Halk onları cezalandıracak!

Sermaye güçleri ve hükümet, ülkeyi içine sürükledileri kaostan çıkacakları iddiasına inandırıcılık kazandırmak için Amerika'dan ithal bakan Kemal Derviş'i bir idol olarak kullanıyorlar.

Halk onları cezalandıracak!
Ayhan Özgür
Bütün olup bitene karşın, Başbakan Ecevit büyük bir pişkinlikle; "halkı düşünen bir programla" ilerleyeceklerini, "Kemal Derviş'in de bunu yapacağı"nı söylüyor. Hem de; geçmişten örnek gösteriyor; "Bizim halkın bu programdan zarar görmemesi için dikkatli davrandığımız biliniyor, Kemal Derviş de buna özen gösterecek" diyor.
Başbakanın söylediğini okuyanlar, "Bu adam ya ne dediğini bilmiyor ya da bizimle kafa buluyor" diyorlar. Ama, onun olup bitenin farkında olup olmasının pek bir önemi yok. Çünkü; sadece kahvede, otobüste, işyerlerinde emekçilerin hükümet, düzen partileri için söyledikleri bir yana, son yapılan anketler de artık, halkın tepkisinin boyutlarının "inanılmaz" noktalara geldiğini gösteriyor.
"HİÇBİRİ" EN BÜYÜK PARTİ
Dün basında da yer alan ANAR'ın 27-28 Şubat 2001 günleri yaptığı ankete göre, Meclis'teki beş partinin destek oranları şöyle: FP yüzde 9.4, MHP 8.9, DYP 7.2, DSP 4.9, ANAP 4.1'dir. Yani bugün parlamentoda yer alan; "tahkim", "özelleştirme" gibi ülkenin kaynaklarının yağmalanması için yasalar çıkaran, ülkenin geleceğini bağlayan kararlar alan partilerin hiçbiri "baraj"ı geçememektedir. Yani olağan, halkın "illa şu partilere oy ver" diye zorlanmayacağı bir seçim sisteminde bu partilerin hepsi de barajın altında kalacaktır. Dahası iktidardaki "üç parti"nin toplam desteği ise sadece yüzde 17.9 düzeyindedir. Yani şu anda ülkeyi; yüzde 17.4 destekli bir hükümet yönetmektedir.
Bütün bunların ötesinde; "kararsızlar"ın oranı yüzde 16.9, "hiçbiri" diyenlerin oranı ise yüzde 32.8'dir. Bunun anlamı ise; "kararsız" ve "hiçbiri" diyenlerin toplamı, iktidar partilerini "üçe katlayarak" 49.7'i bulmaktadır. Bu toplam oran, benzer bir kamuoyu yoklamasına göre; geçen ocak ayında yüzde 32'dir.
MEŞRUİYETİNİ YİTİREN BİR SİSTEM
Sermayenin propagandacıları ve akıl hocaları bu rakamlardan, "Meclis'in, partilerin itibar yitirdiğini" çıkarıyorlar ama; bu itibar kaybını da, Cumhurbaşkanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet, mahkemeler vb. kurumlarının itibar kazandığını gösteren benzer anket sonuçlarını (ANAR anketine göre, 10 üstünden Cumuhurbaşkanı 7.9, TSK 7, polis 5.6, diyanet 4.5, iş dünyası 3.8, medya 2.9, TBMM 2.4, hükümet 1.9, siyasi partiler 1.8 almışlar); parlamento karşısında öteki "kurumları"nı güçlendirmenin bir aracı olarak kullanıyorlar. Nitekim, ANAR anketinin rakamlarını, yine aynı anketin kurumlarla ilgili rakamlarını öne çıkararak dengeliyorlar. Ancak; diğer kurumların göreceli itibarı ne olursa olsun; sistemi meşrulaştıran, en azından 5 yılda bir halkın oyuna sunan sistemin parlamento bölümü (ankette TBMM 10 üzerinden 2.4 alarak hükümet ve siyasi partilerle birlikte son üç sırayı paylaşmış) bu ölçüde halkın tepkisini çeker hale gelmişse, artık tartışılan sistemin meşruiyeti olur. Çünkü parlamenter bir sistemde; cumhurbaşkanından mahkemelere kadar her kurum, ancak parlamentonun az çok halk tarafından meşru görüldüğü koşullarda bir meşruiyete sahip olabilir.
İKTİDAR DA MUHALEFET DE İTİBARINI TÜKETMİŞ
Sistemin kurumlarının birbiriyle ilişkisi ister iyi ister sorunlu olsun; son tahlilde bu ilişkilerin dışındaki alanda; işçi sınıfının, emekçilerin arasında ve onların örgütleri nezdindeki gelişmeler belirleyicidir. Ve anketin sonucu da; halkın sisteme, sistemin krizin ortaya çıkardığı ilişkilere tepkisi bu sistemin en açık savunucularından başlayarak ortaya konmuştur. Nitekim en çok destek yitiren sistemi en militanca savunan DSP olmuş, ANAP kayıpta onu izlemiş, olup bitende duldada ve sessiz kalarak geçiştiren MHP ise en az oy kaybetmiştir. Muhalefetteki DYP ve FP ise daha az destek kaybetmişlerdir.
Diğer bir ilginçlik ise, muhalefet partilerinin de büyük ölçüde destek kaybına uğramış olmasıdır. Oysa "olağan" bir sistem içinde iktidar destek yitiriyorsa muhalefet destek kazanır. Ama; burada, sistemi savunan bütün partilerin destek yitirdiğini, üstelik bu destek yitiminin "sistemi koruma barikatı" olarak konmuş "barajın altına" düştüklerini görüyoruz.
EMEKÇİLERİN İLERİ KESİMLERİNİN ROLÜ ÖNEMLİ
Anketin ortaya koyduğu şey; halkın sistemden onun partilerinden hesap sormaya yöneldiği bir sürecin başlangıcında olduğudur. Bu anketten çıkarılacak en gerçekçi ve en önemli sonuç budur. Dahası, son günlerde Ankara'da, bir grup iktisatçı öğretim üyesinin bir "ulusal iktisat programı" yayınlayarak, serbest piyasacılara meydan okuması, Emek Platformu'nun bu bildirgeye sahip çıkarak onu "emeğin programı"na dayanak olarak alabilecekleri belirtileri, pek çok yerde sendikalarda, emek örgütlerinde geçmişte görülmedik ölçüde derinden bir hareketlilik olması, işçilerin, emekçilerin temsilciler ve işyerleri düzeyinde örgütlenerek mücadeleye atılmaya yönelmeleri halkın da artık hesap sorma aşamasına geldiğini göstermektedir. Bundan ötesi; bu hesap sormanın nasıl bir biçimde gerçekleşeceği ise; "tamamen" emek örgütlerinin, emekçilerin ileri kesimlerinin, sınıf partisinin ve sınıftan yana partilerin bu mücadele içinde oynayacakları role bağlıdır.
www.evrensel.net