Suruç: Bir propaganda aleti olarak medya

Suruç: Bir propaganda aleti olarak medya

Burcu KARAKAŞ

Suruç’ta geçen pazartesi günü meydana gelen patlamada, IŞİD saldırısı ile yerle bir olan Kobanê’ye yardım götürmek üzere yola çıkan çoğu üniversite öğrencisi 31 insan katledildi. Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) tarafından düzenlenen etkinliğin yaklaşık iki ay önce duyurusu yapılmaya başlanmıştı. Ankara, İstanbul, Samsun, İzmir, Eskişehir ve daha birçok şehirde bilgilendirme toplantıları düzenlenmiş, toplanan yardımlar koliler halinde otobüslere yüklenmişti. 

Ancak olmadı, yardımlar yerine ulaşamadı. O gençler Kobanê’ye gidemedi. Basın açıklaması okunduğu sırada bir canlı bombanın kendini patlatmasıyla hayatlar ve planlar altüst oldu. Olayın hemen ardından NTV canlı yayınında gelişmeleri aktaran spiker, olay yerinde bulunan muhabirlere bağlanmak yerine “terör uzmanları” ile bazı tanınmış gazetecileri ekrana çıkarmakla meşguldü. Henüz ölü ve yaralı sayısı hakkında bilgi edinmeye çalışıldığı bir zamanda, “Bölgeye etkisi ne olur” diye sormakta herhangi bir beis görmemişti. 

Kobanê’ye geçmek için bir araya gelen grup içinde HDP üyesi de vardı, anarşistler de. Günlük hayatlarına baktığımızda bazısı bir devrimci gibi yaşıyor bazısı ise arkadaşlarıyla yaptıkları sohbetlerde sol jargonla dalga geçiyordu. Ortak özellikleri, barbarlığa karşı durmaları ve üzerinden silindir gibi geçilen Kobanê’ye insani bir el uzatmaktı. Neticede, etkinliğin SGDF tarafından düzenlenmesi gençlerin de bir torbaya koyulması açısından “faydalı” oldu. “Örgüt üyeliği” yaftasının yapıştırılması açısından bu “fırsatı” kullanan elbette AKP’ye yakınlığıyla bilinen medya kuruluşları oldu. 21 Temmuz’da “Derin Kurgu” manşetiyle çıkan Star gazetesinin spotunda şu ifadeler yer aldı:

“Kobani’deki savaşı Türkiye’ye taşımak isteyen karanlık eller yine devreye girdi. Bu defa kurban seçilenler, MLKP örgütünün Kobani’ye götürmek için topladığı çoğu üniversiteli gençlerdi. Apaçık provokasyonda DAEŞ’li olduğu sanılan canlı bomba pimi çekti, 31 vatandaşımız vahşice katledildi.”

Haberde ismi geçen MLKP’nin kamuoyu tarafından “yasadışı silahlı terör örgütü” olarak tanındığı malum. Katliam karşısında solculara yönelik her operasyon karşısında yaptığı gibi bu sefer de neden zil takıp oynamadığı Türkiye’nin IŞİD koalisyonu ile birlikte Suriye topraklarını bombalamasıyla belli olan Star gazetesi yine de hayatını kaybeden gençlerin “terörle bağlantılı” olduğunu duyurmakta gecikmemişti. Diğer yandan da MLKP tarafından toplandığını iddia ettiği gençlerin beyinlerinin yıkandığını, yani kendi iradeleri dışında orada olduklarını ima etmekten de çekinmemişti. “Derin Kurgu” manşetini ise AKP’nin Suriye politikasını kıyasıya eleştirenlere karşı, bombanın muhtemel bir uluslararası komplodan ibaret olduğunu vurgulamak açısından attıkları gün gibi aşikar.

22 Temmuz’da Yeni Şafak’ın birinci sayfasında, “MLKP Kobani’de Savaşıyor” başlığı altında yer alan spotta yazılanlar ise 24 Temmuz sabahı erken saatlerde PKK, DHKP-C ve IŞİD’e yönelik olduğu duyurulan torba operasyona, akabinde Ahmet Davutoğlu ile Recep Tayyip Erdoğan’ın hiçbir gösteri ve göstericiye müsamaha gösterilmeyeceği ve operasyonların son sürat süreceğini belirttiği açıklamalarına açıklık getirdi. Devletin yıllarca gözaltı ve tutuklamalar öncesi yayınlattığı binlerce haberden biri gibiydi:

“MLKP’nin uzantısı olan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu son 6 ayda Kobani’ye kalabalık bir grup götürme hazırlığı yaptı. İdeolojik eğitim olarak kullanılan yaz kampı bu nedenle iptal edildi. Kobani yolculuğu için 500’ü aşkın kişi başvurmuştu, 200’ü daha sonra vazgeçti. MLKP’liler Kobani’de IŞİD’e karşı savaşıyor.”

Suruç’taki patlamaya eş zamanlarda Adıyaman’da TSK ile PKK arasında meydana geldiği söylenen çatışmada bir asker hayatını kaybetti. Bu ölüm, AKP’ye yakın medya kuruluşları gibi haber yapmayan ama ortamı daha fazla da “germek” istemeyen basın için söylemesi bile çirkin ama adeta can simidi oldu. Medya bir anda IŞİD’e terör örgütü diyemediği için AKP’nin sıklıkla tekrar ettiği “Her türlü teröre karşıyız” söylemini benimseyerek bir Suruç patlamasını bir Adıyaman çatışmasını vermeye başladı. Yani PKK olmadan IŞİD kelimesini ağzına almayı tercih etmeyen AKP gibi, biraz da muhtemelen hassas kesimler tarafından yanlış anlaşılmamak ve “dengeli yayın politikası” uğruna, Suruç ile Adıyaman’ı karşı karşıya getirdi. 

Suruç patlaması akıllara kaçınılmaz olarak Urfa Valisi İzzettin Küçük’ün, bir soru karşısında gazetecileri gözaltına aldırmasını da getirdi. Evrensel Diyarbakır muhabiri arkadaşımız Hasan Akbaş’ın, “Bazı Tel Abyadlılar Akçakale’de IŞİD’liler bulunduğunu ve tedirgin olduklarını, can güvenlikleri bulunmadığını söylüyor. Bu iddiaya ilişkin bir açıklama yapar mısınız” sorusu üzerine, polislere Akbaş’ın yanı sıra gazeteciler Pınar Öğünç, Özlem Topçu ve Deniz Yücel’i işaret ederek gözaltına aldıran İzzetin beyi. Ülkenin kaosa sürüklendiği bugünlerde işini layıkıyla yerine getirmeye çalışan gazetecilerin işi her zamankinden daha zor. Korkarım ki önümüzdeki günlerde gazete ve ekranlarda daha fazla propagandaya, soru soran basın mensuplarına yönelik daha fazla baskıya tanıklık edeceğiz.

www.evrensel.net