Biz de varız diyebilmek için!

Biz de varız diyebilmek için!

Çocuk işçiliğinin de en yaygın olduğu sektördür tarım. Yaz aylarında, okul zamanlarında hayatın her zamanında çalışarak yaşıyorlar. Bunun yanında biraz daha azimli olanlar, mücadele edenler öğrenim hayatını devam ettirebiliyor.

Aydın YİĞİT
Adana

Yönetmenliğini ve senaristliğini Sermiyan Midyat’ın yaptığı bir film vardı, Ay Lav Yu. Birçoğumuz izlemişizdir, komedi­politik bir filmdi. Filmin konusu ise hem aşk hem de yok sayılma idi. Filmde geçen bir köy var, adı Tınne (Kürtçe yok demek). Bu köy devlet tarafından unutulmuş ­öyle bir köy olduğundan devletin haberi yok­, haritada yeri yok ve devletin elektrik, su, yol olmak üzere hiçbir yardımı oraya gitmiyor. Köylülerin nüfusa kaydı da yok. Kürt halkının yaşadığı bu trajediyi komedi şeklinde ele alan film gerçek hayatta bize çok uzak değil aslında. Yasalarda adının olmamasıyla birlikte hiçbir sosyal güvencesi bulunmayan tarım işçileri, ancak ölümleriyle hatırlanıyor.
Isparta’da kaza: 17 tarım işçisi öldü . (31.10.2014 ) (CNN TURK)
Manisa’da Kaza: 15 Tarım İşçisi Öldü (06.10.2015) (sondakika.com)
Hatay’da işçi kamyonu devrildi! 3 ölü, 13 yaralı (14.10.2015) (Milliyet Gazetesi)
Yukarıda bazı haber kanallarından alıntı yaparak verdiğim tarım işçileri haberleri yalnızca kamuoyunda gündem olanlar, zira 1’er 2’şer ölüyorlar ancak toplu ölümlerde haber oluyorlar. Çocuk işçiliğinin de en yaygın olduğu sektördür tarım. Yaz aylarında, okul zamanlarında hayatın her zamanında çalışarak yaşıyorlar. Bunun yanında biraz daha azimli olanlar, mücadele edenler öğrenim hayatını devam ettirebiliyor. Bu gençlerden birisi de Fırat Üstek, bu yıl üniversiteye gidecek.
Adana’nın Karataş İlçesi tarım işçilerinin yoğun olarak yaşadığı ve çalıştığı bölgelerden. Fırat’ta ailesiyle birlikte burada Karagöçer Mahallesi’nde sazlardan yaptıkları çadır tarzı evlerde yaşıyor. Tarım işçilerinin bugünkü talepleri ne, gençler için nasıl bir yaşam söz konusu olduğu üzerine bir sohbet gerçekleştirdik Fırat’la. Fırat ailesiyle birlikte iç içe geçmiş birçok çadırın olduğu bir bölgede yaşıyor, bu yıl üniversite sınavlarına girmiş. Hayatı boyunca da hem okuyup hem çalışmak zorunda kalmış ve üniversite okuyarak insanca yaşabileceği bir meslek icra etmek istiyor. Hayallerinin arasında iş güç sahibi olduktan sonra anne ve babası için memleketleri olan Şırnak’ta bir ev yaptırmak da var. Fırat şu anda 20 yaşında. Şırnak’ta doğmuş ancak devletin baskıları sonucu ailesi kendi topraklarını bırakıp Adana’ya göç etmek zorunda kalmışlar, Fırat 3 yaşında iken.
ONUN İÇİN ZORDU
Öğrenim hayatını da Adana’da sürdürmüş. 8 yıl boyunca Tuzla’da (bulundukları yere 7 km uzak) ilköğrenim, 4 yıl boyunca da Karataş’ta (bulundukları yere 50 km uzak) lise okumuş. Bana yazarken kolay geldi ancak, onun için okumak zordu. Zor olmasını şunlara bağlıyor; önce okula ulaşma sıkıntısı yaşıyorlarmış, tarım işçilerinin minibüslerle tarlaya gitmek için verdiği mücadele sayesinde okula da ücretsiz servis ayarlanmış valilik tarafından. Servise ulaşmak için yürüdükleri az bir yolu da anne sırtında gidiyorlarmış, ‘Ayakkabıları kirlenmesin, öğretmenleri de azarlamasın’ istiyor çünkü anneleri. Serviste ve okuldayken de Kürt olduğu için diğer öğrenciler tarafından itilip kakılmalar ve daha niceleri. Lise döneminde ise 1 yıl özel 3 yıl devletin servisiyle gidiyorlarmış Karataş’a. Bunun yanında toprak sahiplerinden de sürekli baskılarını görüyorlar. En ufak bir anlaşmazlıkta toprak sahibi elektrik ve sularını kesiyormuş.
UNUTULANLAR: TARIM İŞÇİLERİ
Demiştik ya devlet tarafından unutulanlar tarım işçileri, elektrik ve suyu da çiftlikten alıyor ve yine patrona ödüyor fazla fazla parayla. Nasıl bir hayat bu yaşadığınız diye soruyorum. Cevap net, “Esir hayatı yaşıyoruz.’ diyor, derebeylik dönemlerine benzeterek. Öyle ki, birçok kez aile yakınlarının cenazelerine bile gidememişler. Gerek maddi yetersizlikten gerekse sürekli çalışmak zorunda olmalarından. Günde 13­14 saate varan çalışma saatleriyle, sosyal güvencelerden yoksun ve evsiz... Evsiz derken, betondan bir evleri yok. Bunun için çözümü bulmuş tarım işçileri, ancak bu sefer de karşılarına belediyenin çıktığını anlatıyor Fırat. Bulundukları bölgede yaşayan tarım işçileri ile birlikte (Çoğu akraba ve Şırnaklı) bir arazi almışlar yine Karagöçer’de. Dertleri o arazinin üstüne ev yapmak ve orayı ekip biçmek. İki sebebi var; birincisi ağanın değil kendi Tarım işçilerinin belirlenen günlük ücreti 40 lira. Bunun 4 lirasını elçi alıyor. (Bir nevi topraklarının işçisi olmak istiyorlar.) İkincisi ise; çadırların yanma riski var. Daha önce defalarca yanan çadırlarda binlerce lira masraf oluşmuş. Birçok hayvan da yanarak can vermiş ve yine devlet kurumları tarım işçilerinin bu çığlığını da görmemiş, görse de adım atmamış.
AĞAYA BAĞLANSINLAR DİYE
CHP’li belediye çıkıyor bu kez karşılarına ve imar vermiyorlar. Sebep ise burjuvazinin karakterine çok uygun. Ağayla anlaşıyorlar ve onların ağaya bağlı kalması için oraya imar izni vermiyorlar. Sayabileceğimiz birçok sıkıntıları var daha tarım işçileri için ama bu aşamada bu acil taleplerini bile kabul ettiremiyorlar. Fırat tüm bunları çocukluğundan beri yaşamış bir genç olarak üniversiteyi kazanmakta görüyor umudu. Bu yıl tercih yaptığı üniversitelerden birinde İktisat okumaya gidecek. Liseden mezun olduktan sonra da 1 yıl daha hazırlandığını ve daha iyi bir sonuç aldığını söylüyor. Hem okuyup hem de çalışmak zorunda olunca hali anlaşılır. Zira bu son dersane yılı da öyle geçmiş. Sabah 5’te kalkıp tarlayı suladıklarını 6’da ise Adana’da dersaneye gittiğini dönüp tekrar tarlada çalıştığını anlatıyor. Çocukluk ve gençlik onun için çalışmaktan ibaret. Köle gibi çalışmaktansa üniversite okumayı tercih etmiş bir genç Fırat. Yazıya girişte bir filmden alıntı yapmıştık, yazının sonu içinde Kibar Feyzo’yu örnek göstermek gerekir herhalde.


BİRLEŞMEDİKTEN SONRA ZOR
Ağalık sistemini eleştirel bir şekilde ele alan Atıf Yılmaz, Faşo Ağa’yı 1978’de çekmişti. Başrolünde ise Kemal Sunal, Faşo Ağa’ya karşı amansız bir mücadeleye girişiyordu. Filmde anlatılanların bugün içinde azı var, çoğu yok tarım işçileri için. Sohbetimizin sonlarında artık nasıl olurda bu düzen değişire geliyoruz. Fırat onu da belirtiyor. “Birleşmedikten sonra zor.”

www.evrensel.net