31 Ekim 2011 05:55

‘Asıl sorun medyanın ayara hazır olması’

Başbakan Erdoğan’ın medya yöneticileriyle yaptığı toplantıyı ve Van depreminin ardından Kürtlere dönük medyada artan ırkçı söylemleri değerlendiren gazeteci Ragıp Duran, toplantının amacının “tüm medyayı AKP’nin sesi yapmak” olduğunu söyledi. İletişimci Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu ise, medya açısınd

‘Asıl sorun medyanın ayara hazır olması’
Paylaş
Çağdaş Kaplan

Başbakan Erdoğan’ın medya yöneticileriyle yaptığı toplantıyı ve Van depreminin ardından Kürtlere dönük medyada artan ırkçı söylemleri değerlendiren gazeteci Ragıp Duran, toplantının amacının “tüm medyayı AKP’nin sesi yapmak” olduğunu söyledi. İletişimci Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu ise, medya açısından asıl üzücü olanın depremin ardından bile rövanşist, ötekileştirici ve ırkçı bir dil kullanan basının “ayar çekilmeye hazır duruşu” olduğunu söyledi.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Çukurca’da 24 askerin yaşamını yitirmesinin ardından medya medya temsilcileri ile yaptığı toplantı tartışılmaya devam ediyor. Çankaya Köşkünde yapılan “basına ayar çekme” toplantısı olarak değerlendirilen toplantı sonrası kamu kurumu Anadolu Ajansı, Ajans Haber Türk, Ankara Haber Ajansı, Cihan Haber Ajansı ve İhlâs Haber Ajansı yayınladıkları ortak deklerasyonla izleyecekleri “yeni” yayın ilkelerini açıklamıştı. ‘

Gazeteci Ragıp Duran ve Galatasaray Üniversitesi İletişim Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu Çukurca sonrası artan şoven dil ve Van depreminde medyanın yaklaşımı, çeşitli televizyon sunucularının ırkçı tavırları gibi son gelişmeleri değerlendirdiler.

Başbakanın medya ile toplantısına değinen Ragıp Duran, bir Başbakanın medya işverenleri ve yöneticileri ile basın toplantısı dışında kapalı bir şekilde bir araya gelmesinin başlı başına bir sorun olduğunu söyledi. Yapılan toplantının medya-iktidar ilişkilerini, ast-üst ilişkisine dönüştüğünü bir kez daha ortaya çıkarttığını ifade eden Duran, “Seçmenlerin yüzde 50’sinin desteğini alan AKP, bugün medyanın neredeyse yüzde 90’ını denetim altına aldı. Öte yandan, toplantıya AKP iktidarına muhalefet eden üç günlük gazete ile sol eğilimli gazetelerin de çağrılmamış olması, o gazeteler açısından olumlu bir durum yaratsa da, toplantının esas olarak mesleki değil siyasi mesaj verme amacını taşıdığını gösteriyor. Eskiden Genelkurmay Başkanlığı da İslami eğilimli gazeteleri basın toplantılarına çağırmaz, bu medya organlarında görevli muhabirlere akreditasyon vermezdi. Eski uygulama devam ediyor. Uygulayıcılar değişince, mağdurlar da değişiyor” dedi.

MEDYA GÖRMEZSE ÇÖZÜLEBİLİR Mİ?

Yaygın medyayı, Kürt gerçeğinden daha da uzaklaştırmak çabasının Erdoğan için önemli bir ihtiyaç olduğunu da kaydeden Duran, “Erdoğan, medyayı Kürt dünyasına karşı bir kalkan haline getirmeye çalışmaktansa, BDP ile ilişkileri düzeltmeye çabalasaydı, çok geniş bir kesimin desteğini alabilirdi. Ne var ki, Başbakanın siyasi, ideolojik, kültürel tercihleri, barış, özgürlük, demokrasiden çok, giderek daha fazla tek adam, askeri çözüm, baskı ve sansürden yana” diye konuştu. Erdoğan’ın tüm medyayı “AKP’nin sesi” yapmaya çalıştığını belirten Duran, Kürt sorununa ilişkin özellikle şiddet içeren olayların haberleştirilmemesiyle PKK’nin zayıflatılabileceği gibi yanlış bir fikir içerisinde olunduğunu söyledi. Duran, “Sanal iktidarı sayesinde, hakiki gerçeği gizleyebileceğine ya da değiştirebileceğine inanıyor. Türkiye’de bütün gazeteler, bütün radyo ve televizyonlar, bundan sonra Kürdün K’sinı ya da PKK’nin P’sini ağızlarına bile almasalar, Kürt sorunu çözülebilir mi?” diye sordu.

Duran, Van’da yaşanan depremin ardından bazı medya kuruluşlarından yansıyan ırkçı ve ötekileştirici dili ise, “Medyaya yansıyan ırkçı, linç kışkırtıcısı söylem ve yayınlar, sosyal medyada da görüldüğü üzere, münferit, kuraldışı bir yaklaşım değil. Neyse ki büyük çoğunluğun, evindeki 3 battaniyeden birini alıp kargo şirketlerine koştuğunu da gördüğüm için, ırkçı, linçi Kürt düşmanı eğilimin çok güçlü olmadığına inanmak eğilimindeyim. Medyada birkaç gizli-açık ırkçının bilinçdışını, canlı yayında, kasıtlı olarak mikrofon ve ekranlara yansıtması, insanı umutsuzluğa ve öfkeye yöneltiyor. İnsanlık dışı bu girişimlere karşı gelişen tepkiler bir nebze olsun içimizi ısıtsa da, medya yöneticilerinin suç ortaklığı sorgulanmalı. Söz konusu iki sunucu, bugün hala görevlerinin başındaysa, o televizyonların yönetimleri de bu nefret söylemini müsamaha ile karşılıyorlar demektir” şeklinde değerlendirdi.

Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu ise, medya işverenleri ve Başbakan Erdoğan’ın yaptığı toplantıda asıl düşündürücü olan noktanın medyanın “ayar çekilmeye hazır tutumu” olduğunu vurguladı. AKP hükümetinin çatışma dönemlerinde “ayar” dozajını sistematik bir biçimde arttırdığına dikkat çeken İnceoğlu, geçmişte basına bunun yaptırım tehdidi olarak yansıdığını, şimdilerde ise bunun rica biçimine dönüştüğünü vurguladı. Sorumlu gazetecilik yapması istenilen medyanın en büyük sorumluluğunun “devlete karşı olan sorumluluk değil halka olan sorumluluğunun” üzerinde duran İnceoğlu, içinden geçilen çatışmalı ve kritik dönemlerde önerilmesi gerekenin eksik, çarpıtılmış veya görmezden gelinen haber değil, barış dilinin ön plana çıktığı barış gazeteciliği olması gerektiğine işaret etti. Toplantının ardından, tüm Türkiye’de gelişen Kürtlere ve kurumlarına dönük linç girişimlerinin basına yansımaması konusunda da değerlendirmelerde bulunan İnceoğlu, bunun sebebinin ise demokrasi kültürünün gelişmemiş olmasına ve bu ortamda gazetecilerin de “ulusal çıkar fikrini” çok çabuk içselleştirmeleri olduğunu söyledi.

‘BAŞA DÖNÜYORUZ’

Van’da yaşanan depremin ardından rövanşist bir dille haber sunumu yapan ve ırkçı söylemler kullanan haber spikerlerini ve kullanılan dili de değerlendiren İnceoğlu, “Tüm bu yaşananlar ne yazık ki bizim gerek toplum gerek medya profesyonelleri açısından tekrar ilk başlara döndüğümüzün işaretleridir. Rövanşist, ötekileştirici, ırkçı, nefret ve kinle beslenen bir dilden kurtulamadığımız müddetçe, hangi açılımı yaparsak yaparım hiçbir yere varamayız. Bu konuda yol gösterici olma açısından, Barış gazeteciliğinin iki önemli ismi Jake Lynch ve Annabel McGoldrick’in ilkeleri önemli: ‘Bir çatışmayı sadece iki tarafın çatışması gibi göstermekten kaçınılmalı, çatışmanın sonuçlarının ve bağlantıların izleri sürülmeli, şiddetin yalnız görünen değil, aynı zamanda görünmeyen etkileri hakkında da haber yapma yolları aranmalı, sürekli olarak tarafların farklılıklarını değil, ortak zeminde buluşma olasılıklarını gösteren haberler yapılmalı; trajedi, soykırım, katliam suikast gibi sözcükler bol keseden yerli yersiz kullanılmamalıdır” diye konuştu. (İstanbul/DİHA)

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Zarakolu ve Ersanlı dahil 50 kişi adliyede

SONRAKİ HABER

Dünyada kadınlar

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa