İstisna halinin olağan hale dönüşü:  ‘Geçici’ köy koruculuğu

İstisna halinin olağan hale dönüşü: ‘Geçici’ köy koruculuğu

Özcan KIRBIYIK

Dünyanın farklı yerlerinde vuku bulan olağanüstü hal dönemlerinde, Türkiye’deki Koruculuk Sistemi’ne benzer paramiliter güçler kurulmuştur. Bunlardan bazıları Peru’daki Rondas Campernas (Köylü Devriyeler), Kolombiya’da Autodefensas Unidas de Colombia(Birleşik Müdafaa Kuvvetleri), Çeçenistan’da Kadyrovtsy (Kadirov’un Takipçileri) gibi... Farklı zamanlarda meydana getirilmiş olan bu güçlerin en belirgin ortak özellikleri olarak geçici  olağanüstü hal durumlarında ortaya çıkmaları ve varlığını borçlu oldukları hükümetler ya da devletler adına yasaların koruması dahilinde  yasadışı eylemlerde bulunmuş olmaları gösterilebilir.

En son kertede iktidar olmak, şiddettin nerede, nasıl ve kime karşı kullanılacağına da karar vermektir. Hükümetin şiddet politikaları ile olağanüstü halin sürekliliği sağlanarak ‘Geçici Köy Koruculuğu’nun devamlılığı bu şekilde sağlanmış oluyor.

Bugün, Kürdistan coğrafyasının birçok yerleşim yerinde, devletin varlığının tamamen “geçici” köy korucularının varlığına dayandığı  hatırlandığında, Kürt ve Kürdistan hakikatinin kendisini dayattığı görülür. Muhtemel toplumsal değişim olanağına karşı ilan edilen Koruculuk Sistemi, çatışma ve savaş ortamının gidişatına bağlı olarak Kürt siyasal hareketine karşı şehirlerde mevcut düzenin muzaffer bir koruyucu erk’i ve başkanlık sisteminin de kurucu bir ayağı olması isteneceği anlaşılmaktadır. Koruculuk Sistemi vasıtasıyla, “kamu düzeninin tesis edilmesi” için başvurulduğu söylenen şiddet politikası, esasen başkanlık sistemine giden yolda döşenen taşlardan oluşan yeni durumun  kurucu bir öğesidir.

KORUCU ALIMLARININ SOSYO-EKONOMİSİ

Son günlerde, korucuların sayısındaki olağan dışı artış, herkesin malumudur. Kürt sorununun çözümüne dair arayışlardan “Kürt sorunu yoktur”a uzanan süreç, koruculuk alımındaki artışın da başlıca nedenlerini içinde barındırıyor. Koruculuk Sistemi’nin tarihsel süreç içindeki temel misyonlarından biri de, devletin -bilhassa Kürt coğrafyasında- oluşturmak istediği ‘makbul vatandaş prototipi’nin inşasına doğrudan müdahil olmaktır.

Çatışma süreçleri uzadıkça ve derinleştikçe, savaş ortamıyla beraber halk üzerinde etkisini gösteren ekonomik sorunlar görünür hale gelir. Böylece korucu alımlarının yapılması için gereken sosyo-ekonomik zemin hazır hale gelmiş olur.

Koruculuğun yaygın olduğu birçok yörede, Kürt siyasal hareketinin de güçlü olduğu göz önünde bulundurulduğunda, devlet aklının bir anlamda koruculaştırdığı halde “makbulleştiremediği” Kürtlerden “bağırsaklarını temizleyip”, yerine ama’ya, fakat’a daha mesafeli, Kürt hareketine kökten hasım çevrelerle yeni korucu kadroları doldurması tesadüf görülmeyecektir. TSK’nin son zamanlarda sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği yerlerde, şehir merkezlerinde operasyonlara çıkmayı kabul etmedikleri için istifa eden korucular yerine; öfkesi dinç, ekonomik durumu kötü insanlardan yana seçimini yapması, devlet tahayyülündeki Koruculuk Sistemi’nin “yeni işlevinin” nasıl olacağını ele veriyor. Silopi, Cizre ve Sur’da devam eden sokağa çıkma yasakları esnasında, köy korucularının şehir merkezlerine operasyonlara çıkarılması, Koruculuk Sistemi’nin paramiliter yapısının kırdan şehre indirilmek istendiğinin göstergesidir. Bunun da altyapısı olarak, şehir merkezlerinde operasyonlara çıkmak istemeyen bazı köy korucularının istifaya zorlanması ve açılan yeni kadrolara, güdülen “sert ve amansız”  politikaya daha uygun yeni alımların yapılmasını  göstermek mümkündür.

KORUCU ALIMI BARIŞ DÖNEMİNDE DE SÜRDÜ

Çözüm Süreci’nin en revaçta olduğu dönemlerde bile çok sayıda korucu alımının yapılması ayrıca dikkat çekicidir. Evrensel Gazetesi’nin 09.03.2013 tarihli haberine göre: Mart 2013’e kadar olan 4 aylık süre zarfında: Van’ın Çatak ve Gürpınar ilçelerinde 280, Bitlis’te 600, Hakkari’de 110, Muş’ta 95, Ağrı’da 25, Siirt’te 120, Diyarbakır’da 250, Bingöl’de 1800, Urfa’da 90 kişi “korucu”  adı altında TSK bünyesine eleman olarak alınmıştır.

Sokağa çıkma yasaklarının ardından, “devlet güvenliğini tehdit eden alanlara”  korucuların ve ailelerinin yerleştirilip, devlet için “güvenli bölgeler” haline getirilmesi amaçlandığı anlaşılıyor. AKP’ye yakınlığı herkesin malumu olan gazeteci Abdulkadir Selvi’nin, 29 Aralık 2015 “Demirtaş’a dokunulsun mu?” başlıklı yazısında, hükümetin programında, Kürt siyasal hareketinin etkinlik alanının görece fazla olduğu şehir merkezlerine ve kasabalara karakollar ve kalekolların inşa edilmek istendiğini yazdı. Ayrıca hükümetin mahalle aralarına kalekollar kurmayı düşünmesi, son zamanlarda hükümete yakın medyanın “HDP’li belediyelere kayyum atansın/atanacak” manşetlerini daha anlaşılır kılması için önemlidir.

Koruculuk, gündemden düşmesinin beklendiği bir zamanda, savaş ortamıyla, devletin kullanabileceği militarist bir yapı olarak kalmaya devam etmektedir. Bu yüzden de önümüzdeki günlerde  koruculuk sisteminin olası yeni görev alanları ve yetkileriyle adından daha sık bahsettirmesi olasıdır. Böylece, geçici bir istisna hali olarak ortaya çıkan Koruculuk Sisteminin, yerleşik düzenin devamı adına şehir merkezlerinde daha görünür hale gelmesi muhtemel olacaktır.

www.evrensel.net