Bağımsız adaylar konuşuyor 15

Bağımsız adaylar konuşuyor 15

Fotoğraf: AA

Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Adayı Akın Birdal ile adaylığını, seçim sürecini, çalışma hedeflerini ve Meclis’te yapmayı planladıklarını konuştuk


Uzun yıllar insan hakları savunuculuğu yapan, bu yüzden suikasta uğrayan, Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Adayı Akın Birdal ile adaylığını, seçim sürecini, çalışma hedeflerini ve Meclis’te yapmayı planladıklarını konuştuk.

Bağımsız adaylık süreciniz nasıl gelişti ve Diyarbakır’dan aday olmaya nasıl karar verdiniz?
Yüzde 10 baraj sistemi, gerek anayasal ve gerekse yasal sistem, kişisel ve siyasal haklar ve özgürlükler açısından, özgürlükçü ve eşitlikçi değil. Türkiye’nin üyesi bulunduğu uluslararası bölgesel toplulukların hiçbirinde yüzde onluk baraj yok. Farklı olanların, ötekilerin, kendi kimlikleri, kültürleri ve inançlarıyla temsiline olanak sağlayan düzenlemeler de yok. İlk kez 1995 yılında Türk ve Kürt emekçilerinin bir kısmı siyasi bir blokta birlik sağlamıştı, Emek, Barış ve Özgürlük Bloku. 2002 yılında da Emek, Barış ve Demokrasi Bloku oluşturuldu ve aynı ihtiyaçları duyanların birlikteliği başladı. Aynı özlemler, istekler yolunda buluştuk. Fakat her defasında bu yüzde on barajı aşılamadı. Bu kez bağımsız adaylarla bu engeli aşmaya karar verildi. Bizi aynı hatta buluşturan Türkiye’nin ve halkın gereksinmeleridir. Nedir bunlar, emektir, barıştır, özgürlüktür. Bu bağlamda, solun ortak bağımsız adayları İstanbul’dan, İzmir’den ve başka kentlerden aday gösterildiler. Bu doğrultuda bize böyle bir öneri geldi, Diyarbakır’dan aday gösterilmem yolunda. Ben de kabul ettim. Bunun benim için tabii önemli bir mesajı vardı. Cumhuriyet döneminde, Ankara’dan tayin ediliyordu Kürt illerine milletvekilleri. Şimdi Kürt halkı ve onun siyasi iradesi beni Diyarbakır’dan aday gösterdi. Bu çok önemli. Bu kardeşleşmeye duydukları isteğin ve özlemin bir ifadesidir. Bence bu mesaj umarım başka çevrelerce de alınır.

Diyarbakır’dan aday gösterilmenizin bir mesaj taşıdığını söylediniz. Diyarbakır’a ilişkin gözlemleriniz nasıl? AKP iktidarının kente kazandırdığı bir yenilik var mı?
Benim için Diyarbakır’dan aday gösterilmem büyük bir onur ve heyecan verici. Ben 25 yıldır Diyarbakır’a gidip gelen biriyim. Oradaki hayata tanıklık etmiş biriyim ve tanıklığın üzerinden öncelikli tercihlerimiz olmuştur mücadelemizde, barıştan, kardeşlikten, özgürlüklerden, demokratikleşmekten yana. 5 yıllık AKP döneminde halkın kimlik ve kültürel haklarına yönelik bir şey olmamıştır. Kürt sorununun olduğu Başbakan’ca söylenmiştir ve sonra da geri adım atılmıştır. Halkın kimlik gereksinmesi kadar iş ve ekmek gereksinmesi de var. Derin bir yoksulluk ve açlık var. Çünkü büyük bir göç aldı. Yerel iktidarlar yaptıkları işletmeler ve yatırımlarla gerçekten bu açlığa ve yoksulluğa ilaç olmaya çalışıyorlar ama öylesine derin ki bu nasıl mümkün olacak. O nedenle Diyarbakır’ın bence sınai ve endüstriyel yatırımlara ihtiyacı var. Gerçekten hem orada toplumun iş ve ekmek gereksinmesini karşılamak, hem de giderek orada bir sanayi toplumunu ve belki de işçi sınıfını yaratmak gerekiyor. Bu bakımdan Diyarbakır milletvekilleri Diyarbakır halkının demokratik, politik ve sosyal gereksinmelerine karşılık verirken aynı zamanda onların iş, ekmek gereksinmesine de kafa yormalı ve karşılık bulmalı.

Başbakan ‘ın “Türkiye’deki teröristler bitti de Kuzey Irak’takilerle mi uğraşalım’ şeklindeki sözlerini ve üç ilde güvenli bölge ilan edilerek OHAL’i andıran uygulamaların başlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cumhurbaşkanlığı seçimleri zamanında yapılamadı. Şimdi bir de TBMM seçimleri yapılamazsa Türkiye’nin muazzam bir güven kaybı olacaktır uluslararası kamuoyunda. Eğer ekonomik, sosyal, kültürel açıdan uluslararası kamuoyunun Türkiye’ye yaklaşımları varsa bu Türkiye’yi sevdiklerinden değil. Sermaye uluslararasılaşmıştır ve önemli bir stratejik yeri vardır hem Türkiye’nin kendisinin, hem de bölgesinin. Yarın bu seçimler de olmazsa, bu konjonktürel durum devam ederse kim güven duyar. Hakkari, Şırnak ve Siirt’te geçici güvenlik bölgelerinin ilanı, doğrusu seçim sürecinde kaygı vericidir. Çünkü, en önemlisi bu yasalara karşın bile adil, demokratik ve serbest yapılmasıdır. Yurttaşların seçmenlik yükümlülüklerini güven içinde yerine getirebilmeleridir, iradelerini yansıtabilmeleridir. Örneğin güvenlik bölgelerinin olduğu kırsal alanlarda nasıl yansıtacaklar. Hükümetle Genelkurmay arasındaki farklılıklar biliniyor ama zirveden çıkan sonucun biraz normalleşmesi ve mutabakatları memnuniyet vericidir. Umuyoruz ve diliyoruz ki bu böyle gider ve uluslararası hukuka karşı ve toprak bütünlüğüne karşı adım atılmaz. Bu Türkiye’yi kör kuyuya sürükler ve Türkiye’yi böyle bir belirsizliğe sürüklemeye kimsenin hakkı yoktur. Bence asıl olan Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yollarla çözülmesidir. Bu çözüme ilişkin yaratılmış olan fırsatların bu güne kadar ne yazık ki değerlendirilememiş olmasının sonucunda bu gerilimi aramak gerekir. O nedenle Diyarbakır’ın, bölge milletvekillerinin ve solun ortak bağımsız adaylarının önünde duran ilk görev, sorunların barışçıl, demokratik çözümüdür ve diyalog zemininin yaratılmasıdır. Diyarbakır halkının gereksinme ve özlemleri, Türkiye halkının gereksinme ve özlemleridir. Böyle bir bütünlük içerisinde bakmak gerekir. Seçim sürecinde bu temaları işleyeceğiz ve 23 Temmuz’da bu ortak gereksinmeleri kesiştirmiş bir siyasi iradeyi TBMM’ye taşıyacağız.

Yürüteceğiniz seçim çalışmaları hangi öğeleri kapsayacak?
Elbette Ortadoğu politikalarını kapsayacak, sendikal hak ve özgürlüklerin kullanımını konuşacağız. Düşünce ve ifade özgürlüğü; insanların beklentilerine ulaşılabilmesi, demokratik özgür bir zeminin yaratılabilmesine bağlı. Bu da öncelikle düşünce ve ifade özgürlüğü ile olur. Cumhurbaşkanı’nın Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nun değişikliğini onayladığını üzülerek öğrendim. Sayın Cumhurbaşkanı, 2000 yılında 5 partinin başkanı kendisinde mutabakat sağlamışken, Anayasa Mahkemesi’nin kuruluşunun 36. yıldönümünde yaptığı konuşmada, bu ülkeyi polis devleti görünümünden kurtarmak gerektiğini söylüyordu. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı, o günkü devlet görüntüsüyle bugünkü devlet görüntüsü arasında bir fark mı oldu da bugün onayladı? Bu nedenle 23 Temmuz’da TBMM’ye gittiğimiz zaman, toplumun demokratikleşmesini sağlayacağız, bu yasaların demokratikleştirilmesiyle başlayacağız.

2007 yılı Hrant Dink, Rahip Santoro, Malatya’daki cinayetler gibi çeşitli suikastlarla öne çıktı. Size de daha önce suikast düzenlenmişti. Siz yaşanan bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sorun Türkiye’nin, demokratik, laik bir hukuk devleti olmayışı ile ilişkilidir. Çünkü demokratik ve laik bir hukuk devletinin kurumları ve kuralları bellidir, olmazsa olmazları vardır. Soğuk Savaş sonrası bütün NATO üyesi ülkeler demokrasiye yüz çevirmiştir. En son İspanya ve Yunanistan, kendi tarihleriyle yüzleşmişlerdir, gerçekleri araştırma komisyonları kurulmuştur. Arjantin’de, Afrika ülkelerinde ve Avrupa’da bir altüst oluş yaşanmıştır. Ne yazık ki bizde hukuk dışı yapılar giderilememiştir çünkü varlığı hâlâ kabul edilmemektedir. Ama biz o yapıları Susurluk’ta, Şemdinli’de, 1 Mayıs 1977’de, Maraş’ta, Çorum’da ve birçok yerde suikastlarda gördük. Eğer tarihimizle yüzleşebilmiş olsaydık, bunların failleri açığa çıkarılabilseydi ve onun üzerine bir hukuk devletinin inşası kurulabilmiş olsaydı, sivil iradenin üstünlüğü egemen kılınabilmiş olsaydı, kimse kalkıp böyle bir rejimin vesayetini kendi üzerinde göremezdi. Çünkü bugün ne yazık ki Kürt sorununun çözümsüzlüğü ve bazı kurumların sistem ve rejim üzerindeki vesayetinin giderilemeyişi rejimi kilitlemektedir. Bu da tabii şiddet, çatışma ve linç politikalarını üretmektedir. Başkaları da bunun üzerinde kendi ekonomik ve siyasal iktidarlarını sürdürmektedirler.

Diyarbakır’daki Akyıl işçileri çeşitli eylemlerle sendikalaşmak için direniyorlar. Diyarbakır’ın işçi ve emekçilerine yönelik ne gibi çalışmalarınız olacak?
Biraz önce sendikal hak ve özgürlüklerinin kullanımını, Akyıl işçilerinin direnişini ve oradaki yerel işkollarındaki emekçilerin haklarının gaspı üzerine söyledim. Diyarbakır bağımsız milletvekili adayları olarak emekçilerle tam bir dayanışmaya gireceğiz. Haklarının kazanımı yolunda onların sesi olacağız.

Seçmene son olarak söylemek istedikleriniz neler?
1965’teki TİP’in o sosyalist ruhunu yeniden TBMM’ye taşıyacağız, yeni bir umut yaratacağız. Türkiye’de yeniden güven duymak isteyen, yeniden umutlanmak isteyen, gereksinmelerinin insanca karşılanabileceğine dair bir gelecek hayal edenler yüzlerini bağımsız adaylara çevirsinler. Bu yeni umut Türkiye’nin makus talihini değiştirecektir. Kendi kimliği ile TBMM’de olan arkadaşlarımıza kapatılan kapıların 15 yıl sonra yeniden açılmasını sağlayacağız, yeniden kardeşleşmenin bir zeminini oluşturacağız. Kin, şiddet ve düşmanlık kültürü yerine barış, paylaşımcı, dayanışmacı bir kardeşlik kültürünü Türkiye’de yeniden gündeme getireceğiz. Diyarbakır’dan Türk aday olmamız da Kürt halkının vefasının, kadir bilirliğinin göstergesidir. Kendilerinin gerçek dostu olanlara karşı, kardeşlik duygularının güçlü olduğunu gösteriyor. İzmir’de, İstanbul’da, Antalya’da Kürt siyasetçilerinin seçilip Ankara’ya gönderilmesi ve Diyarbakır’dan, Hakkari’den, Van’dan da Türk sosyalistlerinin, demokratlarının seçilmesini sağladığımız zaman Türkiye’yi birlikte özgürleştirmiş olacağız.

İnsan hakları kriterlerine bağlı bir sistemin yaratılmasına çalışacağız
Uzun yıllardır insan hakları savunuculuğu yapıyorsunuz, birikiminiz var. Bu tıkanıklığı gidermek için Meclis’e girdiğinizde ne gibi çözüm projeleriniz olacak?
Kuşkusuz insan hakları ve özgürlüklerine bir bütünsellik içinde bakarız. Bütün hak ve özgürlüklerin kullanımı birbiriyle diyalektik bir ilişki içindedir. Birinin kullanılması diğerlerinin kullanılmasına engel değildir. Bunun da güvencesi gerçek bir demokrasidir ve hukukun gücüdür. Bir de tabii demokratik bir kamuoyu yaratmanın aracı olan özgür medyadır. Toplumun bilgi edinme ve haber alma hakkının kanallarının açılması, özgür bir toplum yaratılmasına ve vicdanı olan, belleğini yitirmemiş bir toplumun yaratılmasına temel olabilir. Gerek kişisel ve siyasal haklar ve özgürlükler açısından, gerek ekonomik, sosyal ve kültürel haklar açısından ve gerekse de dayanışma hakları diye adlandırdığımız kolektif hakların küresel saldırılar karşısında korunması yolunda uluslararası hukuk normlarına ve insan hakları kriterlerine bağlı bir sistemin yaratılmasına çalışacağız. Bu da anayasal ve yasal sistemin evrenselleşmesiyle mümkündür.
YARIN: Tunceli Bağımsız Milletvekili Adayı Şerafettin Halis
Uğraş Vatandaş

İLGİLİ HABERLER

21 Kasım 2018 17:30
Kadriye Moroğlu Anadolu Lisesi’nden bir öğrenci, okullarında yaşanan taciz olaylarının ardından öğrencilerin nasıl örgütlendiklerini anlatıyor.
21 Kasım 2018 17:30
Hacettepe Üniversitesi Kadın Çalışmaları Topluluğu, düzenleyecekleri 25 Kasım Dünya Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü etkinliğini anlattı.
21 Kasım 2018 17:30
"Kampüs içerisindeki ücretsiz belediye otobüslerinin ücretlendirilmesi ve ardından getirilen ücretsiz otobüslerin yetersizliği zor durumda bırakıyor"
21 Kasım 2018 17:30
"Sınıflara dağılıyoruz ve test kitaplarımızı çıkarıp çözüyoruz. Ama beş saat aralıksız da ders çalışılmaz ki canım!"

Toplam Query: 36