Halk türküleri ve öyküleri

Halk türküleri ve öyküleri

Halk türküleri Anadolu'un her karışında söylenegelir. Bu türkülerin birçoğu, yüzyıllardır, bu topraklarda yaşanılanlara tanıklık etmektedir.

Halk türküleri ve öyküleri
Deniz Donat - Figan Karahasan
Halk türküleri Anadolu'un her karışında söylenegelir. Bu türkülerin birçoğu, yüzyıllardır, bu topraklarda yaşanılanlara tanıklık etmektedir. Son dönemde, 'türkü'nün popülerleşmesi, beraberinde türkülerin geniş kitlelere ulaşmasının yolunu da açıyor. Birçoğunun temel öyküleri bilinemiyor olsa da, halk müziğinin klasik eserlerinin büyük çoğunluğunun sözlerine kaynaklık eden hikâyeleri bulunuyor. Bu yazıda, yıllardır beğeniyle dinlenen iki türkünün doğuş hikâyelerini kısaca aktaracağız.
"Ferayedir Kızın Adı Feraye" ve "Çökertme."
Ferayedir Kızın Adı Feraye
Milas, tarihi boyunca iki uygarlığa başkentlik etmiştir. Önce Karya krallığına, daha sonra da Menteşe beyliğine. Menteşe beylerinden Yakup'un oğlu İlyas av meraklısı, sevdalısıymış. Silahını omuzladığı gibi dağlara düşermiş. O dağ senin bu dağ benim dolanır dururmuş. İlyas Bey bir gün Muğla Dağları'nda avlanırken; Göktepe civarında güzel bir yörük kızına rastlamış. Kıza adını sormuş, güzel kız adının Feraye olduğunu söylemiş. Feraye, İlyas Bey'in bir bey oğlu olduğunu öğrenince çadırına buyur edip
İlyas Bey'e çökelek ve ayran ikram etmiş. İlyas Bey Feraye'nin ikram ettiği çökeleği bazlamaya sarıp bir güzel yemiş, tas tas ayranları da içmiş. Bir yandan da güzel kıza içini nasıl açacağını, ona vurgun olduğunu nasıl anlatacağını düşünmüş. Sonunda Feraye'ye içini açmış. Genç kızdan olumlu yanıtı alınca haberi anasına, atasına iletmiş. Yakup Bey adamlarından birkaçını yanına alarak varmış Feraye'nin obasına. Biraz sohbetten sonra Yakup Bey hemen girmiş konuya, dönmüş kız babasına: "Bahçenizdeki gülü dermeye geldik. Sizinle kardaş olmaya geldik." Beyin bu sözlerine Feraye'nin babası bir söz söyleyememiş. Düğün hazırlıklarının başlamasına karar verilmiş. Bütün bunlar olduktun sonra Feraye'nin ağabeyi Mıstık dönmüş kuzu yaylatmaktan. Neler olup bittiğini babasından öğrendikten sonra ısrarla iki gencin evlenmesine karşı çıkmış. Tüm ısrarlara dağmen Mıstık nal demiş mıh dememiş. Feraye bakmış ki olacak yol yok. İlyas Bey'e haber salıp falanca yerden onu kaçırmasını istemiş. Ne yazık ki bütün olanları sezmiş Mıstık. Feraye'yi izleyip buluşma yerinde yakalamış ve kaçmaya cesaret eden biricik kız kardeşini oracıkta vurup öldürmüş. Kendini de uçurumun karanlıklarına atmış. İlyas Bey kavil yerine geldiğinde al kanlar içinde Feraye'nin ölüsünü bulmuş. Bunun üzerine İlyas Bey'in ne yaptığı bilinmiyor; yalnız bilinen bir gerçek var, o da bu acılı öykünün türküleştiğidir.
Çökertme
Yıllara meydan okuyan "Çökertme" türküsünün hikâyesi ise şöyle: Eskiden Bodrum'da Halil dendi mi akan sular dururmuş. Halil sokağa çıktı mı Bodrumlu kızlar pencerelere dökülürmüş. Halil çamyarması gibi, cesurmuş, yakışıklıymış, yiğitliği dillerde dolanırmış. O zamanlar bir yanda işgalciler, bir yanda da Osmanlı'nın başında bulunan padişahların gönderdiği yöneticilerle halk arasında bir sürtüşmedir gidiyor. Bodrum'da bir de kaymakam varmış, adı da "Çerkez Kaymakam"mış. Tam anlamıyla halkın düşmanı işgalcilerin dostuymuş bu kaymakam. Zevkinde, eğlencesinde; etrafında sürüyle ona dalkavukluk edenler varmış. Millet kıtlık çekerken onun sofrasından yağı balı eksik olmazmış. Bir de Çakır Gülsüm varmış o zamanlar. Gülsüm ki güzelliğinden kimse ona bakmaya kıyamazmış. Gülsüm Bitez Yalısı'nda oturuyormuş. Sahilde şirin mi şirin bir köy, adını da Bodrum'a yakın olması nedeniyle almış. Gülsüm Halil'e, Halil desen Gülsüm'e tutkun. Gülsüm'ün güzelliği Çerkez Kaymakam'a kadar ulaşmış. Çerkez
Kaymakam'ın etrafındaki dalkavuklar seviniyor, hem Gülsüm'ü kaymakama ayarlayıp gözüne girecekler, hem de dillere destan olmuş, büyük devlet adamlarına kadar şanı gitmiş olan Halil'in yavuklusunu elinden alacaklar. Kaymakam dillere destan güzellikte olan Gülsüm'le evlenmeye dünden razı zaten. Kaymakam Gülsüm'ü kaçırmayı kafasına koymuş. Gönderip adamlarını, Gülsüm'ün evini bastırtmış. Sarıp sarmalayıp aparmışlar Gülsüm'ü. Herkes tez elden Halil'in yetişeceğini ummuş. Gülsüm'ü kaçırmaya hazırlanan sandal tam sahilden uzaklaşacakken, karşı taraftan bir sandal hızla gelmeye başlamış. Herkes sahile doğru koşmuş, herkes merak ve endişe içerisindeymiş. Sandalda Halil ve yanında en güvendiği, en yakın dostu İbrahim Çavuş varmış. İki arkadaş başlamışlar denizin ortasında kaymakamın adamlarıyla çatışmaya. Patlayan silahların sesiyle Gülsüm'ün acı çığlığı duyulmuş. Ardından İbrahim Çavuş'un feryadı. Halil'in sandalı olduğu yerde kalakalmış, sanki kanatları kırılmış kuş gibi. İbrahim Çavuş feryat figan bağırmaya başlamış: "Vurdular Halil'i, yiğit Halil gitti, kalleş kaymakamın adamları vurdu." Gülsüm'ü kaçıran kaymakamın adamları Gülsüm'ü de alarak hızla sahilden uzaklaşmış. Halil'in sandalı ağır ağır sahile gelmiş, sahil ana baba günü, iğne atsan yere düşmez.
Halil'i sandaldan çıkarmışlar, oluk oluk kan akıyormuş Halil'den. Son nefesini arkadaşı İbrahim Çavuş'un ellerinde vermiş. Sahilde halk gözyaşları içinde, hıçkırıklar etrafı sarmış. Herkes bu acılı ölüme, dağ gibi delikanlının, yiğit Halil'in ölümüne ağlarken, bu hıçkırıklar arasından yanık bir ses yükselmiş.
www.evrensel.net