Fazla değil, biraz cesaret!

Fazla değil, biraz cesaret!

Daha önceki yazımda işyerinde yaşadığım sıkıntıları sizlerle paylaşmıştım. Çalıştığım işyerinin bir kimya fabrikası olduğunu, seri üretim yaptığımızı ve çalışma saatlerimizin, mola saatlerimizin işverenin istediği gibi ayarlanıp gerektiğinde fazla çalıştığımızı ve bu mesailerimizin ücretten sayılmadığını belirtmiştim. Kaldığım yerden devam etmek istiyorum...

Merhabalar Ekmek ve Gül okurları...
Daha önceki yazımda işyerinde yaşadığım sıkıntıları sizlerle paylaşmıştım. Çalıştığım işyerinin bir kimya fabrikası olduğunu, seri üretim yaptığımızı ve çalışma saatlerimizin, mola saatlerimizin işverenin istediği gibi ayarlanıp gerektiğinde fazla çalıştığımızı ve bu mesailerimizin ücretten sayılmadığını belirtmiştim. Kaldığım yerden devam etmek istiyorum...
Tabii sıkıntılarımız devam ediyor. Makina başında neredeyse hiçbir yere kımıldamadan öyle robot gibi çalışıyoruz. Bir bardak su içmeye zamanımız yok. Daha doğrusu o zamanı bize çok görüyorlar. Akşama kadar susuzluktan başıma ağrılar giriyor. Herkes aynı sıkıntı ile akşamı ediyor. Her gün aynı sıkıntı; artık işkenceye dönüşmüş durumda. Bir çalışma arkadaşımın kollarında artık sinir sıkışması oluşmuş. Söylediği bir söz var; “Biz işçi değil, köleyiz!” Çok doğru köle gibiyiz. Ağrılar içinde çalışmaya çalışıyoruz. Daha önce bir sorunu olmayanlar burada çalıştığından beri “artık kollarım tutmuyor” demeye başlıyor. Bir diğer arkadaşın bacaklarında varis çıkmış; fazla ayakta çalışmaktan. Ustaya söylüyor “Yerimi değiştirir misin?” diye. Usta ise ona “Yedek bacak tak!” diyor. İşçiye verilen değer bu maalesef.
Maalesef değişen bir şey yok. Neden değişmediği de belli. Biz çalışanların tutumu. Bizler bir korku ve endişe içinde bir şeyler yapmak istediğimizde hep “İşimden olur muyum?” düşüncesiyle geri adım atıyoruz. Kimsenin yüzü gülmüyor. Asık suratlarla çalışıyoruz. Nasıl bir duruma getirilmişsek, kimse kimseye güvenmiyor. Hep fısır fısır konuşmalar yapılıyor; kimse cesaret edip açıkça sıkıntısını dile getiremiyor. Birbirimizden de kopuğuz zaten. Günlerdir aylardır yan yana çalışıyoruz, fakat birbirimizi tanımıyoruz. Birbirimizin hayatından bihaberiz. Oysa ki biz aynı alanda çalışan, emek veren, üreten insanlarız. Ama nedense birbirimizi hiç tanımıyoruz.
Bunun nedeni de belli. Bizim yanyana gelmemizi istemeyen birileri var. Yanyana gelirsek neler yapabiliriz, bunu çok iyi bilen ve bundan rahatsız olanlar bizi ayrıştırıyor. Çalışırken rekabet ettirip bizim birbirimizden uzak kalmamızı sağlamaya çalışıyorlar. Ne yazık ki başarıyorlar da. Ama şimdilik. İşçi arkadaşlarım bir şeylerin yanlış gittiğinin elbette farkındalar. Fazla değil, biraz cesaret! Çünkü bizler üreten emek veren çaba sarfeden değerli emekçileriz.
Ama umutlarımızı yitirmedik, elbet bir gün işçiler hak ettiği o değeri alacak!!
Aslı DİKMEN
Tuzla/İSTANBUL

www.evrensel.net