20.06.2010 06:00

Kripto Ermeniler meselesi (2)

Kirvem, Yukarıdaki başlıktan yola çıkarak “saklı”, kripto Ermeniler hakkında uzun boylu laf etmek gibi bir derdim yok; zaten bu konuda, daha doğrusu bu “mesele”yle ilgilenmek isteyenlerin inceden inceye araştırmalara, tuğla misali kalın kitaplara başvurmalarına gerek yok


Kirvem,
Yukarıdaki başlıktan yola çıkarak “saklı”, kripto Ermeniler hakkında uzun boylu laf etmek gibi bir derdim yok; zaten bu konuda, daha doğrusu bu “mesele”yle ilgilenmek isteyenlerin inceden inceye araştırmalara, tuğla misali kalın kitaplara başvurmalarına gerek yok, hele hele bilgisayar denen oyuncağın tuşlarına dokunup bir de “google” hazretlerinin kapısını çalmak gibi bir “lüks”ünüz varsa, o zaman iki tıktıkla önünüzde sayfalar dolusu bilgi, sizi hazır nazır bekliyor demektir!
Aslında 24 Nisan 1915 tarihinde önce İstanbul’da her kesimden iki yüz otuz dört Ermeni “aydın”ın bir gece ansızın derdest edilmesiyle başlayıp, ardından da giderek “büyük felaket”e dönüşen bu “tehcir” olayı esnasında, özellikle Hamidiye Alayları’nın zulmü sonucunda ölenlerin “çetelesi”ni, “rakam”sal boyutunu tartışıp, bunu da sanki bir marifetmiş gibi süfli bir pazarlığa dönüştürürken; beri yandan işin fecaatini, vicdani muhasebesini göz ardı edenlerin bu köhnemiş, bu katı zihniyetlerini bir tarafa bırakıp, meselenin özüne bakılırsa; acı gerçek şu ki, Anadolu denen bu coğrafyanın kadim halklarından biri olan Ermenilerin, gari bu diyarlarda esamisi bile okunmuyor…
Yani?..
Yani “İttihat Terakki” kurmaylarının başını çeken Talat-Enver-Cemal “truimvira”sının, bu “muhteşem üçlü”nün tehcir, sürgün, kıtal, kıyım, kafle veya “sözde soykırım”dan yana harcadıkları dahiyane “performans” sonucunda ayrık otu misali bu topraklardan kazıyıp, dolayısıyla “meçhul”e gönderdikleri Ermenilerin hasbelkader geride kalan “kılıç artıkları” da, Türk-Kürt kimlikleri içinde zamanla eriyip asimle olurken, öte taraftan onların içinden günümüze kadar ulaşan “tortu”ları da “saklı”, kripto Ermeniler safında, hatta illa da uygun bir deyimle söylemek gerekirse “iki dinden avare” yaşayıp durdular…
Nitekim ben özüm de yıllar sonra gerek kendi anadilim, gerekse Türkçeyle kaleme aldığım yazılarımla, hani nasıl derler; “koyunun bulunmadığı yerde Abdurrahman çelebi misali” az-çok yazar kimliğimle memleketim Diyarbakır’a her gittiğimde, daha da doğrusu her söyleşinin ardından “Hocam benim de nenem Ermeniymiş” tarzındaki “günah” çıkarmalarıyla o denli haşir neşir oldum ki, bu durum karşısında bizim yörelerin deyimiyle yalnız şaşırmadım, dahası da dilim lal oldu!
İşte geçenlerde Diyarbakır’da ilk kez açılan TÜYAP Kitap Fuarı’nda tanıştığım bu “kripto” Ermenilerden birinin mektubunu, veya bir bakıma onların binlerce örneğinden sadece bir tekini, ibreti alem için aşağıya aktarıp, bu bapta insanların yıllarca içine kapandıkları ruh halini, onların “dram”ını özetle paylaşmak istiyorum:
“…Ben Hani’de doğdum,Türkçeyi ilkokulda öğrendim. Belli bir yaşa kadar her Kürt gibi ben de kim olduğumu bilmeden yaşadım; kim olduğumu anlayacak yaşlarda anneannemin Ermeni kökenli olduğunu öğrendim. Anneannemin bir erkek iki kız çocuğu, kızlardan biri benim annem. Bu ara dedem, insanlık açısından hiç hoş karşılamadığım ve hoş olmayan ikinci bir evlilik gerçekleştiriyor. Sonra 1925 Şeyh Sait hareketi arkasından başlayan sürgünler… Bey olmaları nedeniyle tüm ailemize yakın büyük bölümü, Türkiye’nin çeşitli illerine aileyi parçalayarak sürgün ediyor; annem-babam, amca torunları, babamlar İstanbul’a sürülürken, annemler İzmir’e sürülüyor.
Yıllar sonra uygulanan af ile ailem anavatanına, topraklarına geri dönüyor. Dönüş yolculuğu trenle oluyor. O yolculuk Nusaybin’de son buluyor. Annem ve kardeşleri, bu son yolculukta Nusaybin’de annelerini son kez görüyorlar. Bu, bölgemizdeki Kürt ve Ermeni halkının ortak yaşamından acılı kısa bir kesit.
Size neden yazdım, ne istiyorum?
Tek isteğim, anneannemin mezarını bir kez ziyaret etmek, eğer varsa çocuklarını görmek, erkeklerine kabul ederlerse dayı, kadınlarına da teyze demek istiyorum. Tek amacım bu.
Anneannemin adı Menevşe (onun kızlık ismini bilmiyorum, ailemizde bu isimle biliniyor).
Hani Ermenilerinden olduğu söyleniyor.
Dedemin adı Menduh Bey.
Temur Bey sülalesi olarak biliniriz.
Hanili Hamdi Bey’in torunuyum.”
MIGIRDİÇ MARGOSYAN
11.02.2026 19:35

Özgür Özel: Erdoğan bizi doğruladı, Gürlek siyasidir, bunlar iftiracıdır, darbecidir

"Erdoğan dün attığı imzayla kendini yalanlamıştır. Yalanın büyüğü, 'Türkiye hukuk devleti' yalanıdır. Yaptığı atamayla bizi doğrulamıştır. Akın Gürlek siyasidir. Tüm davalar siyasidir. Arkadaşlarımız masumdur, bunlar iftiracı, kumpasçı, darbecidir!"

12.02.2026 10:42

Erhürman: Guterres ile 'bu defa farklı olmalı' tespiti üzerinde durduk

Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile New York’ta yaptığı görüşmede Kıbrıs sorununun çözümü için dört maddelik yeni bir metodoloji önerisi sunduklarını açıkladı.

Erhürman: Guterres ile 'bu defa farklı olmalı' tespiti üzerinde durduk

Fotoğraf: ANKA

12.02.2026 01:06

CHP MYK, pazartesi günü Görele Belediye Başkanı'nın disipline sevki talebini görüşecek: Cinsel taciz soruşturması kapsamında tutuklanmıştı

CHP MYK, hakkında yürütülen cinsel taciz soruşturması kapsamında tutuklanan Görele Belediye Başkanı Hasbi Dede'nin tedbirli olarak Yüksek Disiplin Kurulu'na sevkini pazartesi günü görüşecek.

CHP MYK, pazartesi günü Görele Belediye Başkanı'nın disipline sevki talebini görüşecek: Cinsel taciz soruşturması kapsamında tutuklanmıştı

Fotoğraf: ANKA

11.02.2026 21:46

Bursa Tabip Odasından 'Kanseri kenevirle yendim' açıklamasına itiraz

Bursa Tabip Odası bir sempozyumda kendisini onkolog ve profesör olarak tanıtan konuşmacının ‘Kanseri kenevirle yendim’ sözlerine tepki göstererek, bilimsel gerçeklikle bağdaşmayan söylemlerin meşrulaştırılmasına sessiz kalamayız” dedi.

Bursa Tabip Odasından "Kanseri kenevirle yendim" açıklamasına itiraz

Fotoğraf: Evrensel

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!