Babaannem ömrü boyunca hamsi yemedi!

Babaannem ömrü boyunca hamsi yemedi!

Ölen bebeğini suya atmasınlar diye günlerce göğsünde tutan kadınlar, bebekleri suya atılınca peşinden atlayan kadınlar ve daha niceleri...

Hiç unutmuyorum, küçüktük; babam bir akşam hamsi getirdi, sofra hazırlandı, neşeyle oturduk. Babaannemin balıktan yemediğini fark ettim. Çerkesçe sordum, “Babaanne niye yemiyorsun?” diye. Babaannem, “Ben hamsi yemem, onlar bizim insanlarımızı yedi” dedi... Öylece kaldık.
Babaannem anlattı... 1864 Çerkes sürgün ve soykırımını. Bir halkın yaşadığı topraklarda katledilip, geri kalanların dünyanın dört bir tarafına sürüldüğü 21 Mayıs 1864’ü... Gemilere alabileceğinin çok üstünde insanları doldurup, Karadeniz’in karanlık sularına, ölüme ve sürgüne yapılan bir yolculuk.
Ölen bebeğini suya atmasınlar diye günlerce göğsünde tutan kadınlar, bebekleri suya atılınca peşinden atlayan kadınlar ve daha niceleri...
O akşam babaannem anlattı, biz dinledik. Kadınları anlattı, savaşı anlattı. Duyduğu ve aklında kalan kadarını anlattı... Savaş boyunca ve sonrasında tecavüze uğrayan, deliren, intihar eden, haremlere yollanan, kaçırılıp bir daha haber alınamayan kadınlar...
Babaannem ömrü boyunca hamsi yemedi, yemeyi kendine yediremedi...
Çerkes halkı soykırıma ve sürgüne uğrayalı 150 yıldan fazla oluyor. sadece Çerkes halkı değil dünya üzerindeki birçok halk bu acıları yaşadı ve modern dünya da bu savaşları ve acıları durduramadı, durduramıyor.
Son günlerdeki savaş çığırtkanlarını, ölüm ve kandan beslenenleri gördükçe, büyük bir soykırıma uğramış bir halkın kadını olarak kanım donuyor. Savaşın en çok kaybedeni olarak biz kadınlar, daha çok sesimizi çıkarmalı, daha çok barış demeli, tüm halkların kadınları olarak inadına barış, her zaman barış demeliyiz.
Dünyayı değiştirecek ve güzelleştirecek olan, dünya kadınlarının birlikteliğidir, bilgeliğidir.
Ebru DEMİRKAN / KAYSERİ

www.evrensel.net