Karadeniz’i Ege’ye bağlayan ortak dil

Karadeniz’i Ege’ye bağlayan ortak dil

Yeliz Karakütük, genç bir belgeselci.


Yeliz Karakütük, genç bir belgeselci. Bir gün bir gazete haberinden yola çıkarak Karadeniz’de konuşulan Rumca üzerine bir belgesel yapmaya karar veriyor. Dilin adının Romeyika olduğunu ve hâlâ Karadeniz’de ve mübadiller tarafından Yunanistan’da konuşulduğunu öğreniyor. Romeyika’nın Türküsü belgeseli, Trabzon’da başlayıp, Atina’da ve İstanbul’da devam eden bu yolculuğun belgesi. Bölgedeki insanların “konuşmazlar” denmesine rağmen dillerini belgeselde savunmaları, geçmişteki ve bugünkü siyasi kaygılar… İstanbul Film Festivali’nde yarın 19.00’da yönetmenin de katılımıyla izleyiciyle buluşacak olan belgeselin ve Karadeniz’de yok olmaya yüz tutan bir dilin öyküsünü konuştuk.

Nedir Romeyika?
Romeyika, bugün bizim Karadeniz Rumcası olarak bildiğimiz dilin eski adıdır. Eskiler Romeyika derler, şimdilerde daha çok Yunanistan’da Ponteaka da deniyor. Pontus bu dilde Karadeniz demek, sanırım Poteaka’da buradan türetilmiş bir kullanım ama Türkiye’de Pontus’un çağrışımlarından dolayı kullanılmayan bir terim… Karadeniz Rumcası ya da Romeyika şeklinde bir kullanım Pontusça’ya nazaran daha çok tercih ediliyor.. Ben de, Romeyika’yı, en eskilerin kullandığı terimi kullanmak istedim. Romeyika deyince hem Yunanistan’daki Karadeniz kökenli Yunanlılar, hem Trabzon’da bu dili konuşanlar hangi dilden bahsettiğimizi anlıyorlar… Yani Romeyika her iki taraf için de ortak kullanım.

Bir Türk dili bölümü mezunu olarak, Rumca üzerine bir film yapma fikri nereden çıktı?
Ben Türk Dili mezunuyum ama yüksek lisansım sinema üzerine. Ayrıca 9 yıldır Ankara ve İstanbul’da sinema ve televizyon sektöründe özellikle de belgesel alanında çalıştım. Dolayısıyla bir belgeselci olarak alıcılarınız sürekli açık olmak zorunda. Ama bu işle bağlantım sizin de dediğiniz gibi dilci olmam dolayısıyla dikkatimi çekti. Kardeşim Oğuz Karakütük bir gün gazeteden kestiği Vahit Tursun’a ait bir yazıyla geldi bana. Yazının başlığı şöyleydi: “Anadolu’nun Romeyikası ölmek üzere.” Ardından sordu; “Sen dilcisin bilirsin böyle bir dil duydun mu hiç?” diye.
Hiç böyle bir dilin varlığından haberdar olmamam canımı sıktığı gibi, ölmek üzere olması da ayrıca canımı yaktı. O günden itibaren bu dili araştırmaya koyulduk. Yani 2007’den bu yana. Türkiye’de bu konuda uzman bir tek kitap ve araştırmacı bulamadım. Sadece Ömer Asan’ın Pontus Kültürü simli bir kitabı vardı. Onun da piyasadan toplatılmış olduğunu öğrendim o yıllarda. Yabancı kaynakları taramaya başladım dolayısıyla. Ama işin içine girdikçe gördüm ki bu dil sadece dilsel varlığı değil, tarihsel ve politik varlığı ile de ölüme terk edilmiş. Kürsülerde bile bu dille ilgili bir çalışma yok, varsa da ben bulamadım. Çünkü hep yok sayılmış. Hiç sayılmış. Basit görülmüş, yazılı olmadığı için incelenme gereği hissedilmemiş. Kökeni Helence’ye dayanıyor diyenlerin kitapları toplatılmış, kişilerle dalga geçilmiş.
Çekim yapmaya karar verdiğimde ise yazısını okuyup harekete geçtiğim kişiyi bulma ihtiyacı hissettim. Vahit Tursun’u Türkiye sınırlarında ararken karşıma Yunanistan’da çıktı. Onun hakkında da suç duyurusunda bulunulmuş ve bölücülükle suçlanmış. O da çareyi yurtdışına gitmekle bulmuş… Diline en yakın memleket Yunanistan olduğu için de oraya gitmiş. Yazılarına ve araştırmalarına oradan devam etmiş. Bu hikaye beni bu dilden uzaklaştırıp, bir belgeselci olarak bölücü damgası yerim korkusuyla vazgeçmem yerine daha da sarılmama sebep oldu diyebilirim. Çünkü ortada tamamen zararsız, masum ana diline olan saygıyla yapılmış işler yüzünden vatanında bölücü damgası yiyenlerin mücadelesi var, bir yanda herkesten habersiz can çekişen Anadolu’nun bir hazinesi Romeyika var…

Karadeniz köylerinde Romeyika’nın konuşulma oranı nedir? Dil şu anda, yeni nesilde ne durumda?
Karadeniz bölgesinde Rumca yani Romeyika, sadece Trabzon ve çevre ilçelerine özgü bir dil… Trabzon’da da yoğunluklu olarak Of-Çaykara ve Tonya ilçelerinde şu an yoğunlukta. Ama oralarda da günümüzde bitmek üzere… Çünkü genç kuşağın gerek okul gerekse iş sebebiyle yoğun bir göçü söz konusu. Şehirde Türkçe, köyde Rumca… Dolayısıyla onların konuştuğu Rumca içinde çok fazla Türkçe kelimeler var. Bilmedikleri kelimeyi Türkçeden tamamlıyorlar. Genç neslin dileği, bu dilin de önemsenmesi ve en azından çocuklarına bırakabilecekleri bu dilde çalışmalar bırakabilmek. Bu dil Anadolu’nun gerçek sahiplerindendir. Türkiye’de diğer dillere gösterilmesi istenen önemin bu dile de verilmesini diliyorum.

Kaybolmakta olan bir dilin son temsilcileriyle konuşup kayıt altına almak istediğinizi söylemişsiniz. Bir dil kaybolunca ne olur?
Belki biz görmeyiz etkilerini ama bizden sonraki nesil bunun etkilerini kültüründe dilinde açıkça görecektir. Yavaş yavaş yitirdiğimiz o taşlarla Anadolu’ya ait zenginlikleri de kaybetmeye başlayacağız. Tek düze, etkisiz tepkisiz topluluklar haline geleceğiz.

Rumca, o dili konuşan insanlar için de olumsuz bir çağrışım yapıyor mu?
Bu dili konuşanlar için her hangi bir olumsuz çağrışımı yok ama ayrımın yapılmasını istedikleri tek nokta din. Çünkü onların derdi Rumca konuşuyorum deyince Hıristiyan olarak görülmeleri. Onlar, bir tek “Evet Rumca konuşuyoruz ama biz Müslümansız” diyorlar. Bunun bölgedeki çoğunlukla alakası olabileceği gibi, mübadelenin tamamen dine dayalı ayrımla yapılmasıyla da alakalı olabilir ama bana göre en büyük sıkıntı hâlâ bu…

Trabzon-Atina-İstanbul hattında, nasıl kültürel farklar, nasıl benzerlikler var?
Bir kere Romeyika konuşan bir Karadenizli, Yunanistan’da Karadeniz muhaciri insanlarla çok rahat anlaşabilir çünkü onlar da Romeyika’yı konuşmaya devam ediyorlar. Şu an konuşulan Yunanca ile Romeyika birbirinden çok farklı ama Romeyika’yı unutturmamak için kendi aralarında önemli bir çabaları var. Ve bu ortak dil Trabzon’da da Yunanistan’da da müzik dili olarak ortak. Ortak olan bir şey daha var ki o da kemençe.

Önyargılar ne kadar güçlü? Aşılmaları ne kadar kolay, ne kadar zor?
Önyargılar başta da anlattığım gibi çok fazla.. Kendi içlerinde bile yani Karadenizliler bile ön yargılı bakıyor Romeyika deyince. Çünkü Rumca demek, Yunan demek, Yunan demek Hıristiyan demek… Ama şu anda daha bilinçli bir gençlik var Karadeniz’de ve Türkiye’nin okuma potansiyeli en yüksek bölgesi bence yavaş yavaş bu tepkiler aşılmış durumda. ‘90’lardaki gibi bir durum yok. Vahit Tursun’a, Ömer Asan’a yapılan acımasız eleştiriler bugün yok. En azından bu belgeseli tamamladık ve daha kimse beni bölücü ilan etmedi.

Son dönemdeki gelişmelerin, tartışmaların önyargıların aşılmasını kolaylaştırdığına tanık oldunuz mu?
Son dönemdeki gelişmeler Kültür Bakanlığı’ndan destek almamızı sağlamıştır sadece. Ama halk boyutundaki gelişmeler daha çok bölge insanının geçirdiği değişim ve gelişimle alakalı. Bir de artık bu dilin yok olması konuşan kesimin azalması ve artık bir tehlike unsuru olmaması ile de alakalı olabilir… Kültür Bakanlığı’na teşekkür etmek gerekiyor. Böyle bir konuya destek oldular ve tamamlamamızda kurumsal olarak yardımlarını esirgemediler.
(İstanbul/EVRENSEL)

TRABZON’DA BAŞLADI, ATİNA VE İSTANBUL’DA SÜRDÜ
Bu yolculuk sizi Trabzon’dan nerelere götürdü?
Açıkçası başlarken sadece Trabzon’da bir köy ve çekirdek bir aile yapısı üzerinden anlatmayı planlamıştım. Hiçbir şey çekemeden geri dönmeyi bile göze almıştık. Çünkü Trabzon’a yola çıkmadan önce orada çalışmış bir takım büyüklerimiz Rumca üzerine bir belgesel yapılamayacağını, kimsenin kamerayı görünce Rumca konuşmayacağını söyledi. Ama umduğumdan fazlasını buldum. Rumca Türküler, Rumca ağıtlar, Rumca olan ve tamamen doğal, yaşamın içinden konuşmalar çektik. Yolculuğumuz bizi buradan 1924’de Yunanistan’a gitmek zorunda kalan yerli halkı tanımaya itti… Zaten böyle bir belgesel yaptığımızı duyunca inanamamışlar. Türkiye’den bizi hatırlayan, unutmayan birileri mi var diye. Ve bizi Yunanistan’a davet ettiler. Orada onlarla tanıştık ve bu kez biz şaşkınlığımızı gizleyemiyorduk. Atina’nın orta yerinde büyük bir eğlence merkezi ve Karadeniz’in bir köyünden çıkıp gelmiş gibi yöresel kıyafetleriyle genç kızlar genç erkekler, bizim hiç de yabancı olmadığımız ezgiler eşliğinde horon oynuyordu. Sonraki durak da İstanbul oldu. Çünkü ülkenin doğusunda bir dil yavaş yavaş yok olurken batısında yani İstanbul’da yeniden müzik diliyle can buluyordu…
Çağdaş Günerbüyük
www.evrensel.net