Faturanın kesileceği adres belli

Faturanın kesileceği adres belli

Çorlu Su Deposu Mahallesi’nde Ekmek ve Gül Kadın Grubu’nun çağrısıyla asgari ücret ve metal grevlerine ilişkin konuşmak üzere kadınlarla bir araya geldik

Songül ŞENSOY
Çorlu Su Deposu Mahallesi’nde Ekmek ve Gül Kadın Grubu’nun çağrısıyla asgari ücret ve metal grevlerine ilişkin konuşmak üzere kadınlarla bir araya geldik. Daha önce farklı başlıklarla buluşmalar, tartışma toplantıları gerçekleştirmiştik. Aramızda yeni arkadaşlar da var. Hem tanışmak hem yaşadığımız sorunları ortaklaştırmak adına başladığımız sohbetimizde biz kadınları yakından etkileyen savaş gündeminin ağırlığı öne çıkıyor.
Eşi asgari ücretle çalışan kadınlar, fabrikada asgari ücretle çalışan işçi kadınlar, üniversite bitirip atanamayan ve asgari ücretle iş arayan kadınlar… Ortak nokta asgari ücretle hayatı sürdürme çabası. Savaş gerçeği, yeniden başlayacak olan çatışmalar, bu ücretle yaşamını zorlukla sürdürmeye çalışılanlara daha da ağır bir yükle, yine halkın işçisine, emekçisine hem ekonomik olarak, hem de can kayıpları olarak geri dönecek. Savaşların en çok mağduru olan kadınlar ise bu durumun ciddiyetinin oldukça farkındalar.
Suruç’ta 32 gencimizin katledilmesi ve ardından başlayan operasyonların tedirginliği tüm kadın arkadaşlarımızın yüzüne yansıyordu. Gelen her arkadaşımız “Televizyonu açın, n’olmuş IŞİD’e mi savaş açılmış Kandil’e mi? Şimdi n’olacak, yine mi kan dökülmeye başlayacak?” endişeleri ile oturuyor.

YUGOSLAVYA’DAN YA DA BATMAN’DAN
Aramızda savaşın ne demek olduğunu çok iyi bilenler var. Öğretmen olmak için yıllarca eğitim gören ama 9 yıldır atanamayan Saadet onlardan biri. Dershane ve lisede ücretli öğretmenlik yapan, şimdi işsiz olan Saadet, 1991-95 yıllarında Yugoslavya iç savaşı sırasında 5-6 yaşlarındaymış. “Savaşın içinde yaşadık. Oradan kaçıp Türkiye’ye geldik. Topraklarımızı bırakıp başka topraklara kaçmak zorunda kalmak çok zor, hiçbir zaman mutlu olmadık” diyor ve kadınların savaşta yaşadıklarını anlatıyor: “Savaş sırasında kadınlara tecavüz edildi Sırplar tarafından ve bu tecavüzlerden çocuklar dünyaya geldi. Tecavüz nedeni olarak Sırplar, bizim soyumuzu kurutmak, kendi soylarını çoğaltmak için yaptıklarını söylediler. Kadınlara çok büyük acılar yaşattılar. Ama Yugoslavya’da kadınların şöyle bir sözü vardı: ‘Doğan çocuklarımızı savaş çocuğu yapmayacağız. Çocuklarımız okuyacak, ellerinde silah değil kalem olacak ve savaşsız bir toplumu inşa edecekler’. Savaşların mağduru kadın ve çocuklardır, bu yüzden savaşlar olmasın demek en çok kadınlara düşer.”
Çorlu’ya Batman’dan göçüp gelen Hatice tamamlıyor Saadet’in sözünü. Başka bir ülkeden değildir göçü ama aynı mutsuzluğu ve umutsuzluğu yaşamış o da. İnsanların başlardaki uzak tavırları ve önyargıları çok üzmüş onu. “Bir süre bu dışlanmayı ve yalnızlığı yaşadık. Ama şimdi öyle değiliz, birbirimizi tanıdıkça bu önyargılar aşıldı. Bizler düşman değiliz, kardeşçe bir arada aynı mahallede, sokakta yaşayabiliyoruz. Ama şimdi çok endişeliyim. Ölümler aramıza önyargıları yeniden sokar mı diye üzülüyorum” diye konuşuyor.
Türkan, 34 yaşında. Üniversitede okuyan bir çocuğu ve bakmakla sorumlu olduğu yatalak bir annesi var. Bu nedenle düzenli olabilecek bir fabrika işinde çalışamıyor. Evlere temizliğe gidiyor. “Kendi paramı kazanıp kendi ayaklarımın üzerinde durabilmeyi çok isterdim. Hasta bakımı da, çocuk bakımı da benim üzerimde. Ama para da kazanmıyorsan ne kocanın karşısında ne de toplumda söz sahibi olamıyorsun” diyor.
Kadınların kendi hayatları üzerinde söz sahibi olamaması, savaşa karar verenlerin kadınların barış isteğinin insanca bir yaşam isteği anlamına geldiğini görmezlikten gelmelerini kolaylaştırıyor.

www.evrensel.net