08.01.2011 06:00
Eskort kuvvet medya!
Modern gazetecilik, burjuva aydınlanmasının ürünü olarak başladı. Dördüncü güç olarak halkın haberdar edilmesini ve kamuoyunun serbestçe oluşumunu misyon edindi.
Modern gazetecilik, burjuva aydınlanmasının ürünü olarak başladı. Dördüncü güç olarak halkın haberdar edilmesini ve kamuoyunun serbestçe oluşumunu misyon edindi.
Bu misyonda gazetecinin en önemli işi haber yazmak.
Haber yazmanın en önemli şartı da haber kaynağına sorular sorarak gerekli bilgiyi toplamak.
Aydınlanma devrimini ve kapitalistleşmeyi doğal seyrinde yaşamış ülkelerde piyasanın gazeteciye çizdiği soru sorma, haber yazma sınırı daha geniş.
Örneğin, İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, Türkiye- Rusya enerji anlaşmalarının imza töreni için Türkiyeye gelmişti. Ülkesine dönüşünde, bizdeki TRTnin İtalyadaki muadili RAInin muhabiri, Türk hükümeti, enerji anlaşmaları yapmak üzere Rusyayla masaya oturduğunda sizin de orada olmanızdan dolayı şaşkındı. Neden oradaydınız? diye sordu.
Berlusconi şöyle yanıtladı: RAIden geliyorsun. Dün de hükümet hakkında sert haberleriniz vardı. Bunu kabul edemeyiz. Bir televizyon, İtalyan halkının parasıyla ayakta duruyor ve hükümet aleyhine saldırıda bulunuyor.
RAI Televizyonunun Başkanı Paolo Garimberti ise Haberlerimizin rengi yok. Bütün haberleri vermemiz gerekiyor. diye açıklama yaptı (Radikal, 8 Ağustos 2009).
REFAKATÇİ MUHABİR
Gazetecinin en önemli işi haber yazmak. Haber yazmanın en önemli şartı da haber kaynağına sorular sorarak gerekli bilgiyi toplamak. Gel gör ki, Türkiyede her gazeteci Başbakana soru soramadığı gibi Başbakana her soru da sorulamıyor. Başbakana soru soracak gazetecinin çok dikkatli olması gerekiyor.
Fırat Kozokun haberine göre, sorusu beğenilmeyen gazeteci patronlara şikâyet ediliyor. Sonrasında o gazeteci bir daha Başbakanın programlarına alınmıyor (Cumhuriyet, 21 Aralık 2010).
Haber yeni olsa da sipariş soru uygulaması yeni değil. Tirajikomik bir skandala da yol açmıştı. Skandalın videosu hâlâ internette dolaşıyor.
Bulgaristan Başbakanı Borisov, 29-30 Ocak 2010 tarihlerinde Türkiyeyi ziyaret etmişti. Ortak basın toplantısında, Başbakan Erdoğan bir kâğıda yazdığı notu bir görevliye uzattı. Notta Bana doğalgaz zammını sorsunlar! yazılıydı. Görevli, talimatı TRT muhabirine iletti. Ancak TRT muhabiri soruyu Erdoğana değil, Bulgaristan Başbakanı Borisova yöneltti. Bulgar Başbakan şaşkındı. Çünkü Türkiyeye doğalgaz satmıyorlardı. Anlayamadım deyince muhabir sorusunu yineledi. Bu kez Tayyip Erdoğan Bizdeki zamları mı konuşuyorsunuz? diye gevrek gevrek gülerek devreye girdi. Muhabir hatasını anlayıp özür diledi.
KAVALYE KÖŞE YAZARI
Dediğimiz gibi sipariş soru, sipariş köşe yazısı skandalı yeni değil. Erdoğan geçen yıl partisinin il başkanları toplantısında medya patronlarına seslenerek, canını sıkan köşe yazarlarını gerekiyorsa işten atmaları için uyarmıştı: Ben bu yazıları yazan gazetelerin patronlarına sesleniyorum. Ne yapayım hâkim olamıyorum diyemezsin. Sen maaşını veriyorsun. Bir taraftan gelip hükümete vuracaksın, bir yandan da köşe yazarına sahip olamayacaksın... Herkes fikrini söyler ama o insanlara da o kalemi teslim edenler kusura bakma kardeşim bu dükkânda sana yer yok demeli.. (26 Şubat 2010, AKP İl Başkanları toplantısı.)
Başbakanın sözleri öyle bir skandaldı ki, kimi iktidar şakşakçıları bile köşelerinde, Medya dördüncü kuvvettir. Başbakan bunları söylememeliydi! diye sözüm ona hayıflandılar.
SİPARİŞ SORU,
AKREDİTASYON
VE SANSÜR
Oysa Başbakan kendi siyasal/ideolojik yaklaşımına ters düşen bir laf etmemişti. Nitekim Başbakanın etrafına topladığı gazeteci sıfatlı danışmanları imam-cemaat yasasının hakkını verdiler, sipariş soru ve akreditasyonu rutin hale getirdiler. Başbakana sordukları sorularla sıkıntı yaratan 7 gazetecinin akreditasyonunu iptal ederek Başbakanı izlemelerini yasakladılar. Evrenselden Sultan Özer, yasaklamayı yargıya taşıdı; Başbakanlık, devamsızlık gerekçesiyle yasak getirildiğini savundu (Evrensel, 24 Aralık 2010).
Yani gazeteciyi memur olarak görüyorlar ve mesaiye devamsızlık gerekçesiyle ilişiğini kesiyorlar! Genelkurmay Başkanlığı da istemediği gazetecinin firarını veriyordur herhalde!
Anlaşılacağı üzere akreditasyonu süren gazeteciler devamsız ya da firarda sayılmamak için ister istemez sorularına dikkat etmek zorundalar.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Meslektaşlarımızın sadece istenilen sorular sormak zorunda bırakılması, Türk demokrasisine ve düşüncü özgürlüğüne karşı işlenmiş bir suçtur diye açıklama yapmış.
Belirtmeli ki, sipariş soru skandalının günahı salt Başbakana ve danışmanlarına ait değildir. Skandalın öteki yüzünde, demokrasi zannedilen rejimin ve dördüncü güç medyanın ancak piyasanın izin verdiği ölçüde demokrasi ve dördüncü güç olabildiği gerçeği vardır. Soruya, habere ve yazıya sansür patrondan başlar, reklamverenlerin sansürü, hükümetin sansürü, siyaset-sermaye ittifakının sansürü diye sıralanır gider. Nihayetinde gazeteci kendi çapında patrondur, kendi çapında Başbakandır, neyi yazıp yazamayacağını bilir; resmi olsun özel olsun, devletin ve sermayenin ağzı, milletin kulağı yasasına tabidir.
Sansürün ve otosansürün öyküsü hayli uzun ve derindir. Meraklısı, Dördüncü Ordu Medya ve Devşirmeler Dönekler adlı kitaplara bakmalıdır.
Medya emekçisine düşen ise, içinde kıvranıp durduğu çemberi sınıf bilinciyle sorgulamak ve hiç değilse sendika çatısı altında örgütlenmektir.
RAHMİ YILDIRIM / Gazeteci
Evrensel'i Takip Et