Algı oyunları ve Uygur Türkleri

Algı oyunları ve Uygur Türkleri

Ramazan ayında Türkiye’de başlayan Çin’i karalama kampanyası aslında her sene sanki bir ritüel gibi dünya burjuva basını tarafından ramazan ayı gelince tekerrür eder. Financial Times’ı burada sembolik olarak analım. Bu propaganda tabii ki oruç tutmayla sınırlı değil. Oruç, Çin karşıtı propagandanın ilk basamağı.

Cengiz MAHİR*

Çarpıtma, karalama, uydurma, dezenformasyon, yalan, iftira ve asılsız suçlama gibi faaliyetler medya tarihinin karanlık yüzünü oluşturur. Çeşitli siyasi, ideolojik veya ekonomik çıkarlar gözeterek herhangi bir olayı olduğundan başka bir şekilde yansıtmak bu olayı nasıl algılamak gerektiğini empoze eder. Bir basın organı tarafından üretilen herhangi bir haber bu olayın nasıl algılanacağına odaklıdır. Şayet bir basın organının düzmece haber ve sahte bilgi üretmesi söz konusuysa bu durumda okuyucu veya izleyici algısı üzerinde bir algı oyunu oynanıyor demektir.

Çin’deki Uygurlar’la ilgili son zamanlarda medyada “tüm Şincan’da oruç tutmaya yasak kondu”, “Müslüman’lara zorla içki içirildi”, “insanlar katledildi” vb. haberler dezenformasyon üzerinden yürütülen algı operasyonlarına örnektir. Çin’de Uygur,Hui, Kazak, Dongşiang, Kırgız, Özbek, Salar, Tacik, Bonan ve Tatarlar gibi birçok etnik grup arasında Müslümanlık yaygındır, inanç ve ibadet özgürlüğüne sahiptirler ve bu etnik grupların kültürel, dini ve dilsel kimlikleri Çin hükümeti tarafından baskı altına alınmamaktadır. Yaygın kanının aksine Çin’deki en büyük Müslüman etnik azınlık Uygurlar değil, Huiler’dir. Çin’de resmi olarak 55 ulusal azınlık vardır. Bunlardan yaklaşık 10 kadarında ağırlıklı olarak Müslümanlık yaygındır. Ayrıca Çin’in birçok irili ufaklı kentinde Uygurlar başta olmak üzere bu azınlıkların bir arada yaşadığı mahalleler, ve söz gelimi ağırlıklı olarak Müslümanların ikamet ettiği bölgelerde camiler mevcuttur.

Şüphesiz Çin’in içinde bulunduğu birçok sıkıntı vardır, ancak bunlar medya organları tarafından yayılan düzmece ve uydurma iddialar ileri sürerek Çin’in Uygurlar’a kanlı bir saldırı uyguladıkları şeklinde yansıtılmaktadır. Evet, Çin’in azınlık politikasında derin sorunları vardır, ancak bu sorunların gündemdeki karalama kampanyasında yaratılan görüntüyle yakından uzaktan alakası yoktur.

ÇİN REALİTESİ

İnsan hakları, örgütlenme özgürlüğü, sendikal bürokratizm, çocuk işçiliği, ekolojik felaketler, ve diğer birçok sorun Çin’in bugünkü realitesinin parçalarıdır. Japonya’yla yaşanan adalar krizi, ÇKP içinde patlak veren büyük yolsuzluk skandalları ve en son Uygur özerk bölgesinde ramazan ayından dolayı hükümet tarafından yürürlüğe konan bazı uygulamalar dünya medyasında Çin’in hem içeriye hem de dışarıya yönelik artan hegemonyasının çöküşüne ve Çin’in bu haliyle gelecekte hakim bir dünya aktörü rolünü oynayamayacağına işaret ettiği şeklinde yorumlandı ve yorumlanmaya devam ediyor.
Hiç şüphesiz yaşanan tüm bu sorunlar kapitalist ve emperyalist bir ülke olan Çin’in farklı görünüm biçimleridir. Buna ek olarak ÇKP’nin “Çin tipi sosyalizm” olarak ileri sürdüğü ulusal ve uluslararası bir siyasi, ideolojik ve ekonomik programı mevcuttur. Neredeyse Türkiye nüfusu kadar üyesi olan ÇKP’nin hem resmi düzeyde yürüttüğü Marksizm propagandası hem de ulusal çapta devlet destekli Marksizm eğitim projeleri Çin tipi emperyalizmin kendisine özgü birçok unsurun mevcut olduğunu gözler önüne sermektedir. Ayrıca şunu da belirtelim; tüm bu sorunlar hükümet tarafından “sorun” olarak tanımlanmakta ve kimi yetkililer tarafından serbest piyasa sosyalizminin çelişkileri “çelişki” olarak ifade edilmektedir. Bu sorun ve çelişkilere yaklaşım parti içindeki farklı akımlar tarafından farklı şekilde yorumlanmakta, ama diğer yandan teorik-ideolojik yaklaşımlar ile pratik uygulamalar da birbiriyle çelişmektedir. Yani durum karmaşıktır. Bunun üzerine bir de kendi çıkarlarını gözeten yabancı burjuva basınının yansıttığı bir Çin resmi gelmektedir. Yani çık çıkabilirsen işin içinden!

MEDYA VE ŞİNCAN GERÇEĞİ

Ramazan ayında Türkiye’de başlayan Çin’i karalama kampanyası aslında her sene sanki bir ritüel gibi dünya burjuva basını tarafından ramazan ayı gelince tekerrür eder. Financial Times’ı burada sembolik olarak analım. Bu propaganda tabii ki oruç tutmayla sınırlı değil. Oruç, Çin karşıtı propagandanın ilk basamağı. Bunun ardından farklı milliyetlerin ulusal, kültürel ve dini kimliklerinin Çin hükümeti tarafından bastırıldığı, asimile edildiği vb. şeklinde iddialar ileri sürülüyor. Şunu unutmamak gerekir ki, başta ABD ve AB ülkeleri Çin’deki iç sorunları Çin’e karşı kullanmak konusunda kurumlar ve sivil toplum kuruluşlarına finansal ve politik destek sunmaktadır. Bu konuda muhtemelen en iyi örnek 2005’ten beri ABD’de yaşayan Uygur kökenli aktivist Rabiya Kadir’dir. Dünya Uygur Kongresi başkanı olan Kadir, Radio Free Asia ve Voice of America gibi kanallarda Çin karşıtı propaganda kampanyaları düzenlemektedir. Çin’le ilgili dezenformasyonun kaynağı bu tip kukla karakterler ve içinde bulundukları medya kuruluşlarıdır.

Şincan Uygur Özerk Bölgesi’nde anadilde veya çift dilde (Uygurca ve Mandarin Çince) eğitim verilmekte, bu bölgede veya Çin’in diğer bölgelerinde Müslümanlar’a (Çin’de Uygurlar dışında başka birçok milliyet Müslüman inancına sahiptir) bazı istisnai ve özel durumlar hariç herhangi bir ibadet kısıtlaması getirilmemektedir. Kültürel olarak bu milliyetler ve çoğunluktaki Han Çinlileri arasındaki ilişkinin kökleri eskilere gitmektedir ve bu gruplar arasında kültürel bir çatışma görülmemektedir. Hatta tam tersine karşılıklı bir uyum ve saygının mevcut olduğundan bahsedilebilir. Söz konusu oruç yasağı Şincan’daki kamu görevlilerinin çalışma verimliliğini düşürdüğü gerekçesiyle resmi bir ikaz şeklinde ifade edilmiştir. Bu konuda medyada yayılan fotoğrafların ve iddiaların tamamı düzmecedir.

Uygurlar’ın ulusal kimlik sorunu Çin hükümetinin çözmeye çalıştığı, ama başarısızlığa uğradığı bir meseledir. Söz gelimi anadilde eğitim veren okulların Mandarin Çincesi konusunda zayıf kalmasının bu okullardan mezun olan öğrencilerin daha sonra dil sorunu yaşaması, ama diğer yandan Mandarin Çincesi’nin Çin Halk Cumhuriyeti’nin resmi dili olmasından dolayı bazı azınlık çevreleri arasında bir asimilasyon tedirginliği yarattığı Şincan sorunun bir gerçeğidir. Buna karşın aynı politikanın başarılı olduğu yerler de vardır. Örneğin Korece ve Mandarin Çince çift dilde eğitimin uygulandığı Yanbian Özerk Bölgesi gibi.

KARŞI PROPAGANDA VE DTİH

Dini ibadet konusunda getirilen kısıtlamalar Doğu Türkistan İslam Hareketi (DTİH) adlı siyasi örgüt tarafından bir karşı propaganda malzemesi olarak kullanılmaktadır. Bu örgüt Çin’in farklı bölgelerinde sivil halka silahlı ve bombalı saldırılar düzenlemiştir. Burjuva basın ise DTİH’nın Çin’in asimilasyon politikalarının bir ürünü olduğunu ve bunun bedelini sivil halkın ödediğini iddia etmektedir. Türkiye’de de bunun benzeri bir propaganda dalgası yayılmıştır ve bu dezenformasyon sonucu Dışişleri Bakanlığı 30 Haziran’da Ankara Çin Konsolosluğu’yla görüşerek “endişelerini” dile getirmiştir. Çin hükümeti haklı olarak bu asılsız iddiaların kanıtlanmasını talep etmiştir. Memur-Sen ise farklı illerde Çin’e karşı bu uydurma iddialardan hareketle gösteriler düzenlemiştir.

İLHAM TOHTİ OLAYI

Şincan sorunundaki en önemli isimlerden birisi Minzu Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Görevlisi İlham Tohti’dir. Uygur kökenli olan Tohti senelerdir Çin’in Uygur politikasını açıktan eleştirdiği için hükümet tarafından yakın takibe alınmış ve Ocak 2014’te önce ortadan kaybolmuş, ardından hapiste olduğu ortaya çıkmıştır. Çin hükümetinin bizzat talebi üzerine, henüz hapse girmeden birkaç ay önce taslağını hazırladığı ve doğrudan Şincan sorununu ele alan bir belge Daxiong Gonghui sitesinde yayınlanmıştır. Bu belgede Tohti Uygur kökenli üniversite öğrencilerinin sadece yüzde 17’sinin iş bulabildiğini, tüm Uygur nüfusunun sadece yüzde 10’unun şehirde yaşadığını, nüfusun çoğunun Uygur olmasına rağmen iş bulma konusunda Uygurlar’ın ayrımcılığa uğradığını, Han Çinlileri’nin tercih edildiğini belirtir. Bölgede faal firmaların yerel işçilere iş vermek yerine diğer bölgelerden işçi getirmesi ve hükümetin bu duruma göz yumması diğer sorunlar arasında yer almaktadır. Kalifiyeli işçi alımında Uygurlar dil sorunundan dolayı yine dezavantajlıdır. Resmi dairelerde çalışan Han Çinlileri ise Uygurca bilmedikleri için yerel halkla iletişim kurmak konusunda sıkıntı yaşamaktadırlar. Bu durum Çin Halk Cumhuriyeti Bölgesel Etnik Özerklik Yasası 23. maddesinde belirtilen ve devlet daireleri ve işletmelerinde yapılan iş alımlarında etnik azınlıklara öncelik verilmesi ibaresiyle çelişmektedir.

Dini özgürlükler konusunda Tohti 1996 ve 1997 yıllarında yaşanan bazı ayaklanmalar sonucu Çin hükümetinin Şincan’da -Kazakça ve Çincesi’nin aksine- Uygurca Kur’an’ın satışının durdurulduğunu, Suudi Kralı’nın temin ettiği bir milyon Kur’an’la Uygurca tercümenin yeniden erişilebildiğini yazar. Tohti Çin hükümetinin resmi ateizminden inançlı çevrelerin olumsuz etkilendiğini belirtir ve Türkiye, Malezya, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır gibi ülkelerin “din ve modernite” arasında kendilerine özgü ve “başarılı” bir “denge” tutturduğunu ileri sürer. Tohti’nin vizyonu ve görüşlerinin tutarlılığı bir yana, Çin hükümetinin Tohti’ye uyguladığı muamele yine Şincan sorunu konusunda bir kez daha Çin’in başarısızlığını gözler önüne sermektedir.

NEDEN ŞİMDİ?

İşsizlik, etnik ayrımcılık, eğitim, ekoloji vb. sorunlar Şincan bölgesinin yıllardır kanayan yaralarını oluşturuyor. Dolayısıyla Türkiye’de “neden şimdi” bir Çin karşıtlığı patlak verdi sorusu akıllara geliyor. Türkiye’nin Suriye politikasında IŞİD’e verdiği destek ile sahte Türkiye pasaportuyla IŞİD’e katılan DTİH mensupları arasındaki ilişki Türkiye’nin Çin’in Şincan politikası konusunda bu kadar hızlı bir refleks göstermesinin nedenleri arasında yer almaktadır. Dünya Uygur Kongresi’nde yıllardır Türkiye’nin Çin’e karşı verdiği açıktan destek de bilinmektedir. 14 üyeden oluşan Kongre liderliğinin üç üyesi Türkiye’de ikamet etmektedir. Bunun dışında Türkiye gündemindeki koalisyon tartışmalarında hem meclis içinde hem de halk arasında beliren “ritim” ve “hava” ile Çin’le ilgili yayılan dezenformasyon arasında dini ve milli bütünlük gibi bazı örtüşen noktalar da mevcuttur. Ve elbette yandaş medya suni gündem yaratmak, sahte sorunları tartıştırmak yanında bu tip düzmece haberleri yayarak nabız yoklama görevini de üstlenmektedir. Ne de olsa oltayı boşa sallasa da kaybedeceği çok bir şey yok!       

* Evrensel Şanghay Muhabiri

www.evrensel.net