Barış için buluşmaya, barışı konuşmaya var mısın?

Barış için buluşmaya, barışı konuşmaya var mısın?

Bizi birbirimize düşman ilan edenlere, ölüm soğuğuyla üşümemenin tek yolunun birbirimize daha da çok sokulmak olduğunu saklamaya çalışanlara inat…Pırıl pırıl bir ağustos için#KadınlarBarışİçinKonuşuyor #KadınlarBarışİçinBuluşuyor

Bu ülkenin insanları, kardeşin kardeşe düşmanlığını iktidarına payanda yapan hükümete “dur bakalım” diyerek, barış umuduna, çözüme ve yeni bir hayata oy vermişlerdi 7 Haziran’da. Yeni bir hayata en çok kadınların ihtiyacı vardı, bu nedenle en çok kadınların “dur” ihtarıydı seçim sonuçları. “400 vekili verin, bu iş huzur içinde çözülsün” diye diye tek adamlığı tüm toplumu tehdit ederek inşa etmeye çalışanlar, “Seni başkan yaptırmayacağız” diyenlerin, demokrasiden, barıştan, umutlu bir gelecekten yana olanların sandığına kapatıldı.
Şimdilerde, karanlığın hayaleti olarak hortlamaya çabalıyorlar. Hortlaklar gibi korkudan, kâbustan, yalnızlıktan, tenhalıktan, kaostan, bilinmezden besleniyorlar. Savaşı imdada çağırmaları, terörü korku silahı olarak halkın üstüne doğrultmaları, ölümleri ellerini ovuşturarak, ağızlarını belagat şehvetiyle doldurarak karşılamaları bundan.

Gündüzün kötü adamları, alacakaranlığın hayaletlerine dönüşürken tüm ülkeyi de kendileriyle beraber bir bilinmeyene sürüklemekte hiçbir sakınca görmüyor. İktidar hırslarının üstünü “vatan”, “toprak” diye diye acemice örtmeye çalışarak, omuzlarımıza genç ölülerin tabutunun yükünü verip, bizi birbirimize düşürmenin planını hayata geçirmeye çalışıyorlar.
Önce koalisyon mu erken seçim mi diye diye, sonra terör-güvenlik diye diye ülke tarihinin en geniş katılımlı seçimiyle oluşturulan meclisi hiçe saydılar. Temsili demokrasinin AKP’yi tek başına iktidara getirenine ‘milli irade’, getirmeyenine ‘terör’ deniyor adeta. Görünürde bile olsa demokrasiye tahammülleri kalmadı. Görünürde bile olsa barışa tahammülleri kalmadı. Görünürde bile olsa birliğe, dayanışmaya tahammülleri kalmadı.
Tıpkı kadınlara tahammülleri kalmadığı gibi.
Savaşta önce kadınlar susturulur. Savaş, sözü boğazda bırakır, kahkahayı, merhabayı, burdayım’ı, seviyorum’u, istemiyorum’u, hayır’ı bir boşluğa savurur, yerine ağıdı, nefreti, irade yokluğunu, muktedire her daim onayı koyar. Onay vermeyene “sus” ihtarı çeker.

Kendini kadınların iffet zabıtası zannederek kahkaha atmayı namussuzluk sayan, mecliste milletvekili bile olmadığı halde işgal ettiği gayrimeşru kürsüden bağırıyor Bülent Arınç: “Bir kadın olarak sus!”

Tıpkı 2006 yılında, 30 yıllık savaşın ayak izi olan mayınlı arazide binbaşı oğlunu kaybeden Fatma Karagöz’ün “Vatan sağ olsun demeyeceğim. Çünkü bugüne kadar bir şey yapılmadı. Olan bize oluyor, ateş düştüğü yeri yakıyor” diyen çığlığını susturmaya kalktıkları gibi…

Tıpkı  2012’de bir yandan ‘çözüm süreci’ derken diğer yandan operasyonlarla dağı taşı bombalayanlar Bingöl’de asker oğlunu bile isteye ölüme gönderdiklerinde “Ben vatan sağolsun diyemiyorum. Demeyeceğim, demem. Niye bizim çocuklarımız gidince vatan sağoluyor?” diye soran Maviş Şen’e “Analar böyle konuşmamalı” diye ‘vatanseverlik dersi’ vermeye çalıştıkları gibi…

Her türlü kirli savaş, en çok kadınların dilindeki kelimelere göz diker önce. Savaşın dilini konuşanlar, barışı konuşan kadınları susturur.
Savaşın oğullar ve kızlar kaybettirdiğini, can giderken geleceğin, gelecek giderken hak diye bildiklerimizin, hak diye bildiklerimiz giderken bir lokma ekmeğin, bir lokma ekmek giderken kardeşliğin, dayanışmanın, birlikteliğin, örgütlülüğün elden gittiğini bilecek kadar çok savaş gördük!

Savaşı konuşan erkeklerin ölümler, tecavüzler, yerinden edilmeler, yoksulluğa düşmeler, topraktan sürülmeler, bir lokma ekmeğe muhtaç edilmeler karşısında “bir kadın olarak sus”mamızı beklediğini unutmayalım. Biz sustukça hayaletlerin etiyle kemiğiyle, gülüşü ve kederiyle, umutları ve beklentileriyle kanlı canlı insanların yerini aldığını, sevdiklerimizin, çocuklarımızın, bizlerin üstüne basa basa karanlığı inşa edeceklerini unutmayalım.

Aydınlık için, barış için hala bir şans var. Barış için buluşmaya, barış için konuşmaya var mısın?

***

Dergimiz Ekmek ve Gül, konuşan kadınların, konuştuklarını birliğe dönüştüren kadınların, birliklerini paylaşıma dönüştüren kadınların dergisi. Bu sayıda, geçen sayılarda dertlerini, sorunlarını, yaşadıkları şiddeti, yürüttükleri bir hak mücadelesini, kafalarına takılan şeyleri yazıp geçen sürede kadınlarla birlik olup bu dertleri nasıl da çözüme kavuşturduklarını anlatan çokça yazı var. Mektuplardan tutun İçimizden Biri sayfasındaki Meliha’nın hikayesine, İstanbul Esenyalı’dan, Çekmeköy’den Bursa Panayır’dan, Ankara Mamak’tan, Tekirdağ Çorlu’dan yazılan buluşma hikayelerine neredeyse tüm yazılar sayfalarımızda sizlerle buluşmaya, kafanızdaki “Birleşelim birleşelim de nasıl olacak bu iş” sorusunun cevabı olmaya hazır bekliyor.
Kadınların “buluşmalarının” yaratıcı gücüne kim mekan biçebilir ki? Evler, sokaklar, yevmiyeci gidilen atölyeler, çoluk çocuk gidilen piknikler, gazete götürülen devlet binaları ve pek tabi hamamlar sözü olan kadınların buluşup hayatı değiştirmeye pay oldukları yerler olabiliyor. Neyi nasıl değiştirmek istediklerinin ayrıntısı sayfalarımızda.
Temmuz sıcağında bizi ölüm soğuğuyla üşütenlere inat,
Bizi birbirimize düşman ilan edenlere,
Ölüm soğuğuyla üşümemenin tek yolunun birbirimize daha da çok sokulmak olduğunu saklamaya çalışanlara inat…
Pırıl pırıl bir ağustos için
#KadınlarBarışİçinKonuşuyor #KadınlarBarışİçinBuluşuyor

ekmek ve gül

www.evrensel.net
ETİKETLER Ekmek ve Gül