Topyekûn özgürlük için...

Topyekûn özgürlük için...

Burak ÖZGÜNER

TSK savaş uçakları ile 28 Aralık 2011’de Roboskî’de gerçekleştirdiği bombardımanda 34 insan ve 59 katırı katletti. Bu katliamdan sonra TSK, katırları sistemli bir şekilde katletmeye devam etti. Bana göre, katırlar, bizzat TSK tarafından Roboskîliler’den intikam almak için şiddetin birer nesnesi hâline getirildi. Roboskî katliamından sonra, bölgede giderek artan asker ablukası ve devlet baskısı, keyfî gözaltılar ve hürriyeti kısıtlayıcı diğer uygulamalar devam ederken devlet, Roboskîli insanları öldürmek istese de bunu yapamadı, devlet teröründen bu kez nasibini Roboskîli katırlar aldı. Yıllar boyunca, insan menfaati için, hayatları, sadece zorlandıkları yük taşıma görevine indirgenen hiçbir şeyden habersiz bu katırlar, kurşunların, bombaların hedefi oldu ve olmaya devam ediyor. TSK, diğer devletlerin orduları gibi, en iyi bildiği şeyi yapıyor: Yakıyor, yıkıyor ve yok ediyor.

Özellikle son dönemde, TSK’nin Türkiye’de ve Kürdistan’daki imha politikalarına baktığımızda, doğanın ve hayvanların çok ciddi bir şekilde kıyıma uğratıldığını görüyoruz. Askerlerin bilinçli olarak tahrip ettiği ormanlar, TSK’nin çıkarttığı orman yangınlarına devletin ısrarla müdahale etmemesi, askerî saldırılarda katledilen ve yerinden yurdundan edilen yaban hayvanları, bölgedeki canlı yaşamına ve canlıların yaşamına imkân sunan doğaya indirilen birer darbe. Ana akım medya ise ısrarla bu doğa ve hayvan katliamını görmezden geliyor, devletin propaganda aracı olarak görev yapıp Türkiye’de güllük gülistanlık bir yaşam olduğu algısını yaratıyor. Tıpkı Roboskî katliamında hiçbir şey olmamış gibi davrandıkları ve katliamı “kaçakçılara müdahale”, “terörle mücadele” olarak tanımladıkları gibi...

SAVAŞIN ANILMAYAN KURBANLARI: HAYVANLAR VE DOĞA

Yıllardan beri, hayvan özgürlükçüleri, yaşam savunucuları olarak, bu coğrafyada Batı ile Doğunun bağını kesmek için var gücüyle çalışan devletin sistemli politikalarını teşhir etmek için yoğun bir çaba harcıyoruz. Kürdistan’da yaşayan, devlet terörünü her gün enselerinde hisseden halklar bu çabamızı görmüyor olabilir ancak özellikle son beş senedir, devletin bu oyununu bozmak için elimizden geleni yapıyoruz. Devletin bugüne dek sebep olduğu katliamlar ve zulüm, ulusal ve uluslararası hukukta “savaş” olarak tanımlanmayabilir ancak biz tüm bu yapılanların savaşın ta kendisi olduğunu biliyoruz. Hayvanlar ve doğa ise bu savaşın hiçbir zaman ismi anılmayan kurbanları oldu. Mevzuatta “mal” olarak tanımlanan, insanlar tarafından sömürüldükleri sürece “değerli” olan hayvanlar, bu savaşın kesinlikle bir parçası değil...
Roboskî’deki katır katliamları ile ilgili olarak, katırların katili olan askerî personel ve katırlarla ilgili gerekli önlemleri almayan, görevini yerine getirmeyen idarî personel hakkında suç duyurusunda bulunmuş, bu katliamların derhal durdurulmasını ve sorumluların yargılanmasını istemiştik. Suç duyurusunun üzerinden aylar geçmesine rağmen, Roboskî katliamının failleri ve azmettiricileri yargı önüne çıkarılmadıkları gibi, katır katliamlarının sorumluları için de hiçbir şey yapılmadı. Cezasızlığı ve adaletsizliği karakteristik hâline getiren Türkiye Cumhuriyeti’nde hukukun kimler için işlediğini, kimler için işlemediğini ne de olsa çok iyi bilmiyor muyuz?

ŞİDDETİ, SAVAŞI REDDETMEK ELİMİZDE

Son olarak, 30 Haziran’da yine TSK’ye bağlı askerî birlikler, Roboskî köyüne saldırarak rastgele köyü taradı. Bağlı vaziyette bulunan katırlar, ağır makineli silahların hedefi hâline geldi. Köylülerin köy meydanında topladığı gaz fişekleri, mermiler, katliamın boyutunu gösteriyordu. Yaptığımız idarî görüşmeler, suç duyuruları ve başvurulara rağmen katır katliamlarının durmaması üzerine, son katır katliamının ardından, hayvan özgürlüğü aktivisti arkadaşlarım Barış B. Atal ve Neşe D. Akbaş ile vicdanî reddimizi açıkladık. Hiç gözünü kırpmadan insan, hayvan demeden katliam yapan, orman yakan, yaban hayvanlarını büyük bir çaresizlik ve korku içerisinde yuvalarında diri diri yakan, savaş araç gereçleriyle katliam saçan TSK’nin askeri olmayacağımızı, militarist tahakkümü reddettiğimizi açıkladık. Savaşın hiçbir şekilde parçası olamayacak hayvanları, ağaçları bu şiddet ortamının içine dâhil etmenin hiçbir açıklaması yok. Son olarak, yine TSK’nin Cudi Dağı’nda sebep olduğu yangının ardından, özellikle hayvan özgürlüğü aktivistlerine, yaşam savunucularına bir kez daha vicdanî ret çağrısında bulunduk. 

Özellikle devrimcilere, anarşistlere, sosyalistlere, hayvan özgürlükçülerine, ekolojistlere ve tüm yaşam savunucularına seslenmek istiyorum: Yıllardan beri süregelen bu katliamlar karşısında vicdanî reddinizi açıklayın. Askere zorla alınabileceğiniz yalanlarına inanmayın; devletin yaratmak istediği sivil ve sosyal ölüm dayatmasını birbirimizle öreceğimiz dayanışma sayesinde aşabileceğimizi unutmayın. Haklı ve meşru taleplerimiz hiçbir şekilde dikkate alınmazken, yaşamımızın her alanına saldırılar devam ederken, devlet terörü ve baskısı günbegün artarken, her şeyden ötesi, hiçbir şeyden habersiz, masum hayvanlar ve doğa katledilirken askere gitmeyin. Askere gittiğinizde elleriniz kana bulanabilir, devletin katliamına ortak olabilir, bir çocuğun, hayvanın ölümüne sebebiyet verebilirsiniz. Vicdanî ret, bu coğrafyada savaşın ve devlet terörünün kurbanı olan tüm hayvanlara, insanlara ve doğaya karşı bir yükümlülüğümüz. Şiddeti, savaşı reddetmek sizin elinizde...

Son olarak, insanların da birer hayvan olduğunu, insan uygarlığınca yaratılan birtakım avantajlarla insan egemenliğinin bu dünyaya sadece ve sadece yıkım ve kıyım getirdiğini hatırlatmak istiyorum. İnsan dışı hayvanlar, ne savaşlarda ne de insan menfaati için kullanılabilecek, katledilebilecek birer mal, ne de sahip oldukları haklar bakımından hayvanların insanlardan bir farkı var. İnsanlık, kendi yarattığı türcü, insan merkezci, militarist ve tahakkümcü uygarlığı ile hayvanlara ve doğaya hükmettiği sürece hiçbirimizin özgür olamayacağı ortada çünkü hayvanları sömürerek, katlederek, hep eleştirdiğimiz o tahakkümcü, faşizan zihniyeti bizzat kendimiz yaratmış ve güçlendirmiş oluyoruz. Önce kendi alışkanlıklarımızdan kurtulmadan, topyekûn özgürlüğün uzağına bile yaklaşabileceğimizi düşünmüyorum. “Kurtuluş yok, tek başına; ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganına hayvanları ve doğayı da katmanın zamanı geldi de geçiyor bile. 

www.evrensel.net