Unutmayalım yeter, yoksa sırası değil hüznün

Unutmayalım yeter, yoksa sırası değil hüznün

Gülcan ÇETİNKAYA

Aylar öncesinden, ülkenin dört bir yanında karıncalar gibi çalışmaya başlamışlardı. Stantlar kuruyor, yardım topluyorlardı. Rojava Devrimi’nin üçüncü yıldönümünde, barbar IŞİD’in saldırıları sonrası viraneye dönen Kobanê’nin yeniden inşasına katılacaklardı. Kobanê, Ortadoğu halklarının gözbebeği Kobanê. Emperyalist müdahaleler ve zorba rejimler tarafından boğazlanan halkların kurtuluş umudunun filizlendiği Kobanê. Yorulmak bilmeden, kurmayı diledikleri kütüphane için kitap, son saldırılarda kullanılmaz hâle gelen kreşi onarmak için malzeme, çocuklar için giysi ve Suruç katliamından sonra tüm ülkeye, onların yüreklerinin güzelliğini anlatmak amacıyla simge bellediğimiz, oyuncaklar topluyorlardı. Katliam çetesi IŞİD’in saldırılarıyla hayalleri bombalanan Kobanêli çocukların, yeniden düş kurmasına yardım etmek için oyuncak… Bin bir lanetle hatırlayacağımız katliamın ardından Amara Kültür Merkezi’nin bahçesinde, gülüşleri ve bedenleri parçalanmış gençlerin yanında, kan gölünün ortasında olanca acımasızlıklarıyla parlayan, rengârenk oyuncaklar! Onların, içlerinde silah olmasın diye dikkatle inceleyip paketledikleri oyuncaklar. Kobanêli çocuklar bombalara karşı direnebilsin diye paylaşılan, ancak Türkiye hükümetinin bölgeye uzanan karanlık eli ve vahşet ordusu IŞİD’in bombasıyla kana bulanan oyuncaklar. Ve geride kalanların can iliğine gelip oturacak, nefes almalarını daha bir güçleştirecek olan oyuncaklı görüntüler.

Elbet, tüm gayeleri Kobane’ye oyuncak taşımakla sınırlı değildi. Onlar; üç beş ağaç için sokağa çıkabilme onuru taşıyan Gezi’nin çocukları, beş yüz fidanlık bir orman da yeşerteceklerdi, Kobanê’ye vardıklarında. Rant uğruna sermayeye peşkeş çekilen, emekçilerin hep bir halka daha geriye sürüldüğü bir kent değil, eşitlik ve özgürlük temelinde yükselecek yeni bir yaşamı kurmaya gidiyorlardı. Çocuk parkı kurmaktan yıkılan müzenin onarımına, kütüphane oluşturmaktan savaş enkazının temizlenmesine varana değin pek çok amaç belirlemişlerdi. Ortadoğu’da sürdürülen barbarlığa ve halkların birbirine kırdırılması arzusuna karşı, eşitlikçi bir yaşam modelinin kurulmaya çalışıldığı Kobanê’ye yeniden can vermeye yarayacak, kenti yeniden yaşanılır kılacak ne varsa, güçleri neye yetiyorsa almışlardı yanlarına. Tam olarak bunlardı heybelerindeki. Siz varın sırt çantalarındaki, bisküvi kolilerindeki, mağaza poşetlerindeki diye okuyun. Öyle ya, bu çocukların ne mühimmat gizlemeye yarayan özel olarak imal edilmiş sandıkları ne de biriktirdikleri yardım kolilerini sorunsuz biçimde sınırdan geçirebilecek TIRları vardı! Öte yandan, aylarca önce başladıkları çalışmalar boyunca, karşılaştıkları herkese sabırla, gülümseyerek Kobanê’yi anlatabilmenin tasasını gütmüşlerdi. Suruç katliamın ardından üzerine pek konuşulmayan gerçeği onlar, öncesinde açık yüreklilikle ortaya koymuşlardı. AKP hükümeti ve bölgede çıkarı olan öteki emperyal güçlerce beslenip semirtilen vampir sürüsü IŞİD ve benzeri çetelere karşı Rojava’yı birlikte savunduk, diyorlardı. Onlar, dönemin başbakanı Erdoğan’ın “Kobanê düştü düşecek” sözü ile ortaya döküverdiği beklentisini, YPG/J güçleriyle birlikte boşa çıkarmışlardı. Türkiyeli gençleri, Kobanê’yi yeniden inşa etmeye çağırırken, Rojava’da yeşeren yeni yaşamı muştuluyor, Ortadoğu halklarının, diktatörlerin elinden alınıp, İslamcı terör örgütü IŞİD’in eline bırakılmalarının yazgısal olmadığını anlatıyorlardı. Ortadoğu’da barışın, halklar omuz omuza verdiğinde inşa edileceğini de biliyorlardı. Onlar, yalnız oyuncak taşıyan “romantik” gençler değil, Türkiye ve bölge halklarının barış ve kardeşlik içinde yaşayabilmesi maksadıyla, başta AKP hükümetinin Gezi’den bu yana, Kürt – Türk, tüm ülke gençliğine uyguladığı zulme, geleceksizliğe ve savaş çığırtkanlığına karşı örgütlenmiş gençlerdi. Demokrasinin önündeki barajları yıkmak üzere birbirlerine güç vermişler ve başarılı da olmuşlardı. Haklı talepleri için çıktıkları meydanlarda yüksek sesle dile getirdiklerini, Kobanê’yi anlatıp oyuncak topladıkları stantlarda da dile getirmişlerdi. Romantik bir esintinin peşi sıra sürüklenip giden, oyuncakçı gençler değillerdi. İnandıkları değerler uğruna yola çıkmışlardı.

Onlar insanlığın, doğanın umudu sosyalizm saflarında mücadeleye atılmışlardı. Ve herkes biliyor işte, ne yalan ne mübalağa, mücadelede kararlı olduklarından onlar, çok güzel gülümseyen çocuklardı!

Onlar üzerlerine düşeni yaptılar. Şimdi sıra bizlerde. Katliamın faillerini hatırımızdan çıkarmayalım. Failler kadar çocuklarımıza reva görülen vahşetin ardından yaptıkları açıklamalarla gerçek niyetlerini ortaya döken; sınır kentlerinde IŞİD militanlarının gizlenmesine göz yuman, bununla da kalmayıp yaralı çetecileri hastanelerinde tedavi ettiren devlet ricalini unutmayalım. IŞİD’e terör örgütü demekten sakınan, yurtdışı gezilerini bırakıp yurttaşlarının acısını paylaşmamış olanları unutmayalım. Bölgede kendi oyunları oynansın diye IŞİD’e TIR’larla bomba ve silah yolladıklarını unutmayalım. Katliam çetesi IŞİD’e gönderilen kanlı oyuncakların, o çocukları en tatlı yerlerinden vurduğunu, umudu diri tutan gülüşlerine kan bulaştırdığını unutmayalım. Kaymakamı, valisi, kolluk güçleri bıraksalardı. Kobanêli çocuklar zulmün, karanlığın, acının anası olan savaşı bir soluk olsun başlarından def edip, yeni bir yaşamın hayaliyle, tertemiz bir oyun kuracaklardı. İşte bunu hiç unutmayalım. Unutmayalım ki, hakların ve o çocukların umudu barış, kirli çıkarlarıyla çıkınlarını doldurmanın derdinde olanların elinde oyuncak olmasın! 

Çocuklarımızın düşlerini oyuncak ettirmeyelim.

Bu da bizim onlara, aydınlık gülüşlü çocuklarımıza sözümüz olsun!

İyi değiliz, iyi olmayalım!

www.evrensel.net