Kadının son ev işi: Ortadoğu’nun sökükleri dikilecek

Kadının son ev işi: Ortadoğu’nun sökükleri dikilecek

Biri kucağında, diğeri eteğinde, öbürünün elini tutarak ve susuzluktan dudakları çatlayarak göç yolunda kilometrelerce yürüyen Şengalli kadının, bulaşığını yıkayacağı, temizliğini yapacağı, söküklerini dikip yaşanır hale getireceği koca bir Ortadoğu’su var elinde.

Nuray SANCAR
EMEK Partisi Genel Başkan Yardımcısı

Kara çarşaf giydirilip, ellerinden birbirlerine zincirlenmiş olarak tek sıra halinde dizilen; esir ve cariye pazarlarında satılan, toplu tecavüze maruz kalan, hiç tanımadığı birini “koca” bellemeye mecbur bırakılan kadınlar insanın içini acıtarak geçiyor fotoğraf karelerinden. IŞİD barbarlığı kadınları sadece medeniyetin evrensel değerlerinin dışına değil, insanlığın da dışına sürmeye çalışıyor. Bu zihniyetin defteri kebirinde kadınlar alınıp satılmaları, işkence edilmeleri, öldürülmeleri caiz “mekruh” yaratıklar. Ellerinden su içilmez, kadının silahından çıkan kurşunla ölündüğünde cennete gidilmez.
İnsanların kafasını keserken görüntü kaydeden, sonra da bunları internette yayınlayarak ne kadar karşı durulamaz ve korkunç bir yapı olduğunu üstüne basa basa her fırsatta duyuran kanlı örgütün, IŞİD’in bulunduğu coğrafi bölgelerden uzakta yaşayanların bile duygularını terörize ettiği açık. Ortadoğu’da sadece şiddetli değil, şiddetin pornografik hale getirildiği bir savaş yaşanıyor.

SAVAŞIN BAŞ REHİNELERİ KADIN
Kadınların payına her savaşta en derin acılar en büyük bedeller düşer. Evladını, sevdiğini, kardeşini, babasını kaybetmek; onlardan hiç haber alamamak, bu yüzden her gün ölüp ölüp dirilmek bu bedellerin içinde en sıradan olanıdır belki. Kirli hesaplar için yapılan paylaşım savaşlarında onlar, düşmanın direncinin bedenlerinde kırılmaya çalışıldığı baş rehinelerdir çünkü. Çarpışan taraflar birbirlerinin onurunu kırmak, dayanıklılığını sıfırlamak ve düşman toplumun içine kendi tohumlarını ekip utancın sonraki nesillere de aktarılmasını sağlamak için önce kadınlara tecavüz ederler, onları köleleştirdikçe toprak fethedilir, düşmana diz çöktürülür. Bu en kırılgan kale, düşman postallarının en kolay dolaşabildiği arazidir. Bu sebeple, pazarda satılan Ezidi kadınlar, tecavüze maruz kalan Arap kadınlar, yani Ortadoğu’nun kadınları kendisini devlet ilan eden ama toprak için savaşmadığını iddia eden kanlı örgütün imgeleminde, üzerinde ganimet paylaşımı yapılabilecek teritoryal bir hedeftir.
Cinnetin ve cinayetin video görüntüleri ister istemez bir mesafe yaratır. İnsanın kendi kişisel hayatındaki deneyimlerinden olduğu kadar tarih bilgisinin kapsadıklarından da uzaktır oradaki vahşetin boyutu. Diğer yandan normalin bir düzeyi varsa görüntüler anormal, olağandışı, imkânsız gelir herkese. Oysa bu, kafaların kesildiği, kadınların satıldığı savaş bölgede bir norm haline gelmiştir ve savaş bizden ötelerde değil artık içimizdedir.
Ortadoğu’da coğrafi ve politik dizilişleri pek tekin olmayan halkların ve iktidarların yeniden tasnif edilmesi, emperyalist güçlerin öncelikli hedefleri arasında yer alıyor. Bunların uydusu gibi hareket eden ama kendi çıkarlarını da arada tatmin etmeye çalışan bölge devletleri de eklendiğinde IŞİD kaynamaya başlayan tencerede bu soysuz talebin yüzeye vurmuş kabarcığı gibidir. Bunun altında ona sınırlarını açan, lojistik destek sağlayan, silah ve mühimmat tedarik eden, yurtlandırıp yatıran, sırtını sıvazlayan siyaset anlayışı bulunur.

O BOMBA HAYATIMIZA ATILDI
Kobanê’ye geçmek için mola verdikleri Suruç’ta 32 genç insanın, basın açıklaması yaparken, tam ortalarında bomba patlatılmasını mümkün kılan şey siyaset anlayışının geniş mezhebidir. Ortaçağdan günümüze projekte edilmiş çete, böylece savaşı sınırın ötesinden içine taşıdı. Çünkü o bomba İstanbul’a, İzmir’e, Bursa’ya da atılmış oldu. Videolardaki hem tarihsel olarak hem de güncelde “bize uzak” sanılan görüntülerin artık bir arpa boyundaki mesafeye yaklaştığını; birbirine zincirlenerek dolaştırılan çarşaflı kadınların sosyal medya sayfalarından, Batı’ya en yakın yerler için de, yakıcı bir hakikat olarak fırladığını görebiliriz.
Bu olmaya çalışan hakikat içinde gözyaşı, acı, kayıp, işkence, sürgün ve dehşet var. Diğer yandan normal zamanda bile her yeri süpürmekle uğraşan, sokağın ve işin pisliğini temizleyen, ömrü kırıntı toplamakla geçen kadınlar savaşın bütün bedellerini de ödemek zorunda. Biri kucağında, diğeri eteğinde, öbürünün elini tutarak ve susuzluktan dudakları çatlayarak göç yolunda kilometrelerce yürüyen Şengalli kadının, bulaşığını yıkayacağı, temizliğini yapacağı, söküklerini dikip yaşanır hale getireceği koca bir Ortadoğu’su var elinde. Bir bedel olarak bu yeter de artar bile. O bunları sessizce ve yapayalnız yapabilsin diye döve döve, sürüklene sürüklene, tecavüz ve aşağılamayla terbiye edilmekte. Onun boyun eğerliği ve katlanma kapasitesi sayesinde eteğinde, belinde ve kucağında olan bebeler dümdüz edilmiş, onuru kırılmış bir Ortadoğu’da büyümeyi öğrenecek. Anadilinde kurulan ilk hecenin “boyun eğ” olabilmesi için bu kadınların sindirilmesi, hırpalanması ve gururlarının kırılması şart!

BARIŞ KAZANACAK, KADIN KAZANACAK
Fakat terbiyeye gelmez, boyun eğmez Rojavalı kadınları unutmamak gerekir. Örgütlü bir güç oldukları için yedisinden yetmişine silah başına koşan kadınlar inanılmaz zafer öyküleri yazdılar. Ortadoğu’nun mazlum bütün kadınlarının öcünü “kadın elinden ölmek” aşağılanmasına maruz bırakarak tecavüzcü ve kadın taciri çetelerden aldılar.
Bu savaş kadınlara karşı da açılmış bir savaştır ama öte yandan kadınlar için de bir haysiyet ve özgürlük mücadelesinin konusudur. Hükümetin, IŞİD’in bölgeyi terörize etme uğraşını boşa çıkaracak kadın gücünün harekete geçmesi, savaş politikalarının ve güçlerinin tasfiyesi barışın inşası için önkoşul şimdi. Çünkü “önce kadınları vurun” diyen faşist zihniyet, bir toplumun kadınların acısıyla kötürümleştirileceğini iyi bilir. Böyle bir toplumda ise kadınlara hem gerçek hem de mecazi anlamda hiçbir yer yok.
Besleme, büyütme, barıştırma ve yeniden üretme mesleğinden gelen kadınlar önce kendileri ve sonra onun eline bakan, kaderi kadınınkine bağlı olan bir dünyayı kurtarmak ve inşa etmek için barış bayrağını yükseltmek zorunda. “Evladım dünyayı sen mi kurtaracaksın” diyen kaygılı anne, sorusuna önce kendisi yanıt vermeli. Bedeni coğrafyayı ele geçirmenin duraklarından biri haline geldiyse o bedenin imha edilmesine izin vermemek için barış mücadelesine katılmalı.
Barış Bloku sürüklenmeyi ve imha edilmeyi göze almayan kadınlara yoldaş olmak için kuruldu. Çok sayıda kurum ve kuruluşun dahil olduğu savaş karşıtı Blok kadınların ilgisine mazhar oldukça güçlenecek.
Barış kazanacak. Kadın kazanacak.

www.evrensel.net