacak” sözlerini paylaşıyor sosyal medyadan, arkadaşının ardından. Henüz 19 yaşında gençler, “hesabı sorulsun” istedikleri acılar yaşıyorlar.
Takvimler hep acıya dönüyor ülkede. “Barış” demek “suç” diye geçiyor kayıtlara. Mevsim dönüyor, üç yıl önce gelen bahar, yazı müjdeleyemeden kış oluyor!

Savaş bizzat yaşadığımızın coğrafyanın bir gerçeği olarak ateşler düşürüyor evlerimize. Silvan, Varto derken tüm Kürt illerine ve ilçelerine yayılan saldırılar… Sokağa çıkma yasakları, kuşatmalar, kadın, çocuk demeden sivil ölümleri. Tehlike büyüyor! Bundan önce de öldürülerek bitmeyeceğini defalarca gösteren Kürtler, eşitlik taleplerinde direniyor. Tüm diğer halkları da barıştan yana taraf olmaya çağırıyor. Sesleri tanklarla, toplarla bastırılsa da, bu savaşa taraf olmayacağını söyleyenlerle buluşuyor yine de. Ülke bölünüyor; savaştan yana olanlar ve barışta ısrar edenler! Günlerin özeti şu sözde buluyor karşılığını: Bu savaş yalnızca Kürtleri yakmaz!

ADETA BİR ÖLÜM ZİNCİRİ

Savaşı da bahane ederek tüm alanları yaşama dar eden güvenlikçi anlayış, Ankara’da beş ayda üç bombanın patlamasına engel olamıyor! 13 Mart akşamı bu kez Güvenpark durakları oluyor bombanın adresi.

Haber anında yayılıyor, vahşetin boyutları çıktıkça ortaya, yüreklere düşen sızı artıyor. Ali Deniz’in babasının evi aranıyor patlamadan kısa bir süre sonra. Ozan’ın kardeşi Deniz’in ailesine o acı soruyu soruyor: “Ankara’da patlama oldu yine. Abime ulaşamıyoruz, siz Deniz’i nasıl bulmuştunuz?”

Sonrası malum, Ozancan Akkuş da tıpkı beş ay önce yakın arkadaşı Ali Deniz gibi, bir bombanın hedefi oluyor. Antep’te iki yakın arkadaş, aynı dershanenin öğrencileri, iki farklı patlamada Ankara’da can veriyorlar!

Adeta bir ölüm zinciri! Acı da öfke de katlanarak büyüyor ama bu kez arkadaşlarının cenazesine gitmekten yorulmuş gençlerin ilk cümlesi, endişeli gözlerle bakarak, “Sıra hangimizde?” oluyor. Ali Deniz’i unutamamışken, Ozan’ı kaybetmek ağır geliyor hepsine de. Dershaneden ortak arkadaşları Yaren “Sen de Ali Deniz’e yazdığın gibi her zaman onların yakasında bizimse kalbimizde kalacaksın dostum… Asla unutmayacağız. Gülüşlerimizi bizden alanlara her zaman hesap sormaya devam edeceğiz temiz adam” diye yazıyor. Öğretmenleri, arkadaşları… Ozan’ı tanıyan herkes isyan ediyor bu “Olgun ama neşeli” gencin yarım kalan hayatına. Artık koca bir aile olunuyor, acıların ortaklaştırdığı. Deniz’in annesi Nebahat Abla, duyar duymaz Ozan’ın evine ilk gidenlerden. Beş ay önceki acının tazeliğiyle, “Bitmeyecek mi? Daha kaç çocuğumuzu böyle kaybedeceğiz?” diye soruyor. Deniz’in babası Ogün Uzatmaz da Ozan’ın haberiyle Deniz’in acısını aynen yaşadığını dile getiriyor ve bu acı tesadüfe isyan ediyor.

Cenazeler, gözyaşları. Gidenler ve ardında bıraktıkları hikâyeler… 13 Mart’ın ardından yine gençlerin ellerinde Ozan ve Deniz’in birlikte gülen fotoğrafları, arkalarından Ali İsmail bakıyor. Gülüşleri bir isyan ateşinde parlıyor!

www.evrensel.net