‘Amiral battı’ kargalara dikkat!

‘Amiral battı’ kargalara dikkat!

Ercüment AKDENİZ

Haziran seçimleri öncesiydi. Demirtaş’ı dinlerken gözlerimin önüne Suriye’ye dönmüş bir Türkiye kabusu geldi. Kabus soruları da beraberinde getirir derler.  “Acaba bize ne kadar yakın?” diye sormadan edemedim...

Demirtaş, 23 Mayıs’ta İzmir’de düzenlenen seçim mitinginde şöyle uyarmıştı: 

“Bizler ülkemizin Suriye gibi olmaması için uğraşıyoruz. IŞİD barbarlığının nasıl büyük bir tehdide dönüştüğünü ibretle izliyoruz... Suriye’nin önemli kısmında tecavüz, barbarlık ordusu hakim. Şimdi zannediyor musunuz ki IŞİD Türkiye’ye yüzünü dönmeyecek. Zannediyor musunuz ki hedefleri arasında Türkiye yok!”   

Bir hafta sonra düzenlenen Hatay mitinginde Demirtaş yine uyardı: 

“Ortadoğu’da IŞİD temizlenmediği takdirde hepimiz tehlikedeyiz. Her an Türkiye’nin eleğe çevrilmiş sınırlarını geçip Türkiye’ye karşı cihat saldırısına geçebilirler. Suriye’nin Irak’ın dört bir yanında yaşanan tecavüzler kapımıza gelmeden tedbirimizi almalıyız”

Sonrasını biliyorsunuz. 

Reyhanlı’yı, Niğde’yi zaten biliyorduk. Derken Diyarbakır geldi. 

Derken Suruç katliamı yaşandı!

Derken IŞİD namlularından sınırdaki askerlere kurşun yağdı. 

“İslam Devleti”, bombaları, kurşunları ve vahşetiyle birlikte topraklarımızda artık...  

‘AMİRAL BATTI’

İki kişi tarafından bir kağıt üzerinden oynanan “Amiral battı” en sevilen çocuk oyunlarındandır. Amaç; rakip oyuncunun sahasında (kağıdın ters tarafında) gizlenmiş savaş gemilerini çarpı işaretleri atmak suretiyle vurmaktır. Gemiler her vurulduğunda çocuklar “amiral yara aldı”, tüm gemiler vurulduğunda ise “amiral battı” diye çığlık atar. 

Türkiye göz göre göre kendini bir “Amiral battı” oyununun içine attı. Üstelik bu oyun gerçek hayatta oynanıyor ve Ortadoğu’yu hemen her gün kan gölüne çeviriyor. Halk “Türkiye Suriye olmasın” dedikçe AKP iktidarı tersini yaptı.  IŞİD’e verilen kredilerin, yapılan işbirliğinin kefareti bu. Ve şimdi Türkiye, burnunu o mayınlı sahada ne kadar gezdirdiyse o kadar “çarpı” yiyor. 

Demirtaş’ın seçim meydanlarında, emek ve demokrasi güçlerinin miting meydanlarında söylediği gibi halkların bir arada yaşadığı demokratik bir Suriye, demokratik bir Ortadoğu da tercihimiz olabilirdi. Bunun koşulu da elbette önce kendi topraklarında halkların eşit, özgür ve kardeşçe bir arada yaşadığı demokratik bir cumhuriyet kurmaktı. Ama bu tercih AKP’nin hem mayasına hem de programına ters geldi. AKP dış siyaset sahasına “pro-aktif” bir kumar masası kurmayı ve “bir koyup üç alma”yı kendisine daha kazançlı saydı. IŞİD barbarlığına destek atmak mı? O da kumarın hoşgörülebilir kuralları arasındaydı! Ama hayaller tutmadı ve “kumarbaz” masada kaldı. Reyhanlı’da, Niğde ve Diyarbakır’da yara alan amiral Suruç’ta battı! 
Sınırda askerlere IŞİD tarafından açılan ateş, acaba batan gemiyi kurtarmak için bir can simidi olabilir miydi? Hükümet cephesinde beyin fırtınaları yapıldı, planlar çıkarıldı ve nihayet hem içeride hem de dışarıda sürüdürülecek yeni bir savaş konseptine karar verildi. 

PARANTEZ

İktidara gelişi kadar 13 yıllık iktidarı döneminde de AKP, hep liberal çevrelerin desteğini aldı.    
“Çoğulculuk” kelimesine bayılan liberal yazarlar, Cumhuriyet döneminin ulus-devletçi, tekçi yapısına karşı Osmanlının “çoğunlukçu” yapısını alternatif gösteren AKP’nin söylemlerinde bir beis görmediler. İşi o kadar ileri götürdüler ki; “Birlikte yaşama iradesi üretmekte aciz kalan son yüzyıl”ı bir “vesayet rejimi” olarak nitelendirdiler ve bu dönemi AKP’nin gelişi ile kapanmış bir parantez olarak adlandırdılar. 
Oysaki kılıç zoruyla genişletilen Osmanlı topraklarında ezilen halkların sırtından baskı, sömürü ve ağır vergiler hiç eksik olmadı. Yani yoksul emekçilere ve ezilen halklara dönük baskılar sadece tekçi olmakla eleştirilen Cumhuriyet dönemine ait değildi. 

Peki ya AKP Türkiyesi? Erdoğan’ın “Rabia” işareti yaparak kitlelere tekrarlattığı o dört ilke durumu anlatmak için kafi olsa gerek; “Tek bayrak, tek vatan, tek millet, tek devlet”!

Liberaller icat ettikleri “yüzyıllık parantez”in bir yanına Osmanlının 400 yıllık parlak dönemini, diğer yanına da 13 yıllık AKP Türkiyesini koydular. Aradan parantezi çekip alınca da eski Osmanlı ile Yeni Osmanlıyı (pardon “Yeni Türkiye”yi) kucaklaştırmış oldular! Bu kucaklaşmanın içinde AKP, ortaçağ gericiliği ve cihadizm kadar elbette IŞİD’le de sarmaş dolaş olacaktı! Ve AKP böylece IŞİD’e (kendi deyimiyle DAEŞ’e) bir parantez kadar yakın olma şerefine nail oldu.

KILAVUZ...

Yüzyıl önce Osmanlı yönetimi 1. Paylaşım Savaşı’na girerken AKP ile benzer hayaller pompalamış ve sonuç hüsran olmuştu. Hüsranı belli bir yerde durdurmak için içeride kitlesel kırımlara gidildi. 1915 Ermeni soykırımı bunun en bariz örneğiydi. 1925 Şeyh Sait isyanını ezme harekatı, 1938 Dersim katliamı, Zorunlu İskan Kanunu ve Mübadele derken kırımlar 6-7 Eylül 1955 olaylarına kadar dayandı. Sistematik olarak uygulanan katliam ve sürgünler, Osmanlı’da başlayıp -tarihlerden de anlaşılacağı üzere- Cumhuriyet dönemi boyunca devam etti.  

Peki, yüzyıl sonra bugün; AKP yönetimi, yaşadığı hüsranı benzer biçimde Osmanlıya öykünerek mi aşmaya çalışacak? Yeni savaş konseptinin bütün işaretleri bunu gösteriyor. Teşbihte hata olmaz derler; Buna bir nevi “Yeni Türkiye”den eskiye geçişin, paranteze dönüşün demir adımları da diyebilirsiniz.   
Toplumsal muhalefeti “IŞİD’e karşı operasyon” adı altında bir kez daha AKP’nin arkasına takmak isteyen liberallere aman dikkat! 

Zira kılavuzu karga olanın burnu boktan çıkmıyor!

www.evrensel.net