‘Her şeye rağmen’

‘Her şeye rağmen’

Olcay GERİDÖNMEZ

Dünyanın neresinde olursa olsun, tarihin hangi diliminde olursa olsun; ‘huzur’, ‘güvenlik’ ve ‘demokrasi’ adına kadınların ve çocukların, erkeklerin ve yaşlıların asker ya da polis eliyle öldürülmesi, haklı bir savaş, polis operasyonu vb. olarak adlandırıldığı ve bu anlayış şu ya da bu oranda karşılık bulduğu sürece, barış savunucularının uğradığı baskı kanlı bir güncellik halini almıştır hep.

Savaş ve militarizm karşıtlarının sözleri, eylemleri, hakikatleri ortaya çıkarma çaba ve cüretleri, iktidar sahiplerinin yüreklerine saldığı korku oranında hışmını üzerlerine çekmiştir. Üzeri örtülmesi gereken hakikatler ne kadar ağırsa, egemenlerin ipliğini pazara çıkaran türdense, barış isteyenlerin sesini boğmak için başvurulan yöntemler o kadar faşizan, o kadar kanlı kılıklara bürünmüştür.

Neyse ki, bu cürete sahip olanlar, dün de bugün de, hiç eksik olmadı yeryüzünde. En zor, en umutsuz gibi görünen zamanlarda bile. Ve yaşamlarından, mücadelelerinden hunharca koparılmış da olsalar, insanlığın en onurlu, en kıymetli üyeleri olarak, gurur kaynağı olarak andığımız sayısız isimler tek tek kazınmıştır ortak belleğimize.

ROSA LUXEMBURG VE KARL LİEBKNECHT

Onlardan ikisi, kapitalizmin, savaşın ve militarizmin en korkusuz, en uzlaşmaz düşmanlarındandı. 15 Ocak, onları, Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’i, tüm dünyada savaşa ve militarizme karşı eşit, özgür ve insanca yaşamın hüküm sürdüğü bir dünya için mücadele azmimizi tazeleyerek andığımız gün. 
Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht yorulmak bilmeden, hiçbir baskıya aldırmadan tüm enerjilerini sosyalizm davasına, savaş çıkarıcılarına ve sürdürücülerine karşı, Kaiser Wilhelm’in dünya gücü olma fantezilerine karşı mücadeleye adadı. Bu ise egemenlerin hiç hoşuna gitmedi. Karl ve Rosa, egemenleri rahatsız eden görüşlerinin, onlara boyun eğmemelerinin bedelini defalarca cezaevine konularak ve sürekli izlenerek, kovuşturularak ödediler. 

YAZI, SÖZ VE EYLEMLE İKİ YILMAZ SAVAŞÇI

Rusya egemenliği altında 1871’de Polonya’da doğan Rosa Luxemburg daha lise öğrencisiyken dünyayı değiştirmek arzusundaydı. Henüz 17 yaşındayken İsviçre’ye kaçmak zorunda kaldı. Üniversite öğreniminin ardından yerleştiği Almanya’da kendini tümüyle politikaya adadı ve kısa sürede sosyalist hareketin önderleri arasında yer aldı. 

Karl Liebknecht, Marx ve Engels’in mücadele yoldaşı, babası Wilhelm Liebknecht’in ayak izlerine basarak, Alman işçi sınıfının en onurlu önderlerinden biri oldu. Karl, Alman sosyal demokrasisinin en yetenekli ve enerjik ajitatörlerinden biriyken, Rosa, sorumluluğunu üstlendiği yayın organlarındaki çalışmasıyla, en son “Kızıl Bayrak”la devrimin bizzat nabzı oldu. 

Milletvekili olarak Karl Liebknecht, 1. Dünya Savaşı karşısında, Alman Reichstag’ında (parlamento) enternasyonal sosyalist olarak söz söyleyen ve savaş kredilerine “hayır” diyen ilk ve tek kişiydi. Burjuva partilerin öfke sellerine maruz kalan, sosyal demokrat çoğunluk tarafından karalanan ve inkar edilen, azınlık tarafındansa tek başına bırakılan Karl, Reichstag’ı emperyalizme ve kapitalizme karşı mücadele alanına çevirmeyi bildi. Parlamento kürsüsünü, işçi sınıfının can düşmanlarının maskelerini indirmek için, ezilenleri baş kaldırmaya çağırmak için kullandı.

SAVAŞA VE EMPERYALİZME KARŞI 

Rosa ülkeye geldiği andan itibaren, milliyetçilik, oportünizm ve revizyonizme karşı mücadele etti, savaşın önlenmesi için politik kitle grevlerinden yana tutum aldı. Dünya savaşı patlak verdiğinde, Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nin (SPD) yönetimiyle arası açıldı. Zira parti yönetimi devrimci sosyalizmin enternasyonalist ilkelerinden vazgeçmiş ve savaşa destek vermişti. Rosa, Spartaküs Birliği’nin önceli olan “Enternasyonal” grubunu kurdu. Bu grubu, 1. Dünya Savaşı’nın büyük bölümünde parmaklıklar ardında tutulduğu cezaevinden doğru politik ve teorik yazıları aracılığıyla, Karl Liebknecht ile birlikte yönetti. 

ALÇAKÇA KATLEDİLDİLER

Rosa Luxemburg 9 Kasım 1918’de cezaevinden tahliye edildiğinde Almanya’da devrim patlak vermişti. İşçiler ayaklanmış, Kaiser görevden çekilmiş, hükümeti SPD devralmıştı. 1919 Ocak’ında Karl Liebknecht ile birlikte Almanya Komünist Partisi’nin kurucularından biri oldu. 1918 Ekim’inde henüz cezaevinden çıkmış olan Karl Liebknecht’in, SPD hükümetine karşı kitleleri çağırdığı gösteriler, Spartaküs ayaklanması olarak bilinen ayaklanmaya dönüşmüştü. Hükümet birlikleri ayaklanmayı kanla bastırmaya başladı. 
Spartaküs Ayaklanması (Ocak Ayaklanması) sırasında tutuklanma tehlikesi altında olan Karl ve Rosa Berlin’i terk etmeyi reddettiler, sürekli ikamet değiştirdiler. Spartaküsçülere karşı yürütülen sürek avı Rosa’nın Karl ile birlikte kaldıkları eve düzenlenen bir baskın ile sonuçlandı. Tutuklanarak götürüldükleri bir otelde işkence edilerek sorgulandılar ve öldüresiye dövüldüler. Otelden sürüklenerek götürüldüklerinde Liebknecht zorla arabadan indirilip başından ve sırtından vurularak öldürüldü. Rosa’nın işkence edilmiş ve kurşunlanmış bedeni ise Berlin’in Landwehr kanalına atıldı. 

Liebknecht 25 Ocak’ta Spartaküs ayaklanması sırasında öldürülen diğer 31 yoldaşıyla birlikte binlerin uğurlamasıyla toprağa verildi. Rosa Luxemburg’un bedeni ancak 31 Mayıs’ta kanalda bir işçi tarafından bulundu. Olaya ‘yayın yasağı’ konuldu. Rosa’nın, Karl’ın yanına defnedildiği cenaze törenine 10 binler katıldı.

HAPİS VE YİNE HAPİS

“Majestelerine hakaretten” ve “toplum içinde sınıf kinini kışkırtmaktan” yargılandığı ve hapis yattığı davalarda savunuculuğunu üstlenen Karl Liebknecht’in Rosa Luxemburg için söylediği söz “Düşmanının gözünün içine baka baka kafa tutacak kadar yürekli” ikisi için de geçerliydi.
Rosa Luxemburg defalarca cezaevine konuldu. 1904’te, 1906’da birkaç kez hapis yattıktan sonra, 1915’te tekrar bir yıllığına cezaevine girdi. Tahliye olduktan altı ay sonra, “kamu güvenliği tedbiri” olarak tekrar cezaevine konuldu ve bu önleyici tutukluluk hali ancak Almanya’da Kasım devrimin patlak verdiği gün son buldu.

Avukatlığı, milletvekilliği boyunca yılmaz bir enternasyonalizm sosyalizm savaşçısı olan Karl Liebknecht de defalarca hapishane duvarlarının esiri oldu. En son savaşa karşı düzenlediği bir gösteride hükümetin devrilmesi, savaşa derhal son verilmesi çağrısında bulunduğu için ‘vatan haini’ olarak 1916’da parmaklıklar ardına atıldı. 23 Ekim’de Kasım devriminin hemen öncesinde siyasi tutuklulara çıkarılan genel af çerçevesinde serbest kaldı.

SON SÖZLERİ DEVRİME DAİRDİ

ROSA: “Berlin’de asayiş sağlandı!” Ey kör zalimler! Sizin “düzeniniz” kumdan zemin üzerine kurulu. Devrim daha yarın “gümbürtüyle ayağa kalkacak yeniden” ve yüreklerinize korku salan borazanlarla ilan edecek: Vardım, varım, var olacağım!” (Rote Fahne [Kızıl Bayrak], Sayı 14, 14 Ocak 1919)

KARL: “Spartaküs’e diz çöktürüldü!” Acele etmeyin! Biz kaçmadık, biz bitmedik. Bizi zincire de vursanız; biz buradayız ve burada kalacağız! Ve zafer bizim olacak... O gün geldiğinde hala hayatta olur muyuz ... ama programımız yaşayacak; kurtulmuş insanlığın programı olacak. Her şeye rağmen! (Rote Fahne [Kızıl Bayrak], Sayı 14, 14 Ocak 1919)

www.evrensel.net