14 Şubat 2016 08:53

Furuğ Ferruhzad’ı anarken

Paylaş

Arife Kalender

 “Tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir
Seni kendinde tekrarlayarak
Çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek 

Ben bu ayette seni ah çektim, ah
Ben bu ayette seni
Ağaca ve suya ve ateşe aşıladım” 
F.F.
   
Kimi adlar vardır, bir ülkenin “ses bayrağı” olur, ülkeyi de aşarak tüm dünyada duyulur. Fars Kadın Şiiri’ni başlatan, gözleri onun yaşadığı yere ve koşullara çeviren Furuğ Ferruhzad; yalnızca doğduğu ülke kadınlarının şiirinde değil, dünya şiirinde de önemli kapılar aralamıştır. Eril dilin en baskın olduğu İran’da, o güne değin var olan şiir söylemini bir kenara koyarak; özgür, âsi, direngen şiirini kurmuş, kendi dilini oluşturmuştur. Dayatılan ve öğretilen dilin tersine, kendisi olan, kendisinde olan dişil dili özgürce kullanmıştır. Furuğ’u Furuğ yapan öğenin; bu özgün ve ödünsüz söylem olduğu düşünülebilir.
“idam törenlerinde hep /urgan/ bir mahkumun kasılan gözlerini/ yuvasından dışarı fırlatırken/ onlar kendilerine dalarlardı/ ve yorgun ihtiyar sinirleri/ şehvetli bir düşle gerilirlerdi” dizelerinin yer aldığı “Yeryüzü Ayetleri”nde idamı betimleyen Furuğ’un, şiirlerinden önce yaşamına dair kimi ayrıntıları bilmek gerekir.
5Ocak 1935 yılında Tahran’da doğan şair, Albay Mohammed Ferruhzad’ın yedi çocuğundan birisidir. Babası, Rıza Şah’ın rakip ve düşmanı olan aydınları ezmek için kurduğu orduda görev yapmaktadır. Oturdukları evin penceresi ise idam meydanına bakar. Baba, ordudan aldığı ataerkil uygulamaları, sıkı denetimli bakış açısını evde de uygulamaya kalkar. Annesi ve kardeşleri babanın emirlerini uygularken; Furuğ baskılara karşı çıkar. Yalnızca aile içinde değil, dışarıda da erkek egemeni dünyanın kuralları geçerlidir. Karısı ve çocuklarına eşya, malzeme ve mal varlığı gibi bakan baba; korumak adına kimseye söz hakkı tanımaz.

Furuğ’un isteği, babanın şiddetinden kaçarak sevgisini kazanmaktır. Bunu başaramaz. Annesi de bu sevgi boşluğunu dolduramaz. Furuğ tüm ailesine eleştirel gözle bakar ve “Bahçeye Acıyorum” şiirinde aile bireylerini tanımlar. Baba: ‘benden geçti/ ben yükümü taşıdım’ diyerek kadere sığınır. “Annenin tüm yaşamı/ açık bir seccadedir/cehennem korkusu eşiğinde serili/ anne her şeyin dibinde/ her zaman/ bir günahın izi peşindedir”der. “Erkek kardeşim benim bahçeye mezar diyor/ kardeşim otların kargaşasına gülüyor.” Erkek kardeşlerine karşı alaycı olan Furuğ; kız kardeşinde daha ayrıntıcıdır. Onda kadını irdelerken; çocukluğun saflığını ve sonradan yozlaşan, kirlenmiş ikinci yüzü de verir. “onun evi kentin öte ucundadır/ ve yapay evinde o / yapay kırmızı balıklarıyla/ ve yapay eşinin aşkının sığınağında/ ve yapay elma ağaçları gölgesinde/ yapay şarkılar söylüyor/ ve doğal çocuklar yapıyor…”

Şair ailede bulamadığı sevgiyi daha sonra dışarıda arar. Kendisinden yaşlı erkekler olumlu ya da olumsuz, yaşamında rol oynar. Binbaşı Mohammed Ferruhzad, Perviz Şapur ve İbrahim Golestan şair için önemli olmuştur. Elbette şiirinin biçimlenmesinde: Nima’nın, Şamlu’nun, Salis’in, Sohrap’ın, Rehmani’nin, Mehdi Hamidi’nin ve Nadipur’un etkileri bilinmektedir.

Yakınlarından yererli ilgiyi bulamayınca; evdeki ve okuldaki baskıdan kurtulmak için, yeteneklerini fark eden ve onu anladığını düşünen ilk kişiye, Perviz Şapur’a yönelir. Sanata bağlılığına, dostça karakterine ve Furuğ’un ona çocuk doğurmasına karşın, kocaevi çoğu yönleriyle babaevinin devamıdır. Akrabası Perviz Şapur onun iki katı yaşındadır. 1951’de evlenen şair ilk kitabı Tutsak’ı 1952’de çıkartır. Oğlu Kamiyar 1953’de doğar ve 1954 de boşandıklarında kocası şeriat kanunları gereği ‘çocuk babanındır’ diyerek çocuğu alır ve bir daha da Furuğ’a göstermez. Oğlunu göremeyişi Furuğ şiirini etkiler. Boşanması ve edebiyat dünyası dedikodularla baskıları artırır. 

Babasının büyük kütüphanesinden çocukluğunda fazlasıyla yararlanan Furuğ’un derin bir kültürel alt yapısı oluşmuştur. İlk dönemini Rıza Berehani: “Kendi benliğini sadelikle, o günün kuramsal dili ile, ancak biraz daha açık ve aydın bir tavırla, dörtlükler biçiminde dile getiren kadın, söylencesel bir varlığa dönüştü: Sadece aşk ve bu aşkla ilgili konular hakkında konuşan değil, toplumun tüm kadınlarının yoksunluklarını çizen, söylencesel bir varlığa…”sözleriyle özetler. “Ferruhzad’ın şiiri, onun varlık evidir. Dile analık yapmadığımız sürece şairlik adını hak edemeyiz” diyen Berahani,  onu şöyle değerlendirir: “Ferruhzad’ın ererkilliğe karşı bu denli açık yazması için şiir biçeminde bile, birçok dönemlerden geçmesi gerekti. Dörtlükten, mesnevi, gazel, klasik Nima şiirinden geçti. Bu biçimler erkeklerin yazınsal biçimleriydi. Onun kadınsal morali ile daha uygun düşen ve bağdaşan vezinlere yüz koydu. Kendi âşıkâne şiir diline uygun kılsın diye, kurumsal modern şiir vezinlerini yeniden kırdı. Toplumsal şiirlerinde bile kadınsal başkaldırıyı unutmadı, erkeğe teslim olmayı aşkın belirtisi olarak görmedi. Derin tensel bağışını aşkın temeli saydı.”
Furuğ’un yaşamında Baba ve kocaevi kavramlarıyla geleneksel yapının çok önemi var. Ülkenin geçirdiği değişim süreçleri, aşk ve kırılganlıkları; ailesinden, oğlundan ayrılması onun şiirini farklı kanallarda akmaya zorlar. Gelenekselle modern olanın ortasında, öğrendiği tüm kalıpları kırarak, yeni söyleyişler, biçimler dener. Mistitizmden, erotizmden  ve özellikle konuşma dilinden çok yararlanır. Söylemi açık net ve korkusuzdur. Son şiirlerinde düşünsel olarak da korkuyu ve baskıyı aştığı görülür. Katı bir ataerkil dünyadan yaralarla ayrılsa da, acılarını; şiir dilini özgürleşmede, söylenmemişi söylemede kullanır. 

“Ey tanrı ey ölüme bulaşmış gizemli kahkaha
Ne yazık ki sana yabancıdır benim ağlamalarım
Ben sana kâfir, sana münkir sana asi
Sana inat işte şeytan benim tanrım”
diyecek kadar asidir. Kadın dünyasında söylenmemiş gizlerin ifşası, büyük aşkların tapınağıdır.  Kendi varlığını şiirleştirirken, karanlıktaki  kadın yüzlerini ışıtmıştır. Şiirlerinin yanı sıra; yapımcı ve oyunculuğu ile ödüller alan, şiirleri birçok dile çevrilen Furuğ Ferruhzad İran şiiri üzerinde derin izler bırakmıştır. Furuğ’un ülkemizde tanınmasında şair, çevirmen Haşim Hüsrevşahi’nin emeği büyüktür. 13 Şubat 1967’de bir kaza sonucu yaşamını yitiren dünya şairi Furuğ’a saygıyla…

Kaynakça: Yaralarım Aşktandır-Furuğ Ferruhzad- Çev.Haşim Hüsrevşahi-Telos Yay.

ÖNCEKİ HABER

Sennur Sezer’in şiiri

SONRAKİ HABER

Şili'deki zam karşıtı protestolar yasaklara rağmen devam ediyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa