01.10.2015 06:58

Cizre ve Silopi her şeye rağmen barış dilini konuşuyor

İnsanlar bize “Lütfen gördüklerinizi gittiğiniz yerlerde anlatın tüm Türkiye bilsin burada olanları” dediler. Hepsinin ağzından barış dili dökülüyordu bunca saldırıya, ölüme rağmen... Hâlâ umutla gözleri parlayarak “barış inadına barış” tekrar tekrar söyledikleri cümle buydu!

Cizre ve Silopi her şeye  rağmen barış dilini konuşuyor

Leman AYDEMİR
DAYMER Üyesi

Barış için Kadın Girişimi ile birlikte Cizre’ye yaklaşık 150 kadın 24 saat süren otobüs yolculuğundan sonra vardık. Sokağa çıkma yasağından 9-10 gün sonra Cizre de saldırıların/ölümlerin en çok yaşandığı mahalleleri ziyaret ettik, kadınlarla görüştük. Türkiye’nin hiç bu kadar uzak bir ucuna gitmemiştim hayatım boyunca; İngiltere’den gelen ve Cizre’ye giden biri olarak izlenimlerimi aktarmak istiyorum.

Cizre’ye vardığımızda bambaşka bir ülkedeymişim hissi uyandı bende. Taziye evinin önünde bizi karşılamaya gelen kalabalıkla kucaklaştık; kaldırımlarda oturan kadınların arasına girdim oturdum. Uzun bir süre hiç konuşmadan oturduk birbirimize baktık; daha sonra yanıma gelip sarılan kadınlardan biri Kürtçe 9 günlük kuşatmada yaşadıklarını anlattı; silah seslerinin hiç susmadığını, 9 gün hiç uyumadıklarını, onlar saldırdıkça biz de evlerimizin içinde kapılara duvarlara tencerelere tavalara vurarak gürültü koparıyorduk, elimizden başka da bir şey gelmiyordu dediğini anladım.

Cizre’de evlerinde kaldığımız ailenin 20 yaşındaki genç kızı bize “Geç kaldınız daha önce gelmeliydiniz  9 gün aç-susuz mahsur kaldık” diye sitem etti. Akşam yere serilen sofrada, lokmalar boğazımızda kaldı cevap veremedik. Ve genç kız devam etti “Barıştan umudumuzu kesmiştik, artık bu saatten sonra Türk-Kürt kardeş olamayız diyorduk, çocuklar öldürüldü gözlerimizin önünde ama şimdi sizleri burada görünce bir kez daha kardeş olduğumuzu anladık barışın olacağına inandık” dedi.

Ertesi sabah ilk ziyaretimiz kaldığımız eve hemen 2 dakika uzaklıkta keskin nişancı ateşiyle ölen ve annesinin derin dondurucuda sakladığı Cemile’nin evini ziyaret oldu. Baba bize demir kapıdaki koca deliği gösteriyor; Cemile’yi öldüren o koca kurşun deliği karşısında hayretler içerisinde kalıyorum söyleyecek bir şey bulamıyorum; başınız sağ olsun dahi diyememiştim oradan ayrılırken.

EKMEK KUYRUĞUNDA 4 KİŞİYİ VURDULAR

""Kadınlarla sohbet sırasında başka bir kadın bize “Çocuğuma kardeşime bir şey mi oldu diye kafasını dışarı çıkaranı vurdular. Bu da sivillerin öldürüldüğünün kanıtıdır. Çatışma çıkmadan vurdular” dedi. Başka bir kadın bize “Araçlarından inip mahallelere girmiyorlar, keskin nişancılar uzaktan ateş açıyorlar. Çocuk yaşlı hayvan demeden, zırhlı araçlarıyla havan toplarıyla, akreplerle, TOMA vb. askeri araçlarla saldırdılar” dedi. Cizre’de saldırıların en çok yaşandığı Nur, Cudi ve Yafes Mahallelerine kurşun, roketatar ve havan toplarıyla saldırmış, darmadağın etmişler. Gözlerimizle gördük ve fotoğrafladık. Görüntüler içler acısıydı. İnsanlar hâlâ dağılan/taranan evlerindeki/dükkanlarındaki yıkıntıları temizliyorlardı. Bahçelerin, evlerin duvarlarını delip kaçmışlar birbirlerine şu ve yemek verebilmek için. Bazı evlerin bodrum katlarına kaçmışlar ve 100-150 kişi kalmışlar. Yine Cizre’de bir kadın bize “Açlıktan öldük fırıncıya gidip rica ederek açtırttık. Onlar da can güvenliği olmadığı için açamıyordu. Bir fırın açtı, onda da kuyruk oluştu ama ekmek kuyruğunda da 4 kişiyi vurdular” dedi. Gezdiğimiz sokakların/mahallelerin başlarında hendekler ve barikatlar vardı. Başka genç bir kadın bize “Biz de hendek kazdık ki mahalleye zırhlı araçlarıyla girmesinler, kimseyi öldürmesinler. Hendekleri biz anneler kadınlar kazdık” dedi.

‘BU BENİM ABİMDİ’

Cudi mahallesinden Nur mahallesine doğru yürüyüş sırasında insanı yakan o sıcaktan serinlemek için bakkala giriyorum 8-9 şişe şu alıyorum diğer arkadaşlara da dağıtmak için. Orada dükkan sahibi ile suların parasını almadığı için tartışıyorum; bakkalda bulunan 9-10 yaşlarında ki çocuğa parayı zorla veriyorum. Suları aldıktan sonra yürüyüşe katılırken aynı çocuğun yanıma gelip yürüyüşe katıldığını görüyorum; elindeki katlı bez parçasını açıp “Bu benim abimdi öldü” dediğinde anlıyorum ki kaybettiği ağabeyinin resmini elinde taşıdığını. Boğazım düğümlendi...

Nur Mahallesi’nde harabe olmuş bir eve giriyorum fotoğraflamak için. Önümde 8-9 yaşlarında bir çocuk “Abla bina çökebilir her an çok uzağa gitme” dedi ve benim önüme geçti olası tehlikeden beni korumak istercesine! Alelacele birkaç foto çektikten sonra “Hadi ben çıkıyorum sen de çık” dedim ve oradan uzaklaştık birlikte.

Yine Cizre’de saldırıların yoğun olarak yaşandığı bir mahallede 17-18 yaşlarında 2 genç kız yanıma gelip olanları anlattı; keskin nişancıların evlerin çatısındaki şu depolarını hedef aldıkları için patlayan depolardan dolayı susuz kaldıklarını ve kuyudan kirli su çekip içtiklerini söylediler. Kızlardan biri 9 günlük sokağa çıkma yasağında başta küçük kardeşi olmak üzere korkudan psikolojilerinin nasıl bozulduğunu anlattı.

BIZ GITTIKTEN SONRA ATEŞ AÇTILAR

""Cizre'de 2 gün kaldık. O kadar ölüme/saldırıya rağmen etrafta hiç polis/polis aracı görmedik. Son gün 2-3 saat Silopi’ye uğradık; her köşe başında bir zırhlı araç/akrep vardı. Biz otobüslerimize binip ilçeden çıktıktan sonra ateş açmışlar (ölüm yokmuş) muhtemelen gözdağı için “Bunlar gitti ama bak biz buradayız” şeklinde taciz ateşi. Silopi’de halk daha bir sinmişti ve korkuyorlardı. Silopi’ye gelişimizi insanlara duyurmak için ses çıkararak, gürültüyle girdik ilçeye fakat bazı evler ilk başta açık kapılarını kapattı. Sonradan öğrendik ki polis saldırıyor sanmışlar. Daha sonra çıkıp neşeyle bizleri kucakladılar. Evlerinin bahçesine şu içmek için girdiğimiz bir ailenin yaşlı babası “Sokağa çıkma yasağı yok ama 20 gündür mecbur olmadıkça çarşıya gitmiyoruz” dedi ve hastane kapısında içeri girmek için bekleyen yaralılara ateş açıldığını ekledi. Aynı yaşlı amca “Evimiz burası. Nereye gidelim? Gelip öldürsünler ne yapalım” diye isyan etti. Evin yaşlı annesi “Cebimde T.C. kimliği taşıyorum ben bu ülkenin vatandaşı değil miyim bize bunu niye yapıyorlar” dedi. Yine bizi evine şu içirmek için götüren 14-15 yaşlarındaki bir genç kız “Terörist ben miyim, hendek açtığım için teröristsem evet ben teröristim” dedi. “Burası bizim ev değil, bizim ev bir kaç mahalle ilerde ama oralarda polis ve polis araçları olduğu için güvenli değil gidemiyoruz” dedi. Silopi’den tam çıkarken insanlar bize “Yarım saat daha kalın hendek açarken burada bulunun” diye rica etti. Yarım saat içinde 12-16 yaşlarında genç erkek ve kızlar hendek kazdı gözümüzün önünde. Muhtemelen biz gittikten sonra polislerin gelip ateş açacaklarını düşünüyorlardı. Nitekim biz gittikten sonra da ateş açmışlar.

Cizre’de de Silopi’de de insanlar bizi görünce inanılmaz mutlu oldular, sokaklara çıkıp bizi kucakladılar, evlerine çağırıp şu/çay ikram ettiler. En çok da içimi parçalayan etrafta o minik elleriyle zafer işareti yapan, çığlık atıp zıplayan çocuklar... Peşimizi bırakmıyorlardı. Ellerimizden tutup bizimle geziyorlardı. Bazı tehlikeli yerlerden geçerken de önümüze geçip “Abla buradan geçme mayın olabilir” diye uyarıda bulunuyorlardı.
İnsanlar bize “Lütfen gördüklerinizi gittiğiniz yerlerde anlatın tüm Türkiye bilsin burada olanları” dediler. Hepsinin ağzından barış dili dökülüyordu bunca saldırıya, ölüme rağmen... Hâlâ umutla gözleri parlayarak “barış inadına barış” tekrar tekrar söyledikleri cümle buydu!

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!