29.12.2008 06:00

Uğur Polat: Tiyatro bir estetik eylemdir

Yaklaşık 30 yıldır sahnede Uğur Polat. Uzun yıllar Devlet Tiyatroları’nda çalıştıktan sonra şimdi Tiyatro Dot’ta yer alan Polat’la tiyatroyu, oyunculuğu, tiyatro eğitimini ve seyirciyi konuştuk.


Yaklaşık 30 yıldır sahnede Uğur Polat. Uzun yıllar Devlet Tiyatroları’nda çalıştıktan sonra şimdi Tiyatro Dot’ta yer alan Polat’la tiyatroyu, oyunculuğu, tiyatro eğitimini ve seyirciyi konuştuk.

Kısaca kendinizden söz eder misiniz?
Tiyatroya 1978 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu’nda kursiyer olarak başladım. 1979 yılında aynı tiyatroda Vasıf Öngören’in “Oyun Nasıl Oynanmalı?” adlı oyunu ile profesyonel tiyatro yaşamına atıldım. Daha sonra ailemin İstanbul’a taşınmasıyla birlikte ben de İstanbul’a yerleştim. 1981 yılında Konservatuvara girdim ve oyunculuk okuyarak 1985 yılında mezun oldum. Ardından Adana Devlet Tiyatrosu’na oyuncu olarak atandım. Mezun olduğum yıldan bugüne yaklaşık 30 oyunda görev aldım. 1990 yılında İsmet Küntay Tiyatro Ödül jürisi’nin Yılın En İyi Oyuncusu ödülü ile onurlandırıldım. Tiyatro oyunculuğunun yanı sıra 25 sinema filminde görev aldım ve Tomris Giritlioğlu’nun yönetmenliğini yaptığı “Salkım Hanım’ın Taneleri” adlı filmdeki oyunculuğum ile Antalya Film Festivali’nin En İyi Erkek Oyuncu ödülü’ne layık görüldüm. Şimdilerde Tiyatro Dot’ta iki kişilik kısa oyunlarda görev alıyor ve oyunculuğa devam ediyorum.

Siz uzun yıllar Devlet Tiyatroları’nda görev aldınız, son yıllarda özel tiyatrolarda da sahneye çıkmaya başladınız, bu yönelişinizin nedeni nedir?
Oyunculuk sanatı sahnede gelişir ve kendini yenileyerek dönüşür. Bir oyuncu olarak bu ilke doğrultusunda hareket etmeyi kendime şiar edindim. En son İstanbul Devlet Tiyatroları’nda Edip Cansever’in şiirlerinden sahneye uyarlanan “Ben Ruhi Bey Nasılım?” adlı oyunda görev alıyordum. Biliyorsunuz bu oyun yaklaşık 7 yıl sahnede kaldı. Ben de keyifle oynadım ve her sezon başka bir tat ve keyifle kendimi sahnede konumlandırdım. Bu yıl Dot’ta görev almam önerildiğinde büyük bir memnuniyetle kabul ettim. Çünkü bir oyuncu olarak sahnede olmak önemli ama istediğim bir tiyatroda, istediğim bir metinle seyirci karşısına çıkmak daha verimli. Dot’un tiyatro tarzını değişik ve ilginç buluyorum.

Bu bir arayış mı sizin için?
Öyle de denilebilir. Çünkü oyuncu olarak her türlü sahne performansının oyunculuğu geliştireceği bilinciyle hareket ettim. Deneysel olanla sürekli iletişim ve etkileşim içinde olmak ve farklı bir teknikte buluşmak, oyunculuğu farklı açılardan besleyen ve yenileyen bir süreçtir. Diğer yandan tabii oyunculuk sadece teknik bir donanım değil, bilindiği gibi aynı zamanda hayata, insana ve dünyaya dair bir söz söyleme etkinliğidir. Burada bulunmak oyuncu olarak daha özgür söz söylemenin de olanağını yaratıyor. Dediğiniz gibi bir arayışın da sonucu olabilir. Ama şunu da söylemeliyim, Dot’un dışında görev alır mıydım bundan emin değilim. Çünkü buranın duruşu ve estetik konumlanışı beni ayrıca etkiliyor ve hoşnut kılıyor.

Oyunculuğunuzun dışında uzun yıllar konservatuvarda hocalık da yaptınız. Daha sonra bıraktınız. Neydi sizi okuldan uzaklaştıran?
Akademide verimli olmak öncelikle kendini o sürece adamakla ilişkili bir durum. Ben bir akademisyen değilim, sadece konservatuvarın önerisi ile oyunculuğa dair bilebildiklerimi paylaşmak niyeti ve isteği ile eğitmenliği kabul ettim. Ancak uzun vadede verimli olunamadığını gördüm ve üç yıl sonra bıraktım. Ben dışarıdan eğitim veriyordum. İstanbul’da yaşıyor ve haftanın belli günleri derslere katılıyor, daha sonra okuldan ayrılıyorum. Bu durumda öğrencilerin performansı ve öğrenme süreçlerini yakın takipte tutamıyor ve onlardan uzak kalıyorsun. Oysa bir hoca, akademisyen olsun olmasın her daim öğrenci ile içi içe olabilmeli ve sadece oyunculuğu değil hayata ve sanata dair bildiklerini de onlarla paylaşmalı. Oyunculuk eğitimi bunu zorunlu kılar, çünkü eğitim bir bütün olarak vardır. Ben bu olanaktan bütün olarak yoksun kaldığım için verimliliğimi gözden geçirdim ve uzaklaştım.

Türkiye’de oyunculuk eğitimini nasıl buluyorsunuz?
Türkiye’de oyunculuk eğitimi veren okulların yapısal ve kurumsal durumlarına bakıldığında, bu sorunun yanıtı aslında kendiliğinden ortaya çıkar. Türkiye’de bir konservatuvarlarda eğitim veriliyor, bir de üniversitelerin tiyatro bölümlerinde. Öncelikle bu ayrım ortadan kaldırılmalı. Yeni bir müfredatla teknikler yenilenmeli diye düşünüyorum. Her şeye rağmen bu topraklarda kendini her bakımdan yetiştirmiş ve yetkinleştirmiş oyuncularımızın sayısı az değil. Fakat bu, oyuncu adayının kendini okul sonrası yeniden eğitim sürecine dahil etmesi ve kendini yeni tekniklerle sürekli yenilemesiyle ilişkili bir durum. Okul hiçbir zaman öğrenciye her şeyi bir bütün olarak sunmaz, sunamaz. Oyuncu adayı kendi arayış ve yönelişleriyle bu süreci kendi içinde pekiştirir. Diğer yandan, mezun olan öğrenciler, hayatın diğer alanlarını ihmal etmiş olarak ortama dahil olmaya çalışıyor ve sosyal yönden ciddi bir boşluk yaşıyorlar; bu alandaki ihmalkarlık da yeniden gözden geçirilmeli diye düşünüyorum.

Devlet Tiyatroları ve özel tiyatrolarda sahneye çıkan bir oyuncu olarak seyirci durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yaklaşık 30 yıl aralıksız olarak sahnelerde olan bir oyuncu olarak Türkiye’de seyircinin durumunu hep gözlemlemiş ve değerlendirmeye almışımdır. Öncelikle şunu söyleyeyim; Türkiye’de tiyatronun seyirci sorunu yoktur, ancak nitelikli tiyatro üretme sorunu vardır. Nitelikli tiyatroya seyirci hep gelmiş ve bu oyunları yalnız bırakmamıştır. Diğer yandan, son teknolojik gelişmeler seyircinin tiyatroya ilgisini etkilemiştir. Ama her şeye rağmen artık tiyatrolarımızın sabitlenmiş bir seyircisinin olduğu da bir gerçek. Ayrıca seyirci sayısını etkileyen diğer bir faktör, hiç kuşkusuz ekonomik unsurdur. Özellikle büyükşehirlerdeki hayatın genel iktisadi sıkıntısı sanat etkinliklerinin halk tarafından takip edilmesini de zorlaştırıyor. Ancak bütün bu gerçeklerin dışında farklı bir yaklaşım daha getirilebilir. Toplumsal yapıdaki negatif değişim estetik olanla halkın kurduğu ilişkiyi de etkiliyor. Sanatsal etkinliklerin halk tarafından takip edilmesinin önündeki en büyük engel olarak ben bu negatif değişimi görüyor ve bundan da doğrusunu isterseniz gocunuyorum. Türkiye’de halkın etkinliklere katılımı hiçbir dönemde bu kadar geriye düşürülmedi maalesef.

Seyircinin beğeni düzeyini nasıl yorumluyorsunuz?
Bu durum genel toplumsal yapıyla doğrudan ilintili bir kültürel süreç olarak işliyor.
Beğeni düzeyinde son yıllarda genel bir seviyesizliğin olduğu kabul edilmesi gereken bir gerçek. Ancak bu toplumsal, siyasal, kültürel ve iktisadi durumlardan bağımsız olarak değerlendirilecek bir gerçeklik değil. Özellikle popüler kültürün ucuz bir işleyişle halkın kullanımına sunulması ve buna sanat ve tiyatro cephesinden doğrudan ve dolaylı olarak katkı konması sorunu karmaşıklaştırıyor. Oysa tiyatro sanatı ciddi bir estetik eylemdir. Komedi bile ciddi ve özenle ortaya konulmalı ve sanatçılar bu seviyesizliğe herhangi bir nedenle (gişe, seyirci, şöhret) ortak olmamalıdır.
Metin Boran

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!