Sınıf Mücadelesinde Tarafı Olan Bir Yazar: Orhan Kemal

Sınıf Mücadelesinde Tarafı Olan Bir Yazar: Orhan Kemal

Çarkın dönmesi için güçsüz olduğuna kanaat getirdiği her şeyi, herkesi ezmeyi misyon edinmiş sistemin içindeki proleter gücün birincil hedefi, Orhan Kemal'in ilk öykü kitaplarından birinin de adını taşıdığı "Ekmek Kavgası"dır.

 

Ergün GEZİCİ
Çukurova Üniversitesi 
Türk Dili ve Edebiyatı 

"Biz İşçiler Hatıran Önünde Saygıyla Eğiliyoruz."

Bu cümle 1970 yılında hayatını kaybeden Orhan Kemal'in cenazesi Bulgaristan'dan Türkiye'ye getirildiğinde, onu karşılayan ve cenazeyi taşıyan işçiler tarafından minibüse asılan pankartın üzerinde yazılıydı.
Küçük yaşlardan itibaren Suriye'de bulaşıkçılık ve matbaa işçiliği, Adana'da çırçır fabrikalarında işçilik ve katiplik yapan Orhan Kemal, pamuk ırgatlarının, fabrika işçilerinin yani kısacası ezilen, sömürülen yoksul insanların yaşayışlarını, mücadelelerini, olağan çıplaklığıyla resmederken anti-propagandist bir tavırla ele almış; kimi zaman mizahi karakterler yaratarak kimi zaman da ekonomiye dayalı trajik hayatlar ekseninde doğrudan doğruya realist/natüralist çizgide bozuk düzeni eleştire gelmiştir.   
Kendisinin bizzat içinde yoğrulduğu bu aşağılık, gözü dönmüş canavar sistemin, sermayenin saldırgan vahşetinin yarattığı tahribatı, buram buram Çukurova kokan ve İstanbul'un o buruk, o acınası tadını taşıyan roman ve öykülerinde görürüz. Özdemir İnce'nin de dediği gibi "Orhan Kemal bizim Maksim Gorki'miz, İgnozio Silone'miz, Emile Zola'mızdır."

KAPİTALİZMİN LABORATURI ÇUKUROVA

1950'den itibaren Demokrat Parti'nin kapital ekonomiyi devlet mekanizmasının her türlü organıyla ülkeye yerleştirmek için verdiği seferberliğin en büyük iki kurbanı Adana ve İstanbul şehirleri olmuştur. Öyle ki Adana nezdinde Çukurova için Türkiye'de, 'kapitalizmin laboratuarıdır' denmiştir. Doğan Avcıoğlu'nun döneme ilişkin yaptığı tarım politikalarına yönelik incelemesi ise şöyledir: "Makineleşme ile arazinin hızla az sayıdaki büyük çiftçinin elinde toplandığına şüphe yoktur. Tarımda kapitalizmin hızla geliştiği Çukurova'da 1952 yılında, arazinin yüzde 62,6'sı, ailelerin yüzde 6,7'sinin elinde bulunmaktaydı. Buna karşılık çiftçi ailelerinin yüzde 69'u toprakların sadece yüzde 10,5'ine sahipti." 

SATIRLAR ARASINDA; EKMEK KAVGASI

Çarkın dönmesi için güçsüz olduğuna kanaat getirdiği her şeyi, herkesi ezmeyi misyon edinmiş sistemin içindeki proleter gücün birincil hedefi, Orhan Kemal'in ilk öykü kitaplarından birinin de adını taşıdığı "Ekmek Kavgası"dır. Üstat, ekmek parası peşinde koşan ırgatları, ekonomik nedenlerden dolayı okulu bırakmak zorunda kalan çocukları, çarkın keskin dişlerine direnemeyip vitrine meta olarak yerleştirilen kadınları, minimal koşullarda yaşayan mevsimlik tarım işçilerini ve -Uyku isimli Öyküsünde- uykusuzluktan bitkin düşen, ölen fabrika işçisi çocukları gibi sorunsalları her eserinde ortaya koymaya uğraştı. Ayrıca otoriter-kapital devlet yapısı ve burjuva sınıfı ile proletaryanın arasındaki savaşın izlerini sürmeye çalıştı.

BURJUVAZİNİN KOMİTESİ...

"Modern devlet iktidarı, tüm burjuva sınıfın ortak işlerini yöneten bir komiteden başka bir şey değildir." (Marx ve Engels,1998:41) diye belirtilen Komünist Manifesto'da devlet komitesinin bu av-avcı formülasyonu üzerine kurulu sistemi meşrulaştırma girişimi ve örneklerine bugün de rastladığımız, doğadan insana kadar hemen her şeyi parsel parsel satma anlayışına bağlı olarak, neo-liberal ekonominin titanlarına peşkeş çekerek tam destek sağlaması, işçi-köylü-emekçi sorunlarının gün be gün artmasına yol açmasının yanı sıra proleter sınıfın kayıplarını da sürdürmektedir.
Orhan Kemal'in 1950'li yıllarda değindiği birçok işçi-köylü-emekçi sorunları bugün hala geçerliliğini koruyor. Daha hafızalarımızda tazeliğini koruyan Soma ve Ermenek facialarındaki işçi ölümleri ve hakkını savunmak isteyen halkın, devlet güçlerince uğradığı sözsel ve fiziksel şiddetlerini gördüğümüz 2014 yılında; Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre Türkiye, El Salvador ve Cezayir'in ardından işçi ölümlerinde üçüncü sırada yerini alırken, 2014 yılının ilk 9 ayında 1414 işçinin iş kazalarına bağlı olarak yaşamını yitirdiği ortaya kondu. 

HER ŞEYİYLE BİZDEN BİR YÜREK İŞÇİSİ

Orhan Kemal, toplumu da maddesel düzlemiyle analiz eden felsefelerdeki "altyapı üstyapıyı belirler" ilkesinden hareketle gayri-ahlaki hegemonya karşısındaki proleter sınıfın, sınıf bilincine varması ve mücadele azmini yakalaması gerektiğini dolaylı bir şekilde aksettirmeye çalışır. İşçilerin, işsizlerin, sıradan ev kadınlarının, kent yoksullarının, ezik çocukların; "Yan yatmış, diz çökmüş, bağdaş kurmuş, kapaklanmış, yahut tam yuvarlanacakken tutunuvermiş evler, işçi evleri"nden oluşan İstanbul'undan, yarı-feodal sistem altında ezilen fabrika işçileri ve köylülerinin bulunduğu Adana'ya uzanan onlarca hikaye aktarır. Gerçek bir emekçi mücadelenin işçi romancısı olan ve tepeden tırnağa ezilen proleter sınıfın mücadelesine, o sıcak, o her şeyiyle bizden olan kalemiyle katkıda bulunan bu yürek işçisine kulak verme dileğiyle…


İŞÇİ SINIFI NASIL HİSSEDER?

Orhan Kemal'in Bereketli Topraklar Üzerinde romanında Ali'nin iş kazasından kaynaklanan sakatlığı ve kan kaybına rağmen koltukları kirleteceği gerekçesiyle ağanın arabasına alınmayarak ölüme terk edilmesi ve ağanın olay yerine gelen -devleti temsil eden- jandarmadan Ali'yi vurması yönündeki beklentisi; devlet otoritesi ile uygarlık kisvesi altındaki barbarların iş birliğiyle (Soma'da da örneğini gördüğümüz: "Çizmelerimi çıkarayım da yatak kirlemesin" düşüncesi..) işçi-emekçi sınıfın kendini değersiz görmesine yol açan zihniyetin oluşması üzerine kurulu köleleştirme faaliyetinin, top yekün empoze edilmeye çalışıldığının bir göstergesidir. 

Son Düzenlenme Tarihi: 24 Haziran 2015 19:29
www.evrensel.net