18 Aralık 2009 00:00

Ankara’da Türk-İş yok!

TOLEYİS, geçtiğimiz hafta yaptığı Başkanlar Kurulu’nun ardından zehir zemberek bir sonuç bildirgesi açıkladı. Sonuç bildirgesinde...

Paylaş

TOLEYİS, geçtiğimiz hafta yaptığı Başkanlar Kurulu’nun ardından zehir zemberek bir sonuç bildirgesi açıkladı. Sonuç bildirgesinde, Türk-İş’in son iki yıldır işçi ve emekçilere yönelik saldırılara seyirci kalması eleştirildi, yaşanan sıkıntılara tepkisinin ise göstermelik olduğuna ve yazılı açıklamaları aşamadığına dikkat çekildi. TOLEYİS’in Türk-İş üyeliğinin bile gündeme geldiği ifade edilen sonuç bildirgesinde, Türk-İş’in işleyişinden ve işlevsizleşmesinden duyulan rahatsızlık dile getirildi. Sonuç bildirgesinde ayrıca, bu rahatsızlığı hisseden tüm sendikalara da çağrı yapıldı.
Yaşanan sıkıntılar ve sonuç bildirgesine ilişkin sorularımızı yanıtlayan TOLEYİS Genel Başkanı Cemail Bakındı, Türk-İş’in siyasi iktidarlar açısından kapıkulu durumuna düştüğünü söyledi. Her gün dibe gidildiğini söyleyen Bakındı, “Ankara’da eskiden Türk-İŞ vardı, şimdi yok. Daha fazla beklemeye benim vicdanım izin vermiyor” diye konuştu.

Türk-İş ne yapıyor? Sizi neler rahatsız ediyor?
Orman-İş hadisesini herkes biliyor. Kocaman bir sendikanın nasıl yok olduğunu hep birlikte gördük. Ondan sonra ÇAYKUR’da bir saldırı başladı. Peki Türk-İş’in müdahalesi ne zaman oldu? Genel başkanı ve mali sekreteri oraya götürene kadar ben uğraştım. Orada hadise başladığı gün el koyması gerekiyor. Konfederasyon olmanın önemi bu zaten. Orayı güçlendirmek onların görevi. Peki onlar ne yaptı, bir salon toplantısına katıldılar.
İtirazlar var, bir süreç işliyor, Türk-İş’in katkısı sadece göstermelik katkı. Biz bunu kabullenemeyiz. Biz bu hakları büyük mücadelelerle aldık. Kıdem tazminatını biz rahmetli Halil Tunç’a 30 güne çıkarttırmak için İzmir’de 12 saat hayatı durdurduk. Bunlar kolay kazanılmadı. Her gün aşınarak bir şey gidiyor.
Mesela yeni sendikalar kanununda bakanlığın verdiği taslak ile Türk-İş’in verdiği taslak arasında bir maddede öyle bir fark var ki, inanılmaz. Bakanlık taslağında, şubelerin kapanmasının genel kurul kararıyla olacağı söyleniyor. Ama Türk-İş taslağında, şube kapatma hakkını yönetim kuruluna veriyor. Böyle bir şey olur mu? Biz 12 Eylül yasalarına karşıyız, bu ondan da beter. Yönetim kuruluna bu hakkı verirsen saltanat olur.
Bu yasayla birlikte önümüzdeki yılda sendikaların gerçek sayıları ortaya çıkacak. Mesela Tes-İş’in 55 bin üyesi var ve parayı basıyor, genel kurula 120 bin üyeyle gidiyor. Ben de girerim 50 bin üye ile delege sayımı artırırım. Ama bu doğru değil ki. Paramız olmadığından değil, bunun doğru olmadığını düşündüğümüz için. Tes-İş 30 delege ile geliyor kongreyi alıyor. Parayı veren düdüğü çalar. İnşallah 2010 yılında bunlara bir çözüm bulunur, yoksa hukuki olarak da girişimlerde bulunacağız.
Her gün dibe gidiyoruz, hâlâ dibi bulamadık. Daha fazla beklemeye benim vicdanım izin vermiyor. Bu işten ekmek yedik, çoluğumuzu çocuğumuzu daha iyi koşullarda okuttuk. Bunu kabul etmek gerekiyor. Ağalık yapmadık ama daha iyi imkanlarla büyüttük. Bunlara karşı borcumuzu ödemek zorundayız. Kul hakkı yemeden buradan gitmek istiyorum.

Sonuç bildirgesinde ‘Türk-İş sendikacılığın temel fonksiyonlarını yitirdi’ demişsiniz. Neyi kastediyorsunuz?
Türk-İş’in tüzüğünü okuyun. Türk-İş’te bu 1976’larda tartışıldı. Türk-İş kendi partisini kurmalı ya da bir partiyi desteklemelidir diye. O zaman sendikacıların siyaset hakkı da vardı, milletvekili olabiliyorlardı. Sonra 12 Eylül geldi ve artık ya siyasette ya sendikacı olma seçeneği kaldı. O dönem bu tartışma olmasına rağmen Türk-İş’in kuruluş ana tüzüğünde partiler üstü politika yolu izlenmektedir. Siyasi hareketlere karşı işçi sınıfının çıkarları korunmaktadır. Bu uzun süre tartışıldı. Bugün bakıyorsunuz siyasi partilere karşı özerklik bitmiş. Kafa kol ilişkileri ile iş bitirme dönemi gelmiş. Yarın bu iktidar giderse benim için bir şey değişmez, ama bunlar için değişir. İktidarla ne kadar kafa kol ilişkisine girerseniz o kadar kaybedersiniz. Sendikacı yürekli olmalıdır. Hükümetlerin işveren olduğunu hiçbir zaman unutmamak gerekir. Siyasi iktidarlar açısından Türk-İş tamamen zafiyete düşmüş, kapıkulu olmuştur. Sıkıntı burada.
Bugün bu ilişkiler, şekerin özelleştirilmesini bugüne kadar sadece saklayabilmiştir. Şekerin özelleştirilmesinin bu kadar geç olmasının nedeni krizdir. Krizin olmasıyla birlikte fabrikaların değeri düştü, şimdi biraz düzelince özelleştiriliyor. Türk-İş’te basın toplantısıyla bu işler düzenlenmez. Bugün çok şey yapılmıyor, hükümetten ricacı bir rol izleniyor. Kavga yapsın yapmasın, o kendi bileceği bir iş. Ama seçilirken burayı daha iyi yönetmeye seçilmiştir, işçi sınıfının önünü açmak için seçilmiştir ama bizim gördüğümüz bir şey yok. Türk-İş sadece üyelerinden sorumlu değildir. Toplumun bütününden sorumludur. Memurlar yürürken Türk-İş başkanı nerede? Neden genel sekreter gidiyor? Memurlar da bizden, onlara neden destek verilmiyor?

Türk-İş göstermelik çıkış yapıyor diyorsunuz, bunu biraz açabilir misiniz?
Şunu kimse inkar etmesin artık; Türk-İş’in saldırılara karşı tepkisi kağıda düştü. İşçilere yönelik saldırılar oluyor, memlekette o kadar şey oluyor; bir lafı, bir sözü olması gereken Türk-İş, yazalı açıklama yapıyor. Olaylar karşısında sadece basın açıklaması yapıyor.

Bazı sendikalara karşı ayrılıkçı bir tutum var mı?
Zaten şu anda sendikalar arasında ciddi ayrılıklar var. Bunların birleştirilmesi için çaba sarf ediyorum. Örneğin 2008 1 Mayıs’ını elimize yüzümüze bulaştırdık. Utanç verici bir tablo. Karar alınıyor, genel sekreter buraya gönderiliyor, sonra izin verilmeyince çıkıp “Bizim hatamız, B planımız yoktu” diyorlar. Her şeyini hazırlayacaksın oraya seçiliyorsan. 15-16 sendika buradaydık, gaz yedik, çatıştık, Türk-İş kaldı Ankara’da. Ben olanı söylüyorum. Türk-İş’in içinde maalesef bütünlüklü pozitif düşünen bir birliktelik yok.
Başkanlar Kurulu’na da bu ayrılıklar yansıyor. Kamudaki sendikacılar, aman sorunlar kafa kol ilişkisi ile çözülsün, birileri çözsün diye bekliyor. Böyle beklenirse işte böyle biter.

Diğer bağlı sendikaların da tavır almasını istemişsiniz...
Türk-İş’in içindeki sendikaları ben uyarıyorum, bu düşüncelere hangileri katılır bilmiyorum. Ama ben üzerime düşeni yapıyorum. Bu yönetim ile iki yıl sonra bir yerlerde olacağımızı düşünmüyorum. Birileri hiç değilse dur diyebilir, çare olabilir, yön verebilir. (İstanbul/EVRENSEL)

OLAĞANÜSTÜ GENEL KURUL OLABİLİRSE OLMASI LAZIM

Türk-İş’te bir olağanüstü genel kurul olacak görüntüsü var mı?
O artık bu bildiriden sonra çıkacak sonuçlara göre şekillenecek. Olabilirse olması lazım. Türk-İş’e bağlı sendikalar sahip çıkarlarsa, bu söylenenler doğru derlerse olağanüstü kongre olur. Mesele çözümlenebilirse çözümlenir. Ben şu anda Türk-İş üyeliğinden rahatsızım. Aidat ödemeyi de kestim. Bunu açık şekilde onlara da söyledim. Bugüne kadar kimse benden böyle bir bildiri görmemiştir, çünkü ben konfederasyon içinde hep birleştirici olmuşumdur. Çünkü bölünmeden çok şey çektik. Artık bölünme istemiyoruz. Ama Türk-İş böyle devam edecekse yeni bir oluşumun da taraftarı olurum. Baş hastaysa gövde de hasta olur. Hiç olmazsa nur topu gibi bir çocuk doğar, onu sağlıklı büyütürüz. Bunu da düşünüyorum. TOLEYİS, Türk-İş’in bu tavrından rahatsızdır. Onlar Ankara’da bu işi nasıl biraz daha götürürüz diyorlar. Şube kapatarak, bütçeleri küçülterek yaşamı sürdürmeyi kabul edemeyiz. Her gün işçi sayısı artıyor, işletmeler artıyor ama sen nereye gidiyorsun?
Düşünün, kayıt dışının önlenmesi için şu çalışma bakanı Türk-İş’ten daha çok çaba sarf ediyor. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Sendikalaşmanın önündeki en büyük engel bu, ama bu konuda Türk-İş bir şey söyleyemiyor.

TÜRK-İŞ ANONİM ŞİRKET OLDU

Yönetme şeklinde sıkıntı mı var diyorsunuz?
Türk-İş anonim şirket gibi. Büyük ortaklar küçük ortaklar gibi. Ona göre yönetilir hale geldi. Türk-İş daha katılımcı, işi bilen, kurumsallaşmış; ekonomiyi, hukuku, demokrasiyi, dünyayı bilen, söylediği zaman (onlar ne diyor) diyecek şekilde dinlenmelidir.
Onca şey oluyor, nerede görebiliyorsunuz Türk-İş’i ya? Kumlu önceki gün yazılı açıklama yapmış, parti kapatmalarıyla ilgili. Böyle bir şey olur mu ya? Çık kardeşim bir televizyon kanalına, düşüncelerini söyle.
Halil Tunç’un Turgut Özal başbakanken “Sen benim memurumdun, şimdi Başbakan mı oldun?” dediği günlerden “Aman bakanım şunu yapalım” demeye düşmüşüz. Onun için ben konuşuyorum. Ankara’da eskiden Türk-İş vardı, şimdi yok.

HASTA, YATAKTAN KALKMALIDIR

Geçtiğimiz hafta sonu yapılan Hava-İş kongresinde Mustafa Kumlu yoktu. Neden katılmıyor kongrelere? DİSK başkanı da katıldı...
Evet, başka konfederasyonun başkanı gelip alkış alıyor. Ama Mustafa Kumlu yok. Hava-İş sana oy vermemiş olsa bile senin ücretini onlar ödüyor, geleceksin. Sahip çıkacaksın. Bizim bir yöneticimiz şunu diyor: “Ben onu sevmem o beni sevmez.” Sınıf sendikacılığında böyle bir şey olur mu ya?
DİSK’in, Hak-İş’in, memurun sorunu olsa da koşmak zorundasın. Çiçeği gönderdim tamam. İyi ki çiçeği taşlamadılar. Böyle şeyler eskiden yapılırdı. Niye gelmiyorsun? Süleyman Çelebi (DİSK Genel Başkanı) gelmiş konuşuyor, sen de geleceksin. Sendikacının mesaisi olmaz, hastası olmaz. Sen gelmezsen, o işçi sana ne olsa söyler. O bildiride çok az şey söyledim. Hasta, yataktan kalkmalıdır artık, yoksa şansınız yok.
Gökhan Durmuş
ÖNCEKİ HABER

Taşeron uygulamasından vazgeçilsin

SONRAKİ HABER

Egemen Bağış, Prag Büyükelçiliğine atanıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa