Yeni planlar, yeni katliamlar, yeni siyaset

Yeni planlar, yeni katliamlar, yeni siyaset

Erdem YÖRÜK

Son bir haftada Türkiye bir savaş atmosferine girdi – belki de savaşa girdi. Suruç katliamı, TSK’nın IŞİD’le çatışma kapsamında Suriye’ye girmesi, Diyarbakır ve Urfa’da polislere düzenlenen saldırılar, çeşitli illerde vurulan HDP’liler ve HÜDA-PAR’lılar, aynı anda birçok ilde başlayan polis operasyonları. Suruç katliamı ise Suriye ve Irak’taki savaşı Türkiye’ye sıçratabilecek kırılma noktası oldu. Ancak, ana akım medyada dile getirildiği gibi “Türkiye’ye karşı haince bir saldırı” değildi bu. Türkiye’deki sosyalist harekete ve Kürt hareketine karşı yapılmış bir saldırı idi. Hatta daha da somutlayalım: HDP’ye karşı yapılmış bir saldırı. Diyarbakır, Adana, Mersin bombalamalarında HDP’ye “hedefim sizsiniz” diyen IŞİD, Suruç’ta savaşı ilan etmiş oldu.

IŞİD ile HDP’nin temsil ettiği sol arasındaki bu savaş, sadece bu iki cephe arasında değil, tabii ki. Hem ideolojik, hem de askeri olarak zaten var olan bir savaşın cephe genişlemesi. Rojava’da, Kürdistan ve Türkiye’den ve dünyanın birçok başka toprağından gelen devrimciler ile IŞİD arasında yıllardır süren bir savaş var. Suruç’ta, Rojava’da kaybeden IŞİD’in savaşı Türkiye’ye taşıyıp buradan güç alma çabası var. IŞİD, bütün dünya ölçeğinde uyguladığı “şiddet pornografisi yoluyla militan kazanma” stratejisini Türkiye özelinde işleme koyduğu bu saldırı ile Türkiye’de bulunan binlerce militanına ve sempatizanına da “işe koyulun” sinyali vermiş oldu, bunu da hedefi açıktan göstererek yaptı. Hem Rojava’da kaybettiği gücü tekrar kazanma çabası, hem de Türkiye’de nüfuz, meşruiyet ve toplumsal güç kazanma amacı bu saldırıya yol açmış durumda. 

Ama olayın bir de ideolojik yönü var. IŞİD ile HDP, HDP’nin temsil ettiği toplumsal muhalefet, şu anda Türkiye’de var olan ideolojik mücadeleyi de temsil ediyor. Birbirleri ile 180 derece zıt ideolojik görüşleri. Bu yüzden Kobanê-Stalingrad benzetmeleri yapıldı. Bu yüzden de sadece kendisini HDP’li olarak nitelendirenlerin değil, kendini solda gören herkesin bu mücadelede HDP’ye destek olması gerekiyor. Önümüzde, kuvvetle muhtemelen, uzun ve yorucu bir tarihsel süreç bizi bekliyor. 

Sosyal medyada ve gündelik hayatta, Suruç sonrasında kurbanlara karşı yükseltilen nefret söylemi ve bunun yaygınlığı, Türkiye’de çok ciddi çatışmalara yol açabilecek bir kutuplaşma zemininin hali hazırda olgunlaştığını gösteriyor. Ölümlerden memnuniyet duyan ciddi bir kalabalık bulunuyor ve IŞİD’in de bu toplumsal psikolojiyi gözlemleyeceği aşikar. AKP, siyasal iktidarını ve ekonomik çıkarlarını korumak için on yıldır toplumu kutuplaştırma ve destekçilerini radikalleştirip kemikleştirme politikası izledi, ancak bunun sonucu sandık rekabetinden toplumsal çatışmaya doğru bir seyir izledi. Artık Türkiye’de bir iç savaş eskisine göre daha olası. 

KOALİSYON

Peki bütün bunlar koalisyon meselelerini nasıl etkileyecek? Son dönemde AKP-CHP koalisyonu en olası senaryo haline gelmişti. Bu koalisyonun gerçekleşme ihtimalini belirleyen şeyler, AKP ile CHP’nin kendi pazarlık noktalarının örtüşmesi, parti içerisindeki çatışan grupların etki güçleri ve kendi tabanlarını ikna edebilecekleri bir hükümet formülüne ulaşmaları buradaki kritik faktörler. AKP içerisinde Erdoğancı ve seçim isteyen kesimlerin ne kadar bastıracağı da en önemli faktörlerden olacak. 

Ancak, olasılıkları sıralayacak olursak, en büyük ihtimal Kasım ayında tekrardan bir genel seçim olması. Bunun arkasından gelen bir AKP-CHP koalisyonu geliyor. Yeniden seçimden büyük ihtimalle en avantajlı çıkacak olan parti HDP olacaktır, seçim sonrasında, seçim öncesinde verdiği sözleri yerine getiren tek parti o oldu şimdiye kadar. Ancak, erken seçimin riskini alması en çok işine yarayan da AKP. Zaten halihazırda tek başına iktidarı kaybeden AKP’nin kaybedecek şeyleri kazanabileceklerinden daha az. Ne kazanabilir? MHP ve HDP’ye giden oylarını birer puan geri döndürüp yüzde 43 bandına çıkabilirse, tekrardan tek başına hükümet olabilir – başkanlık sistemi ise her koşulda imkansız gözüküyor.

Kaybedeceği durum ise şu anda aldığı oyun gerisine düşmesi, ki bu da ülkeyi tekrar seçim maratonuna soktuğu için parti içinden ve kamuoyundan tepki almasına sebep olacak, tekrarlanacak koalisyon görüşmelerinde pazarlık gücünü de azaltacaktır. Bütün bunların yanı sıra, tekrar seçim ekonomisi yürütmesi de sermayenin tepkisini çekecektir.

Uluslararası ve yerli sermayenin en büyük beklentisi ise büyük koalisyon adı verilen AKP-CHP koalisyonu. Sermaye nezdinde bu siyasi istikrarı sağlayacak, kutuplaşmayı azaltacak ve yatırımı kârlı hale getirecek bir ortamı yaratacaktır. İstanbul merkezli büyük sermaye açısından mesele AKP değil, Erdoğan. Erdoğan’ın izole edildiği bir yeni koalisyon ve hükümet sistemi, ki bu da CHP’nin varlığı ile sağlanabilir, sermaye birikimi ve burjuva siyasetinin stabilitesi açısından en elverişli senaryo olacaktır. 

Suruç ve arkasından gelen süreç, bütün bu resim çerçevesinde okunduğu zaman, bu koalisyon ve daha önemlisi Erdoğan’ın bir şekilde iktidarda kalması/iktidarı kontrol etmesi çabalarının etkisi olduğu görülecektir. Erdoğan iktidarını sürdürmek için ABD ile yeni bir anlaşmaya gitmiş, uluslararası koalisyonun Suriye savaşına Türkiye üzerinden dahil olmasına imkan sağlayacak adımları atmıştır. İncirlik üssünün koalisyon uçaklarına açılması, Suruç katliamının gerçekleşmesi, TSK-IŞİD çatışmalarının gerçekleşmesi ve ülke çapında “anti-terör” operasyonlarının başlaması aynı hafta gerçekleşmiştir. Bu hafta Erdoğan, IŞİD ve ABD’nin yeni projelerinin aynı anda devreye sokulduğu bir hafta olmuştur, bütün bu şiddetin bu kadar yükselmesinin sebebi de budur. Bu yeni istikametler, bu vektörlerin yeni bileşkesi çok daha büyük şiddet ve katliamların önünü açabilecek şekildedir. Toplumsal muhalefetin barış şiarı ile birleşmesi kaçınılmaz olarak bu gidişatı durdurabilecek tek faktördür, bu sebeple de bu Pazar günü yapılacak Büyük Barış Yürüyüşü ve Barış Bloğunun bundan sonraki faaliyetleri çok kritik bir önem arz etmektedir. 

www.evrensel.net