Gelirken başkaydık, giderken başkayız

Gelirken başkaydık, giderken başkayız

Geçmişte taşeron işçisi olan DİSK/Sosyal-İş Sendikası üyesi Nazife, taşeron işçisi olarak çalıştığı hastanede yaşadığı sorunları dile getirdi: “Hastanelerde çalışan taşeron işçilerin iki patronu var, biri hastane yönetimi diğeri de taşeron şirketi. Bunlara bir de hasta yakınını, hemşireyi, doktoru ekleyin. Vardiyalı olarak çalışılıyor, gece vardiyası kadınlar için ayrı bir problem.”

Yasemin ÖZTÜRK
Gözlerinin içi gülen, heyecanları yüzlerinden okunan kırkı aşkın kadın ve on civarında çocuk, “DİSK Ankara Kadın Komisyonu” pankartı asılı bir otobüse doluşarak, sabahın erken saatlerinde Kızılay’dan Gölbaşı’na doğru yola koyuldu. Kadın kadına piknik yapacaklar, dertleşip sohbet edecekler, en önemlisi de aralarındaki dostluk bağlarını daha da güçlendireceklerdi.
Otobüsün içinde hızlı bir organizasyonla her şey planlandı, para toplandı, herkesin fikri alınarak alışveriş listesi hazırlandı... Ne de olsa evi çekip çeviren, işyerinde erkeklerle baş etmeyi başaran, aslında hayatı her gün yeniden üreten, hepsi birer örgütçü kadındı. Piknik alanına gelindiğinde, birbirine yakın üç ayrı bölümde birleştirilen masalara örtüler serildi, evlerden getirilen yiyecekler çıkarıldı, çay demlendi ve sohbet eşliğinde kahvaltıya başlandı. Gün boyunca, kolektif üretimden gelen alışkanlıkla, çocuklar dâhil, her şeye ortak karar verilip, her iş ortaklaşa ve gönüllük temelinde yapıldı.

İLK ADIMLAR
Kahvaltı, farklı işkollarından gelen kadınların birbirleriyle tanışması, kaynaşmasıyla geçti. Belediye işkolundaki Genel-İş Sendikası’nda örgütlü olan kadınlar, diğer kadın arkadaşlarına sendikada kadın komisyonunu neden ve nasıl kurduklarını anlattılar: “Sendikalı olmak, işverene karşı örgütlü olmak demek. Ancak hem kadın olmaktan kaynaklı işyerlerinde yaşadığımız sorunların çözümü için hem de sendikal örgütlülükte hayatın yarısı olan kadınların işyeri temsilciliğinden, sendika yönetimine kadar etkili olabilmesi için, kadınların yaşadığı sorunları yine en iyi kadınların bileceği ve en iyi kadınların dile getirebileceği düşüncesiyle kadın işçiler olarak bir araya gelmemiz gerektiğini anladık. Bu konuda DİSK Ankara Kadın Komisyonu’nun da olumlu katkıları motive edici oldu. ‘Komisyon mu olsun? Kadın meclisi mi olsun? Yoksa farklı bir örgütlenme modeli mi olsun?’ diyerek tartışmalara başladık. Bizim için önemli olan, kadınların işyerlerinde birlikteliğini sağlamak, işyerinde kadın temsilcilerimizi kendimizin seçmesi ve kararları tabandan tavana hep birlikte alıp uygulamaktı. İlk adımları böylece attık.”

GÜN KISA GELDİ
Erkek işi olarak bilinen mangalın başına geçen kadınlar, biraz uğraştan sonra işin püf noktalarını çözdüler. Kah halay çekerek, kah yanlarına gelenlere espriler yaparak, kah türkü söyleyerek elli civarındaki piknikçiye gık demeden mangal yapan Hatun ve Hanım, hazırladıkları yemeklerin lezzetine güzel enerjilerini, emeklerini kattılar. Bu esnada çocuklar, piknik alanındaki tesisin havuzuna girip, suyun ve güneşin keyfini çıkardılar. Halaylar çekildi,  hep bir ağızdan türküler söylendi; Kürtçe ve Türkçe, Karadeniz’den, Ege’den. Salatalar yapıldı, karpuzlar kesildi, sofralar yeniden hazırlandı. Öğleden sonra yenen yemeğe yine sohbetler eşlik etti.
Pikniğe katılan kadınlar daha sonra işyerlerinde yaşadıkları sorunlardan seçim sonuçlarına, kadın cinayetlerine kadar pek çok konuda kendi aralarında sohbet etti. Akşama doğru Ankara’ya dönüş zamanı geldiğinde kadınlar benzer etkinliklerin, panel ve eğitim çalışmalarının yapılması isteklerini komisyonumuza bildirdiler. Bir kadın arkadaş duygularını, “Gün bize kısa geldi. Hep burada kalma isteği var içimde, yeşillik doğa ile baş başa ama sizlerle birlikte tabii. Buraya gelirken başkaydık, giderken başkayız, bunu tekrarlayalım” diyerek ifade etti.
Otobüsle Ankara’ya dönüşte ise hep birlikte türküler söylendi. Otobüsümüzün şoförü, bir jest yapmış ve Özgür Radyo’dan “Çav Bella” şarkısını çalmalarını Ankara Kadın Komisyonu adına istemişti. Çav Bella ile coşkulu bir şekilde Ankara’ya giriş yaptık.

KOMİSYON VARSA MOBBİNG YOK
İlk gününden beri kadın komisyonunun başını çekenlerden olan Emekli-Sen Genel Merkez Yöneticisi Nevin Kızılöz, çalışmalar hakkında bilgi verdi. Genel-İş üyesi kadınlar ise komisyonun kuruluş sürecinde öne çıkanların, işyeri temsilcisi olarak seçildiğine dikkat çekti. Komisyon kurulduktan sonra yaşadıkları değişiklikleri şu sözlerle ifade ettiler: “Bizim işyerinde mesela çay yapılacak, erkek arkadaşlarımız bunu bir kadın işi olarak görüyordu, çayı biz yapıyor, bardakları biz yıkıyorduk. Toplumun onlara verdiği alışkanlıkla bizi hep küçümsüyorlardı. Fakat örgütlendikten sonra, iş ortamında hepimizin eşit olduğunu onlara da anlattık. Şimdi artık bu işleri onlar da yapıyor, işyerinde verdiğimiz mücadeleye ve bize artık saygılı davranıyorlar. Eskiden kadınlara yönelik mobbing çok yaygındı. Şimdi yok denecek kadar azaldı.”
İşyeri temsilcisi Hatun “En önemlisi işyerinde sendika olmasına rağmen, geçmişte sendikalı olmayan pek çok kadın sendikaya üye oldu” diyerek söze giriyor ve komisyon çalışmalarıyla birlikte sendikalı kadın işçi sayısının arttığına dikkat çekiyor.
Hanım da aldıkları sendikal eğitimlerin önemini vurguluyor: “Artık haklarımızı biliyoruz, daha bilinçlendik, daha duyarlı hale geldik, daha sosyalleştik, birbirimizle dayanışıp, birlikte hareket etmeye başladık.”

GÖREVİMİZ OLMAYAN İŞLER YAPTIRILIYOR
Geçmişte taşeron işçisi olan DİSK/Sosyal-İş Sendikası üyesi Nazife, taşeron işçisi olarak çalıştığı hastanede yaşadığı sorunları dile getirdi: “Hastanelerde çalışan taşeron işçilerin iki patronu var, biri hastane yönetimi diğeri de taşeron şirketi. Bunlara bir de hasta yakınını, hemşireyi, doktoru ekleyin. Vardiyalı olarak çalışılıyor, gece vardiyası kadınlar için ayrı bir problem.” Nazife, temizlik işçisi olarak çalışanlara görevi olmadığı halde hasta temizliği de yaptırıldığını, yoğun bakımdaki hastaya, eğitimini almadıkları solunum yaptırma görevi bile verildiğini anlattı.

Son Düzenlenme Tarihi: 01 Ağustos 2015 18:24
www.evrensel.net